30 Aralık 2014 Salı

Azicik foto

Blogda resim olayina tam gecemedim şimdi azicik bişiler koyiyim bakim

Hong kong
Bizimle dalga gecer gibi
Pad thai 
Bang bang
Sanatsal bi calisma. Doi Suthep ten.

Tapinaklar

Budha bugun yasasaydi kahrindan ölürdü. Putperestlige karsi cikan, insanlarin esitligine inanan, herhangi birseye tapinmamayi savunan bu insan bugun ne yapardi bunlari görse. . Benim bile içim acıdi. Adim başı tapinak.  Iclerinde degerli mücevherlerle süslenmiş, türlü kumaslarla giydirilmis irili ufakli budha heykelleri. Önünde ona sunulan su, tutsu, meyva adaklari.  Her heykele gelip  titreyen elleriyle dokunan, öpen, secdeye yatip sonra da ayaklarina kutsal su döken insanlar.. Her tapinakta para toplanıyor.  Bazi heykeller zumrut, bazilari altin.. tapinmamayi ogreten adam tanri yapilmis.
Neden biz bu dinlerin, felsefelerin bokunu çıkarıyoruz?  Insan detaylara girdikce bogulan bir doğal obsesif kompulsif olabilir mi? Bir şeylere tapinma ihtiyaci ölüm sonrasi belirsizliginden mi? Sonsuz yasasaydik da kendi yarattigimiz bu girdabin içinde kaybolur muyduk? Insan neden yalnız ve yalniz kendine inanmaz?
Peki bu dinlerin neden dogdugu topraklara hayirlari olmaz? budizm ve hindistan, islam ve arap yarimadasi, hristiyanlik ve Israil-Filistin.. dogamizda tahrip etmek var. Diger hic bi canlida olmayan. Ve heralde yaşamı eline yüzüne bulaştiran tek türüz.

29 Aralık 2014 Pazartesi

Kaplumbağa misali

Günler günlerin ardindan yeni yilin doğumuna yaklasirken, tum otel, hostel ve pansiyon hatta ahır diyebilecegimiz yerlerin dolu olmasından ötürü hemen hemen her gun pansiyon değiştiriyoruz. Bir sokak geriye, iki sokak yana, 3 sokak arkaya..
Yeniyila sanirim check-in yaparak giricez.
Iki gun once happy elephant home denen, fillerin diger parklara nazaran bi nebze daha az kullanildigi, üzerine binilmedigi,  takla artırılmadigi bi ciftlige gittim.
Kaldığın yerden alma bırakma dahil 1600 bht. Her birimiz ( 3 kisi) ayri fillere atandik. Benimkinin adi Bang Bang di. Isim icin ezdigi insanlardan mi esinlendiler acaba diye dusundum bi an. Kocaman poposu, mahzun gözleri,  yaninda yururken ikide bir salladigi ve pat pat alnima carpan kulaklari, dev gibi ayaklari, tepesinde ektirmis gibi duran seyrek seyrek saclariyla bang bang benim icin tatli bi ani oldu.
Turistik yerleri gezerken beni kasan soyle bi durum oluyo.  Eyfel sendromu diyorum ben buna. Diyelim gittin Paris'e.  Eyfeli gormeden donebilme cesaretin var mı? Aslında dusunuyorum, demir yığını bi kule. Gittim mi gittim. Harika hissettim mi evet hissettim. Ama hiç bi şeyin ortasında boyle bir demir kule gorsem bu hazzi verir miydi? Hayir. Orayi gorunce Paris te olduğumu hissettim. Eyfel = paris.
Burada kralin saraylari ve o tapinak bu tapinak durumu var. Bangkok ta bir saray gezdik zaten. Dun de kuzey Tayland in en kutsal tepesi ve Tapınağı Doi Suthep e yarım gun tur aldik. Turda bi de bi kabile ziyareti var.  Yogun trafik nedeniyle kabileye gidemedik. Onun yerine kralin kışlık sarayini gezin dediler peki dedik. Gittik gezdik. Sarayin icine giremiosun. Bahcesini gezdik. Aklimda kalan bahcedeki muhtesem bose muzik sistemi ve ondan verilen harika caz şarkılar,  ve kralicenin emriyle yapilan gül bahcesi. Sonra Doi Suthep.  Inanilmaz kalabalik, adim adim ilerleyen trafik,  yanik balata kokulari sonrasi girdik tapinaga. yuzbinlerce minik buda heykeline dokunan, öpen, ayaklarina kutsal su döken yuzbin tane insan arasinda az da olsa bişeyler gorduk. Tepede guzel bir chiang mai manzarasi.
Aslinda 30 dakka surecek donus yolu cilgin trafikle 1.5 saati buldu. günümün en mutlu ani da o araçtan inip ozgurlugume kavusmak oldu.

Aksama dogru Tanerin iki gundur devam eden karin agrisi şiddetlendi. Kusma ve ter bosalmasi derken apar topar bi hastane bulup gittik gecenin 1 inde. Sokaklar bomboş sansimiza bi Tuktuk bulduk götürdü bizi en yakindakine. Bi agri kesici bi morfin derken yine kusmalar .. nihayet gece 2.30 da pansiyonumuza döndük.  Böbrek taşı olabilir dedi genc doktor gorunumlu cocuk ama tabi elimizde bi teşhis yok henuz. Simdilik ozet geçiyorum sonra hastane ve tapinak deneyimlerimi paylaşasim var.
Su an buzkopan, sicak su torbasi ve önümüzdeki gunlere ait belirsizliklerle bekliyoruz. 

26 Aralık 2014 Cuma

Rei ki ki rei ki ki rei kiki way way

Reiki meğer masterın, öğrencisinin enerjisini hüpletmesiymiş. Aslanlar gibi ben, dun Grip oldum seans sonasi. Taner bey sokakları arşınlarken ben pansiyon balkonunda sederjin turk kahvesi kürü yapıyorum.  Evet Türk kahvesi. Tamam turist ve gezgin arasindaki farki biliyorum, yeni ulke yeni seyler falan filan ama günde 3 fincan t.k icen benim icin bir hafta sonunda bi tane hazir t.k çok degil saniyorum.
Bu reiki ye gelince. Din gibi bişey.  Inanmak istersen. . Eger bi enerji verildiyse de ben onu pansiyona kadar 3 km yuruyuste tukettim zaten. Ama para harcamak rahatlatti mi ? Of yani.
Bu arada az önce balkoncukta otururken elimle sinekligi ittiriyim dedim odaya bisi girmesin diye.  Sineklik komple odaya girdi.  E uzun gezmelerin de bi maliyeti var tabi. Gelecek olanin gözü korkmasin sinekligi super calisan cok iyi mekanlar da var kalmak için.
Chiang mai da neler yapilir? Oncelikle akilli tel varsa hemen Havaalanindan bir thai hat alinir icinde limitsiz internet olan  ( aylik paket 500 baht) ve gps ya da google harita yüklenerek kaybolmadan bi yerden bi yere gidilebilir.
Motor bisiklet veya araba kiralanabilir. Sehir dumduz. Bisiklet için uygun.  Ben uygun muyum bunun icin? Henuz hayir. Hala soldan akan tragige alisamadim.  Her karşıya gecisim bi yasam mucadelesi. Hem kendim hem chiang mai halki icin su an trafige cikmiycam.
Etrafta kaplan ve fil gorulup sevilebilen yerler var. Tabi bununla ilgili tartismalar da. Bi cok insan kaplanlarin uyusturuldugunu iddia ediyor. Digerleri evcillestirildigini. En.nihayetinde doğal degiller tabi Kenya degil burasi.  hayvanat bahcesine en son Lima da gittim. Orangutanin kafes arkasindan bana bakisini hala unutamiyorum. Ben sanirim mutlu fil çiftligine gidip sevmek oksamak istiorum bebe filleri.
Burda iki uc gunluk trekking imkanlari da var. Jungle ici yürüyüşler,  kabile ziyaretleri. Tabi artik turistik kabileler.
Otu boku elestiren bisey begenmeyen ingiliz turist havasında degilim. Sadece benim guatemalam bu konuda eline su dökülemez bi cennetti. Orada yaşadığım deneyimleri daha detaylı yazmak isterim bi ara. Turist gormemis insanlar, jungle ve köyler kesfettik. Burada bunlari yapasim yok.
Ne yapasim var peki? Simdilik ve hala dinlenmek.. filciklerle oynamak. Balkonda oturmak.  İzlemek.  Gozlemlemek.

Bu tatilde su ana kadarki en heyecanli deneyimimiz bangkoktaydi. Cin mahallesinden siam meydanina gidicez. Tuktuklar duruyor pazarlik ediyoruz edemiyoruz gurur yapiyoruz derken bekle bekle en sonunda bi motorlu durdu önümüzde.  Bırakırim sizi dedi gideceginiz yere.  Bildiimiz 100 cc lik, bir dötlük motor.  Tanere bile sormadan atladim. Olduk mu üç döt. Sanirim 10 dk surdu. Lunaparkta olsam böyle eğlenmezdim. Keşmekeş trafigin icinde araclarin insanlarin ve tuktuklarin arasindan yilan gibi kivrila kivrila vardik gidecegimiz yere. Tanere dedim "adam oğlunun nişanını yapmış midir? " tanerin cevap: "bilmiyorum ama ben altima yaptım".

25 Aralık 2014 Perşembe

Bang-cock

Tanerle gezdigimiz ulkeler arasinda en turistik olanı olan Tayland icin Emirates ile tek yon biletimizi aldik. Izmir - Istanbul - dubai - hong Kong ve bangkok rotasını,  aradaki beklemelerle yaklaşık 23 saatte tamamladik. Honk kong da havaalanindan elimizi kolumuzu sallaya sallaya ( o sirada adamin biri damga basio pasaporta) cikip 21 nolu otobuse atladik ve sehir içine indik. Renkli, dingin, zengin ve kesinlikle Çinli değil,  guzel bi sehir. Bi iki gece gecirmek isterim sanki ilerde.
Bu arada emirates ekonomide ucmamiza ve arap olup her anonsa bismillah diye baslamalarina ramen dağıttıklari sicak havlular olsun ikram ettikleri şaraplar olsun ben beendim kendilerini. Ben sarap içerken de kimse ( dubaililer) donup pis pis bakmadi. Üzülerek saniyorum ki en yobaz musluman laik turistik ulke biziz.
Bangkokta ilk gece havaalani yakıninda bi pansiyon, sonra da şehiriçi sukhumvit bolgesinde  queen lotus guest House da kaldik. Syktrain denen sehrin tam ortasindan ve yukardan gecen rahatsiz edici mimarili bi tren hattiyla pek cok yere ulastik. Nehir kenari, kralin sarayi, cin mahallesi, siam paragon alışveriş merkezi vs vs.
Noel gunu Nok havayollarinin sirin mi sirin cizgifilm kuşu gibi boyali ucaklarindan biriyle chiang mai ya uctuk. Old town da Casa guest house da bir gece kaldik 700 baht a. Italyan amcam Türk musunuz deyince bi şokladim alala Turk tipi diye bisey mi var nasi anladi filan, sordum tabi abi nasi anladin die.  Meger ikimiz de İstanbul tshirtlerimizle geziomusuz hic sevmediğim sevimsiz turist tipler gibi. Ayni anda giymemiz buyuk talihsizlik tabi. Neyse ciktik dolastik bi teyze sokakta pad thai denen geleneksel dolapta ne varsa tavada karıştirdim yaptim yemeğinden yapiyodu 2.5 tl ye tekabül eden bi fiyata. Onu yedik. 24 saat geçti bi acil wc durumlari yok hersey normal.
Tembellik tembellik ve tembellik.. su an ne yoga yapasim,  ne yemek ogrenesim ne yürüyesim var. Yeni pansiyonumuzun minik balkonunda blog yazasim vardi onu yapiyorum. Yorgun hissediyorum.  Saat 3 te Londra'dan buralara yerlesip benim gibi parasini nereye harcayacagini bilemeyen mal turistler icin reiki satan bi amcaya gidip para verip enerji alicam. Son durumu yazarim.
Sizleri seven ve bazen hic biseyi sevmeyen muhteşem blog yazariniz Begum..

Veda

Portakal bahçeleri, dalları cadı süpürgesi kalmış incir ağaçları, zeytinler, kış güneşi,  evrimin el sallayan eli, camdan saraylarından bellerine kadar sarkıp el kol ve Türk bayraklarıyla uğurlayan bizimkiler, abimin cep harçlığı, telefonun ucunda sağlıkla gidip gelmemizi dileyen dostların sıcak sesi.. bir yolculuk daha başlıyor, gelmek için gitmek gerekiyor. Yaklaşmak için uzaklaşmak..

16 Şubat 2014 Pazar

Sevgi

Freud a gore insan 3 temel guduyle dogarmis. Yemek, barinmak ve saldirganlik.
Katılıyorum. Biz sevmeyi sonradan öğreniyoruz. Gorerek. Birbirimize dagitiyoruz. Anneden bebege, bebekten arkadasa, arkadastan sevgiliye. Bazen duvara tosluyoruz. Ama bu denkleme gore duvarin da duvar olarak kalmasinin sebebi icine katilan harç.  Bu yüzden geçmişten hiç bi uzenime öfkem yok. Üzgünüm uzduklerime, inanin onda da benim bizzat bi kötü niyetim yok..(tu)
Leo buscaglica der ki; bizler tek kanatli melekleriz ve anca birbirimize tutunarak uçabiliriz. Birimizin kanadi kirik oldu mu zincirleme bir reaksiyon gibi hepimiz bir ara nasipleniyoruz o sevgisizlikten.
Belki de hayata gelis amacimiz budur. Iyiligi, guzelligi, paylasmayi, sevmeyi, estetigi ogrenmek. Kafamizin içinde koca bir bilgisayar, kullanma klavuzu da yok ustelik.  Belki de amac akli kullanarak kalbi calistirmayi ogrenmek..  Boyle bakinca, cok yolumuz var gibi gorunuyor..

9 Şubat 2014 Pazar

Lima günleri 2

Bir ulkede ne kadar sefalet varsa o kadar zenginlik varmış.  İşte simdiye kadar colombiya, bolivya ve Peruda sahit oldugum tum sefaletin karşıt ucu lima. Bolluk bereket refah .. biz tabi en güzel bölgesindeyiz Miraflores te. Izmir karsiyaka gibi. Her tarafta parklar, süs havuzlari, luks oteller, ne ararsan var olan süpermarketler, sahilde paragliding, surf, bisiklet, kaykay, paten yapanlar, seksi bayan trafik polisleri, turlu türlü restoranlar, jazz clublar, dukkanlar.. bu insanlar hic Pisco ya gitti mi acaba? Ulkesinin her yerini Lima gibi sanan insanlar var mi bu sokaklarda?  Bu kadar uzak uçlar nasıl olur?
Daha önce de, guney amerika yi hic bilmeyen insanlar tarafından yazılmış sanki dedigim rehber kitaplarimizin birinde,  Lima esittir peru diyordu. Evet eger sadece lima ya ucup geri donulurse tabi öyledir.  Ama 2 bucuk ay gezip gördugum ne hayatlarla ne mantaliteyle ne insanlarla alakasi yok buranin.  Parayi verene hizmet eden bir devlet anladigim kadariyla peru. Simdi guluyosunuz ve " sanki bizimki ne" diyorsunuz eminim.. ah bi de burada yokluk ceken %99 u gorseniz, bizim memleketi opup başınıza koyarsanız. 
Bir tarafta korkunç eksiklikler yoksulluklar varken kendi cevresinde hersey toz pembe yasayabilen insanlara inanamiyorum. Insanin içine siner mi?  Sadece oradan geçen olarak benim içime sinmiyor..

Ama hayatin dogasi da boyle diil mi malesef. Bir taraf çöl bir taraf okyanus. Komunizm dogada yok.  Belki medeniyetin ileri seviyelerinde olur. Thomas Moore un utopyasi gibi.
Amma felsefe yaptim. Canim mi sikiliyo ne?

5 Şubat 2014 Çarşamba

Lima gunleri

Limada 4. Gunumuz.  Miraflores semtinde ucuz konaklama derdine oradan oraya savrulduk 3 gece. Şehrin en guzel yerinde sevimsiz konaklama sartlarinda bir kaç hostel degistirdik.  Dun yine elimizde bavullar sirtimizda cantalar kalabalik sokaklarda yeni hostelimizi ararken kucuk boylu koca memeli suklum sacli benekli taytli bi teyze durdurdu bizi. Oda mi ariyorsunuz, ben oda kiraliyorum dedi. Ayak ustu iki dakka muabbetten sonra, yarim saat sonra bulusmak uzere sozlestik. Aradigimiz hostelimiz da hemen yolun karşısındaymis. Ucuz, yeri guzel kendisi çirkin bi hostel. Teyzeyle buluştuk bir sure sonra.  Hemen caddeden saga döndük kocaman bir apartman sehrin göbeğinde.  Kapida güvenlik. Teyze sürekli biseyler anlatiyor hızına yetismek mumkun degil.  10. Kata ciktik. Heralde bizi kesip organlarimizi satacaklar. Taner "bende böbrek taşı var söylesem mi acaba" diyor.. piril pırıl bir apartmanda guzel bi daireden içeri girdik. 3 ayri oda,  salon ve mutfak var. Teyze mutfaktan açılan bir kapıyı gösterip ben burada yaşiyorum diyor. Biz genis ve banyolu oda icin yogun pazarliklar ardindan kendimizce uygun bir fiyata mart basina kadar kalmak üzere anlaşiyor ve daha önceden ayirttigimiz hostelimiza dönüyoruz geceyi gecirmek icin. Ben hem cok seviniyorum hem icim icimi kemirio. Nedir kimdir bu kadin. Neden yolda ev pazarlar. Kendisi nerde yaşar. Aksam binanin guvenligine kadını soruyorum mal sahibiymis hakkaten. Biraz olsun icim rahatliyor.
Ertesi gun, yani bugun cantalari alip apartmana geldik sabah. Odamiza yerlestik. Sanirim mutfağı ortak kullanicaz. Hala supheci ve temkinli yaklasiyorum ama su ana kadar hersey yolunda gorunuyor.
Sabah ilk is hemen gidip kendimize kahvaltilik tereyag ve reçel aldim:p E alistik 3 ay.. dermişim. Valla gittim ne bulduysam esmer ekmek, beyaz peynir görünümünde bisi, zeytin domates filan yükledim geldim. Bi de uc top sarimsak almışım ki henuz onlarla naapicagim hakkinda en ufak bir fikrim yok. Olsun varliklari yeter.
Gece sakin. Bizim teyzeyle kizi mutfakta meyva salatasi yaptilar. Teyze geldi bana ister misin dedi ellerimden tutup. Bana acio sanırım:) bi sevkat gosterio ama du bakalim.. hangi organlarimin daha saglikli oldugu hakkinda tuyo almaya da calisiyo olabilir.
Evimizde ilk gecemiz. Simdi tumba yatak..

4 Şubat 2014 Salı

Cusco - Lima ( alacakaranlık kuşağı)

Lima ya 22 saatlik otobus yolculugu yemedigi için 2 subata uygun bir ucus bulup biletlerimizi satın aldik. Cuscoyu çok sevmiştim ben aslinda ama hava her gun biraz daha soguyunca ben de limayi dort gözle bekler oldum. Bir de yuksek irtifada neredeyse bir ayı doldurduktan sonra deniz kokusu ve oksijeni icime cekmek için ayri bir heyecan duyuyordum.
Ucagimiz Star Peru firmasinin 11.05 seferi. Taner gec kaliriz diye endise ettiginden ( cusco da bir gece daha kalasi yok) saat 9 da havaalanindayiz. Star peru deskine gidiyoruz bavullarimiz aliniyor, deskin arkasindan bayan soruyor limadan bir yere uçacak misiniz bugun? , nie sordu ki simdi bunu?  Yok ucmiycaz,  boarding kartlarimizi veriyor. Bi bakiyorum ucaga gidis 11:00 görünüyor. Nasi olur 11.05 te ucak kalkacak diyorum,  artik öyle bişiler diyo ki ben ayri anliyorum taner ayri anliyo. ben anladim 11 de anons edecekler. Taner de anlio ki 11 de havaalani kapanacak?! neyse yapacak bisi yok. Yukari salona cikiyoruz ben bi espresso götüruyorum taner dolaniyo. Saat 10.00 . Ekranda bizim uçak yok.  Beklioruz. Saat 11.00. Hala ekranda bizim ucak yok. Taner gidip birilerine soruyor,  o birileri diyor ki ucak anca limadan kalkiyor, 1 saate burda olur, 12.30 da da burdan kalkar. Off 1.5 saat var daha. Bi kafeye oturup bisiler yiyoruz vakit geçsin.  Sonra ben bi ara ekrana bakmaya gidiyorum amanin o da ne, ucak gelis 12.45, kalkis 13.20 görünüyor.  Off nefret ediyorum beklemekten.  Ama belliydi kadının sorusundan. madem belliydi neden soylemiyosunuz kardeşim.  Neyse saat bi şekilde 13.00 oluyor. Ekranda sonunda star peru gorundu! 13.35 kalkis, kapi 5. Kapi 5 e gidiyorum kapidaki adamin hic biseyden haberi yok bu kapi baska ucak diyor. Havaalani mahser yeri gibi her kapida en az 50-60 kisilik kuyruklar. Kapilari gezerken bi bakiyorum 2. Kapida star peru lima yazıyo.  Hemen o kapiya gidiyoruz kuyruga giriyoruz sıra bizde ucaga giricez sonunda..derken adam siz kenara gecin demez mi. Biz ve bi kac kisi daha. Hayir cekil binicem ben. Sizin ucak bi sonraki diyor. Ya kac tane uçak var ki zaten, star peru, lima, bizim ucak iste. Adam sıradakilerden birinin biletini alip bana gosteriyor. Saat 08.45 ucagi bu. Yuh ama yuh yaa! E bizimki ne zaman? 5 - 10 dakkaya diyor. Haa inandim ben de. O ucak gidiyo ve hakkaten arkasindan baska ucak yanasio. Dolmuş misali.  Yine kuyruga geciyoruz taner soruyo bizim numara kac? 13 f ve 13 e. Ondan iste ne geliyosa basimiza. Gülusuyoruz. Ucaga biniyoruz 10, 11, 12, 14, ....??? 13 yok!! Saka di mi bu? Hostes geliyor sorun ne diye? 13.sira yok nerde diyorum,  yok diyor ugursuz diye. Ama var, yani bize satilmis?!  Siz bi bekleyin diyor. Ben bu ucaktan cikmam gerekiosa kanadina tutunur ucarim diyip bulduum bi koltuga oturuyorum. Gerçi bizde bu sans varken bu ucak limaya gider mi emin degilim. Heralde düşer.  onu bunu bilmem ben inmiyorum. Derken bir şekilde ucak kalkiyor. Hava trafiginden dolayi bir saatlik yolculuk oluyor 2 saat.  Indirin dunyayi inecek vaaaaarrr!!! Pilot feryadimi duyuyor ve sonunda saat 15.30 gibi limaya iniyoruz. 
Hava mis... sehir renkli.. sehir sessiz.. ucsuz bucaksiz pasifik Okyanusu. . Limayi bas şehir ilan ediyorum kalplerde.
Bi hostel a yerlestik. Tam miraflores bölgesinin göbeğinde.  Wc ortak, internet yok, tv yok ama sorun da yok. Bugun güneşli havada 5 km yuruduk. Şimdi hosaf gibi yatıyorum hazımsızlık ve sonrasinda aşırı hazim sebeplerinden dolayı.  Ama dedigim gibi sorun yok. Keyfimiz yerinde. Şükür. .

31 Ocak 2014 Cuma

Pisac ( pisaq) ve füzyon yemek

Cusco dan halk otobusuyle bir saatte 1 dolara gidilen Pisac a gittik bugun. Kendisi ayni zamanda arkeolojik alan. Kasaba şirin mi şirin.  Etrafini çevreleyen doga da tüm bu taraflar gibi muhteşem.  Bizim eski kasap dukkanlarinda veya köy restoranlarinda hani duvara boyanmış tablolar olur ya: dag, dere, evler, agaclar.. aynen o manzaralar işte.  Plaza de Armas yani yerleşimin ana meydani bir suru hediyelik esyaci dolu. Perunun klasik enstrümanlariyla hazırlanmış cok dinlendirici bir cd aldim 10 sole. Flüt var ağırlıkta.  O kadar yakisiyo ki bu havaya ve bu dogaya. Dondugumde gözlerimi kapatıp bu cdyi her dinledigimde buralara gelecegimi dusunerek aldim.
Bir başka gezenin blogundaki tavsiye üzerine Mullu denen bi restorana gittik Pisacta. Trip advisor da da bir numara:) yani sonunda bakip bakip durdugum listelerdeki bir restorani denioruz diye cok heyecanlıydim. Kardesim sen deli misin?  Peru nun daglarinda bir kasabada füzyon ( deneysel) yemek denemek senin neyine?? Şefi çok unlu denen bu restoranda bi de sef yok diye bize yerli teyzeyi sef diye yutturdular mi! Yemeğin goruntu superdi. Ama aradan iki saat geçtikten sonra Cusco ya döndügumuzde yemekten bize kalan mide ağrısı ve boş cuzdan oldu. Neyse denedik. Ama ben yine kebabcimi bin kere tercih ederim. Dun aksam yine el kebab a gittik. O kadar tanıdık ki. Yemek bitti ben küçük cirak cocuga bakıyorum sanki " abla taze cayim var icer misin ' diyecek. Zaten onu da dese adi kebab diil kebap olurdu. Off sahi bi demleme çay vardi nooldu iyi mi hoş mu? Içenler degerini biliyor mu? 
Neyse efendim yemegin tipi çok guzeldi resmini ekliyorum.

29 Ocak 2014 Çarşamba

Cusco

Sirt çantali gezginlerin kutsal kitaplari olan Lonely Planet ve Rough Guide, bence guney amerika da cortluyor. Bircok sey atlanmış. Sanki peru veya bolivyaya hic gelmeyip kulaktan dolma bilgilerle yazmislar pekçok seyi. Mesela aguas calientes icin cok pahali deniyordu. Hem konaklama hem yemek için.  Ama gittigimiz her şehirde ikisi icin de, arandiginda ucuz alternatif bulunabiliyor.  Aguas calientes de hemen meydandaki Mercado yani pazar yerinin ust kati yemekcilerle dolu.  7 sol e corba ve ana yemekli bir menu alabiliyorsunuz. Ha tabi yiyecegiz seyi bilmiyorsaniz icerigini sormakta yarar var. Bizim çorbalarda yuzuk gibi kesilmis bagirsak parcalari cikinca ikimiz de corba kısmını atlamak zorunda kaldik. Ben kelle paça işkembe kokoreç severim ama bu beni bile aştı.
Cusco için de elimizdeki kitaplar yetersiz kalmış bence. Sozde bu kitaplar bütçe dostuyken kendimiz arastirdigimizda cok daha uygun yerleri bulabiliyoruz. Yemekleri de aynen dolasarak kesfediyoruz. Bazen kotu çıkiyor bazen de beklemedigimiz kadar guzel. Benim tek sorunum kahvaltilar. Verdileri beyaz ekmek tereyag recel kahvaltısı tutmuyor adami. Iki saate yine acikiyor insan. Ama bir yerde iki uc gün kalinacaksa marketten alinan peynir domates takviyesiyle o da bir sekil hallediliyor.
Cusco plaza de armastaki starbucks benim en gözde mekanım. Hem sicak hem internet var hem de merkezi.  Bugun bir de yoga merkezi araştırıcam sonuçta daha 4 günumuz var. 4 gun ne ki deyip gecmeyin. Bazi insanlar ( ki buna ben de dahilim) icin calismadan üretmeden öğrenmeden gecen bir gün bile koyar. Biryerler kesfetmedigimizde kendimi oyalamam lazım.  Yoksa beyin hucrelerim meydani bos bulup anarşist hateketler yapmaya başlayabiliyor.

26 Ocak 2014 Pazar

Kucuk mutluluklar

Sevgili gunluk,  cusco da beni, macchu picchuya gitme düşüncesinden daha fazla heyecanlandiran birsey vardiysa o da El Kebab oldu. Sanki kaybettiğim çocuğuma kavusmus gibi oldum donen eti görünce.  İsrail isletmesi ufak bir bufe. Pita ekmegi içinde et, falafel, humus, sogan, domates veeee bol sarımsakli bir cacık! ! Mideye indirirken yasadigim sevinci ne dağlarda kirlarda ne de muzelerde tapinaklarda yasamadim. Sarimsagi opesim geldi. Dislerimi fircalamadim yogurt tadi azicik daha agzimda kalsin diye. Dünyanın en guzel sosu sarimsakli yogurdu dunyanin % 99 unun bilmemesi inanilir gibi degil.
Sonra bir de starbucks mutlulugu var. Yahu kardeşim markaci olmaya en karsi bendim. Starbucks yerine balikcilar kahvesine gidelim diye millete bidi bidi yapan bendim.  Nooldu? Bi starbucks gordum mu eriyorum olacak is degil.  O starbuckstan iceri girince sanki yagmurlu bir gunde sicacik yorganin altina giriyorum ! Çalan müzik, vitrindeki kekler muffinler, kahve kokusu.. bir de aynı ya dekor her yerde.  Sanki kapidan dışarı adimimi attigimda herhangi bir sehre cikabilirim. O an orası istanbul,  kusadasi,  miami,  new york, izmir olabilir. Starbucks benim için sanki  futbol oyununda soyunma kabini. Ya da reset butonu.
Şimdi ne anladik? Benden gezgin olmaz:)  Aklim fikrim yemek içmek.  Bugun machu pichu icin tren biletine 100 usd uzatirken elim titredi vallahi. O 100 usd ye ben kral gibi yemek yiyip super mutlu olur muydum? Olurdum.  Insanlar bi şehre geldiğinde ilk muzeleri arastirir. Benim ilk işim trip advisor dan girip en güzel restoranlar nelermis onlari arastirmak. Ha bu 3.5 aylik gezide her gittigim sehirde krallar gibi yemek yemiyorum tabi.  Hatta henuz baktigim en iyi restoranlarin hic birine gitmedik. Deplasmandayken 3 kurusun bile hesabini yapmak gerekiyor. Ama napiyim engel olamıyorum illa nerde ne yemek var bilicem.
Sevgili babam simdi bunlari okuyunca eminim saclarini (!) yoluyordur. Ama cok da yolmasin diye yarin en cok da onun icin gidiyorum macchu picchu'ya.

Ollantaytambo - Machu Picchu

Cusco dan macu picu turu almaktansa, pek cok kitapta macu picuya alternatif tren istasyonu olarak anlatilan ollantaytambo kasabasina gitmeye ve oradan trene ya da minibuse binmeye karar verdik.  Buraya gelmeyi dusunenler icin kesinlikle kacirilmamasi gereken bir kasaba. Sanki zaman durmuş 400 sene önce.  Daracik yollar, pismis topraktan evler, etrafta daglar, sanki film studyosu gibi. Gorur gormez bayıldım ! Yasadigimiz kazadan sonra hala minibüslere binerken çok tedirgin oluyorum.  Hatta cusco ollantaytambo yolunda bizim şoför sollama yapacakken karsidan geleni görmedi sanip esperaaa ( bekleee) diye bir bagirmisim tum minibus donup kim bu deli diye bakti. Bu yuzden ollantaytambo dan 4 saat minibus yolculugundansa trenle gitmeyi tercih ettik. Tren istasyona yakin bir otelcikte oda tuttuk. Macu picuya buradan giden iki ayri tren firması var. Biri yerli Inca Rail, diğeri de orient express in ortagi olan Peru Rail. Inca railin daha ucuz olduğunu duymustuk ama nedense ikisinin de fiyati aynıydı. Biz de peru rail aldik. Ayni gun gidilip donulurse 120 usd cift yön,  bir gun sonra donulurse 100 usd. Bir gece maccu picchu town diye de gecen aguas calienteste kalip ertesi gune dönüs bileti aldik. Trenimiz saat sabah 6:10 daydi. Sabah kalktik puslu bir hava. İstasyonda peru rail gorevlileri takim elbiselerle bizi bekliyor. Istasyonun icinde harika bir otel ve kafe de varmıs onu da ekleyeyim.
Trene bindik. Sicacik. Tavanlar cam. Yanlar cam. Fonda harika bir peru müziği, başladık sislerin ve dağların arasinda ilerlemeye.  Yanimizda gürül gürül akan bir nehir. Uzaktaki yuksek daglarin tepelerinde kar. Altlara doğru sis. Biraz sonra icecek ve muffin dagitildi. Sanki film izliyorum. 1.5 surecek bu yolculuk, hic bitmesin istiyorum. Sözlerimi yutuyorum. Harcadığım en keyifli paraydi bu.
Su an Macchu picchu'dayiz. Sisin dagilmasini ve wanna pichu daginin bize son kez yüzünü göstermesini bekliyoruz. Buraya gelmeye cok hevesli değildim.  Fakat yine sözlerimi yutuyorum. Burası büyülü bir yer. Tanrilarin dağı olimpos gibi. Kesinlikle kacirilmamasi gerek. Ispanyollardan gizlenen Incalarin cenneti. Sümela manastirini andiriyor. Gerci dönem çok daha yeni,  sehir çok daha kaba. Ama konum cok benziyor. 
Tanrim bana bu guzellikleri görme şansı verdiğin için teşekkür ederim..

25 Ocak 2014 Cumartesi

Hoscakal Bolivya ( machu picchu ya dogru)

Uyuniden gece treniyle oruroya gectik. Bir gece sevdigimiz otelimiz Houston da konakladiktan sonra otobusle La Paz a, ertesi gun de Copacabana ya geçip en nihayet ayin 22 sinde sabah otobusuyle Copacabana dan Peru Puno ya gectik.  Bu sefer sabah cok tenha olduğundan gümrük işlemleri 5 dk sürdü.  Tum yol boyunca yağmur yağdı.  Ilk defa gündüz üşüdüm.
Bolivya ilginç br deneyimdi. Malesef ulke çok fakir, daha yeni kendine geliyor ve sartlar çok iyi degil. Tuvaletlerde kapak su sifon hatta bazen kapi olmayabilior. Bu yuzden her zaman bir top kagit ve sabunla gezmek gerekiyor belki bir de antibakteriyel jel ile. Insanlari fiziksel olarak bizim guzellik anlayisimiza çok uzak, ama bir çoğu dost canlisi. Sanirim bolivyanin turizm için cok yolu var. Iyi ki gordum, bir deneyim. Ama geri doner miyim?  Emin değilim. .
Puno da Quechaq hostel a geldigimizde ilk iş odaya isitma istemek oldu. Islanan ayakkabilarimizi ve coraplarimizi petekte kuruttuk. Tanerin karin agrisi tuttu. Ben daha önce gittigimiz Çin restoranina gidip bişeyler yiyip tanere de paket yaptirip otele döndüm. Ertesi gün sabah 8:00 de Cusco ya yol almak için terminaldeydik. Bizim sirket sanirim koltuğu dolduramadi ki kalkmamiza 10 dk kala baska bir otobus sirketine bizi transfer etti. İkinci katin en ön koltuklarini sectigimiz halde malesef en arkaya gectik.  Neyse ki bazi sirketlerin uzun yol otobusleri gibi bu otobus de oldukca genis ve yatar koltukluydu. Aslinda Puno - cusco arasi, dunyanin en iyi tren yolculuklari arasinda yer alan bir tren var. Andean Explorer.  Fakat 10 saatlik tren yolculuğu 260 usd kisi basi. Bi ara ciddi ciddi dusunduk bu parayi vermeyi. Sonra internet arastirmalarimda bi cok kişi için bir hayal kirikligi oldugunu okudum. En nihayetinde peru mantalitesinde bir tren. Servis kötü yemekler soguk ve geç kaliyormus. Tren yolu kara yoluna paralelmis. Bu trene bu para degmeyecek dedik ve yaklasik 20 usd ye aynı yolu otobusle gittik 7 saatte.
Cusco ya yaklasirken en güzeli disari bakmamak. Abuk subuk yerlerden geçiliyor. Yollar delik desik ve bi cok yerde yol calismasi var. Perunun en güzel sehri bu olamaz diyorsunuz. Ama merkez gerçekten sirin. Arnavut kaldirim ve daracık yollar, koloniyal binalar.. yanliz tabi benim kendimi bir turlu kandiramadigim bir durum var. Dogal güzelliğin haricinde,  Cusco yu Cusco yapan, Arequipa yi Arequipa yapan, tamamen 1600 lerin ispanyol mimarisi. Yani bu kulturun insanının kattigi veya ekledigi bir güzellik yok malesef. Ne zaman guzelligiyle ünlü bunun gibi koloniyal şehirlere gelsem, çakma Ispanya ya gelmis gibi oluyorum. Sanki uzerlerine bol gelmis bir elbise giymis bu insanlar. Evet istemeden .. ama madem bunun uzerinden para kazaniyorlar, bu guzellikleri biraz örnek almaya çalışsalar keske..
Macchu pichu ya oldukca yaklastik. Sanirim iki gün içinde gideriz. Bana kalsa gitmicem.  vallahi pintilik değil.  Ama efes gibi binlerce yillik vir şehir 10 usdyken, 1600lu yıllarda kurulmus macchu picchuya gitmek ennn ucuz sekliyle ( 6 saat otobus + 2 saat yuruyus) 100 usd, trenle gitmek isterseniz de en az 200 usd.  Kanat takip gittiniz diyelim,  giriş 51 usd. Gitmek istememe sebebimin pintilik olmadigini, benle alisverise giden en yakın arkadaslarim bilir.  Eminim harika bir doğa,  fakat absurt bi para. Ha bu kadar bidi bididan sonra gitmicem mi? Tabi ki de gidicem, hacca gidip kabeyi gormeden olmaz. Ama döndüğümde bakanliga dilekçe vericem efes i 100 usd yapalim.
Resimler için edit: hayatimda gördüğüm en iri taneli mısırlar burada.  Cusco ya girerken yol calismalari bezdiriyor. Bir de starbucks i saklamislar. ana meydanda ama tabela yok. Yan sokaktan girip bi binanin ikinci katina cikana kadar orada starbucks olabilecegine inanmiyor insan.

19 Ocak 2014 Pazar

Salar de Uyuni

Saat 15.30 da nihayet o trene binebildik. Gunduz yolculugu daha guzel tabi ki. Daha 20.dakkada pembis flamingolar gormeye basladik. Sonra sular içinde gittik bi sure. Saat 22.30 gibi uyuniye vardik. Garanti olsun diye internetteki tek hosteldan yatakhanede iki yer ayirtmistik ama ikimiz de yatakhanede baska insanlarla uyumak istemediğimizden kasabaya inince baska otel bulup orada kaldik. Gitmedigimiz otel, gecen gun trene yetisemeyip de gidemedigimiz ayni otel.
Ertesi gun once gunluk tur yapan bir acenta ardından da gece yarisi tren buluyoruz.  bu gece gitmezsek bir sonraki tren iki gece sonra. Bir gece daha bu sevimli kasabada kalasimiz yok.
Saat 10.30 da acenta önünde 3 arjantinli 2 Şilili ve 2 Turk, bir adet 4x4 e binerek yola cikiyoruz.  Yol derken, daha önce gecmis olan araba tekerlek izlerini kastediyorum. Once tren mezarligina gidiyoruz. Bir suru eski tren. Iskeletleri kalmis sadece. Arjantinli Enrique, 'bu trenler neden burdalar biri anlatsaydi iyiydi' diyo. Ben rehberim hemen bi hikaye salliyim sana diyorum ve bu trenlerin usa menseyli oldugundan dolayı anti amerikan bir politikayla kaderlerine terkedildikleriyle ilgili guzel bi hikaye anlatiyorum. Hitler ve Michael Jackson'ın da vagonlardan bazilarinda yolculuk ettigi rivayetinin dogru olup olmadigini soruyor Enrique,  kafamla onayliyorum. Kendi capimizda egleniyoruz iste.
Ordan çıkıp bi ufak tezgahciklar sirasinda duruyoruz hediyelik esya alalım diye. Iste yine karma bizi buluyor:) ordan sonra da nihayet göle gidiyoruz.  Gölü nasıl anlatacagimi bilmiyorum. Soyle anlatiyim hani Matrix te bi sahne vardi bizim Neo kendini bi beyazlik icinde buluodu sagli sollu silahlar arasinda. Yer duvar filan yoktu. Onun gibi bisi. Ya da cennet gibi. Ya da ruya gibi. Sonsuzluk gibi. Tavan yok taban yok uç yok bucak yok. Ben anlatamiyicam resimlere bakın en iyisi.
Saat 5 gibi dönüyoruz uyuniye. Tren 12:30 da. O kafe senin bu restoran benim derken 21.00 oluyo saat. Tren istasyonunda sıcak bi bekleme salonu var oraya gidip iki sira bos sandalyeye uzaniyoruz. Aksamustu den beri bizimle takilan kopecik de hemen altimizda uzaniyo. Biraz sonra bi konuşmalar gulusmeler uyaniyorum yandaki amca el kol bisiler anlatmaya calisiyo. Anliorum ki kopecik benim ayakkabinin tekini almis kacmis. Taner hemen kosturuyo arkasindan. Biraz sonra ayakkabilarim birbirine kavusuyo. Baya bi gülüyoruz itovskiye. Neyse yanımda terlik de var da hava 8 derece, pek terliklik degil.
Su an saat 00.04. Bizim vagon dışarda duruyo. Bi o duruyo ama ana tren henuz yok.  Bu gece bize uyku da yok. Yatagim napiyo acaba beni ozlemis midir?

16 Ocak 2014 Perşembe

Çılgın bi günün ardından

Evet biliyorum su an trenden inmis uyuninin harika göl manzaralari hakkinda yazi yaziyor olmam gerekiyodu. Ama iste yine biz planlar yaparken hayat kis kis gulerek kendi bildiği seklini okudu.  Oruro, kitaplarda cok cirkin olarak bahsedildiginden, burada konaklama yapmadan, la paz dan 3.5 saatlik bir otobus yolculugun ardindan oruro dan direk trene binecektik. Saat 19:00 trenine biletimizi la pazdan aldık.  Oruro - uyuni arasi asfalt yol olmadigindan en uygun ve rahat yolculuk trenle yapiliyormus. Ben dünden razıyım zaten trene binmeye. Yemekli vagon resmini de gördüm allaaa kim tutar beni.
La paz da sabah epey bi oyalandik oruro da cok beklemeyelim diye.  Yol 3.5 saat. Tum kitaplarda yazan bu. 2 de  la paz dan binsek otobuse, 5.30 da oruro dayiz, 7 de de trene biniyoruz saat 02.20 de uyuniye variyoruz otelimizi de ayirttik hersey süper.
La paz da kaldigimiz otelden ayrilirken ev sahibimiz la paz oruro arasi 4 saat surer diyor. Adam normalde hic bisiyden anlamadigindan, kale almiyoruz. Sonra bindigimiz taksiye soruyor taner. Oruro la paz arasi yol calismasi varmis, en az 4.5 saat surer diyor adam. Tanerle goz goze geliyoruz konusmasak da gozlerimiz eyvaaah diyor. Vakit yok. Tren kaçacak.  Otogar da bir daha soralım belki yanlis biliyordur bu adam. Otogara geliyoruz saat 13.30. Biz kapidan girerken bir otobus de çıkıyor.  Bir suru oruro levhasindan birine yaklaşıyoruz.  Adama soruyoruz 19 da trenimiz var yetişir miyiz , pis herif gayet yavsak yavsak tranquiloo ttanquiloo ( sakin ol), 4 saat surer bu yol diyor ve bileti satiyor bize. Yine de icimizi kemiriyo endise. Otobusun kalkmasini beklerken bi kadin bizi duyuyor ve yanimiza geliyor. Bu yol 5 saatten az surmez diyor. Bir de kaptana soralım.  O da eliyle 5 parmak yapiyor. Imkani yok yetisemeyecegiz trene. Ve sonrasında otele. Eyvahlar olsun ! Baska yolu yokmu oruro ya gitmenin diyorum. Yukarı cikarsaniz surubiler yani minibusler var diyor cok daha hizli. Onlara binerseniz kesin yetisirsiniz. Muavin de kafa salliyor. Yukarı nasi cikicaz?  Bu otobusle. Peki bare o kadar para verdik bi ise yarasin bu otobüs . 14:05 te kalkiyor otobus. La paz vadisinden dagin tepesindeki kasabaya tirmaniyoruz. Acaba geri mi donsek? Ama tren bileti, otel.. yetisirsiniz diyo zaten herkes. Yukari kasabaya ciktigimizda sakir sakir yagmur yağıyor.  Kadin bizimle inip minibuslere kadar yuruyor. Minibuscu 3 saat diyor oruro ya. Saat su an 14.30. Rahat rahat yetişiyoruz. Kadina sarılıp bi opucuk konduruyorum yanağına.  Vedalasip ayriliyoruz. Minibuste bizden baska iki kadin var önümüzde. Iki de adam geliyor. Bir kisi eksik, kalkamiyoruz bir turlu. Taner kaptana gidip eksik kisinin parasini vereceğimizi soylediginde adam hemen atliyo bu teklife ve yola cikiyoruz.  Bi ara durup benzin aliyoruz ve yola devam. Birkac dakika sonra asfalt yol bitiyor ve o meshur yol calismasi basliyor. Heryer toz toprak heryer.kamyon minibus otobus.. hayatımda böyle salla pati bi yol calismasi görmedim.  Yolda serit kalmiyor. Sagimizdan gecen, solumuzdan geçen,  tam bir karmasa. Indigimiz otobus de önümüzde ustelik. Nasi olucak da biz onu gecicez de bu trene yetisicez. Biz tanerle en arkadayiz. Surekli fren, surekli korna. Su yolculuk bi bitse de kendimizi cuf cuf a atsak.
Ben bu dusuncelere dalmis etrafa bakinirken kaptandan uzun bi korna duyuluyor,  sonra insanlardan ciglik sesleri. Nooluyo diye bakıyorum bize dogru deli gibi gelen bi jip. Yok ya kurtaririz. Ben hic kaza yapmadim böyle.  Bi sekilde kurtaririz.  Yaklasiyor, kurtaramiyicaz .. gözlerimi kapiyorum. Korkunc bi ses. Korkunc bi sarsinti. Nolur bisey olmasin.. bir iki saniye sonra gözlerimi araliyorum taner cekistiriyor beni cabuk disari diye. Bakıyorum bisi yok iyiyiz. Panikle cantami kapip disari atiyorum kendimi. Aracin benzin deposu onde. Tum yola yayilmis benzin. Taner beni alip trafigin icinden yolun karsisina geciriyor. Önümüzdeki kadinlardan birinin kaşı acilmis. Tanerde bisey yok. Benim sag tarafim aciyo. Yanagim cenem kolum ve bacagim. Allahim burdan nasil cikicaz?? Araca bakiyorum ön gidik. Bu araçla hic bi yere gidemeyiz. Bi adam geliyor yanimiza. Oruro ya gidiyorum sizi 20 bol e gotureyim diyor. Taner soruo naapmak istersin dönelim mi la paz a bi hastaneye gidelim. Onemli birseyim yok hissediyorum. Ne kadar surer diyorum burdan oruro, 7 de trenimiz var. 6 da variriz diyor. Gidelim o zaman diyorum.  Taner kaza yapan aracın oraya gidiyor iki kadınla. Sirketten birileri paramizi geri vermis.
Yeni araca atliyoruz. Biz yine en arkada, iki kadin ve diger iki adam, kaptan karisi ve iki çocugu yola cikiyoruz.  Bizim yuzumuzden mi oldu bu? Kadin kaptana bizim trene yetisecegimizi söyledi.  O yuzden mi deli gibi gitti adam? O eksik kisinin parasini odemeseydik daha gec cikacaktik belki de olmayacakti bisey.. aklimda binlerce dusunce.. yarin annemin dogum gunu. Bir sey olsaydı yarin alirdi haberi. Allahim sana şükürler olsun hic bir şeyimiz yok. Karma.. nerden geldi basimiza bu kaza? Naaptik ki? Birden hatırlıyorum. . Sene 2001  acentayi yeni acmisiz. Bir adamin marmaris arac kira rezervasyonunu unutuyorum ve adam benim yüzümden taksi tutmak zorunda kaliyor ve yolda kaza yapiyor. Hic birinde bisey yok ama bu onun bedeli olmalı evet.  Annemlerin antalya yolunda yaptığı kaza geliyo aklima. Nasil atlattilar o sendromu? Evet bir gun herkes ölecek.  Ama acisiz bir yolu yok mudur bunun? 
Sacma sapan dusunceler esliginde yola devam ediyoruz.  Yol calismalari heryerde devam. Ben hayatımda bu kadar b*ktan bir yol ve trafik görmedim.  Saat 17. Tren 2 saat sonra.  Elim bacagima gidiyor bi ara. Ceviz gibi sismis. Aman cok sukur. Omzum aciyor . Ona da sukur. Saat 18.00. Hala oruro görünmüyor. Bu nasil bir strestir böyle ya! Treni kacirirsak nerde kalicaz? saat 18.43 te kasabaya giriyoruz.  Burasi da tam bir kaos. Yol diye bisi yok her tarafta uc bes sira park etmis arabalar, tezgahlar, insanlar ve korkunç bi trafik. Tren istasyonu kasabanin en sonundaymis. Saat 18.53 kaptan duruyo bi yerde ve burdan taksiye binin diyo. Olmaz diyorum 10 dakka sonra tren kalkacak sen bize 6 da variriz dedin istasyona gotur bizi. Atliyoruz tekrar araca, ordan gir burdan cik derken demir yolunun yanindan trafik el verdigince ilerlemeye çalışıyoruz.  Saat 19.00. Bizim adam birilerine soruyor istasyonu.  Hemen arka sokaktaymis girisi. Sapiyoruz o yola. Iki üç dakka sonra istasyon kapisindayiz. Atlayip kosuyoruz. Tren var platformda diyor taner. Bi son ümit yaklasiyoruz ki bizim tren gitmis. Bu tren sadece iki vagonlu bisi. Gorevli diyor ki, bu treni diger kasabada yakalarsiniz. Tren iki bucuk saatte varacak. Siz burdan bi taksi tutun terminale gidin ordan sirubilere binin bir buçuk saatte gidersiniz. Artik ne kafasiysa bizimki, gerçekten de taksiye atlayip terminale variyoruz. O trene binilecek ! Tam minibüslere yaklasirlen yukardan bir isaretle kendimize geliyor ve manyak miyiz biz diyoruz. Saat olmus 20:00. Sakir sakir yagmur.  Treni yakalayabilecegimiz garanti degil. Oram buram agriyo zaten. Hemen terminal yakininda bir otel bulup zamani durduruyoruz. Günün sonunda kontrol bizde yine. Firtina gibi gecen bir  gunun ardindan uzanmak ve hiç bi yere yetismek zorunda olmamak ne guzel.. 

Ertesi gün: dun aksam kaldigimiz kabus otelden cikip hotel houston a yerlestik. Çok guzel temiz, banyosu var, dışarda sakir sakir yagmur yağıyor odamizda isiticimiz ve internetimiz ve tvmiz var. Yarin guzduz trenine uyuniye biletlerimizi de aldik. Keyfimiz yerinde.

14 Ocak 2014 Salı

La paz

Copacabana dan saat 8.30 da ayrilip hemen otelimizin önünden kalkan sehirlerarasi otobüsle 3.5 saatlik yolculugun sonunda la paz a, yani dunyanin en yuksek temsili baskentine geldik. Temsili diyorum cunku bolivyanin asıl baskenti Sucre'ymis. Nie böyle bisi yapmışlar bilmiyorum. Daha önce de dedigim gibi guney amerikada mantık aramiyoruz.
La paz dışarıdan facia, tugla bitmemis evler.. ama merkezi gayet renkli ve guzel.  Burda heryer yokus. Bir suru dagin arasina kurulmuş bi sehir, dolayisiyla bi yerden bi yere illa bi yokuş cikiyosunuz. Bizim hostelin yokusuna kopekolduren yokusu ismini koydum. La pazda gordugum en dik yokus. Allahtan hemen alt sokaga kadar minibus var yoksa o yokusta kalirdim ben.
Bugun witces' market yani cadi pazarina ve sehir merkesine yuruduk. Cadi pazari cok ilginc, rahat bi 3-4 saat gecer. Kurutulmus hayvanlar,  degisik muskalar, okunmuş tahta parcalari, degisik enerjili taşlar. . Her türlü derde deva var burda. Uyuni den dönüşte bi daha gidip bir iku cadi işi bisiler bakmayi düşünüyorum.  Siparis alınır:)
Bolivya sehir merkezinde bir sürü afiş,  bi suru sloganın var. Benim en sevdigim: "sin miedo hay libertad" yani " korkunun olmadığı yerde özgürlük vardir".
Bir de La Paz sokaklarinda yururken bol bol duyduğumuz bir koku var: sidik kokusu. Aslinda la paz da diil sadece.  Guney amerikanin gezdigimiz her yerinde her sokakta duyduk bu kokuyu. Aksam işiyolar heralde diyoduk başlarda. Sonra en kalabalik caddede gündüz saati çocuğunun pantolonunu indirip hiç çekinmeden kaldirima ya da yola işeten bi suru anne görünce  bu kültürde sokaga çişini yapmanin normal bisi oldugunu anladik.
La paz gerçekten renkli bi şehir.  Insani da bize benziyo. Yardımcı,  sevecen. 
Bir kac buyuk otel var, radisson, ritz gibi. Mc donalds a izin verilmiyo diye duymuştuk ama burger king gördük.  Çin restoranlari yine heryerde. Bolivyanin başkanı Evo Morales,  bir cok ulkenin yapamadigini yapıp amerikaya baya bi kafa tutmus bi adam. Ayni zamanda yes Coca no cocain diyen de kendisi. Bir de ülkeye giriste sadece amerikan vatandaslarina uygulanan bir 135 dolarlik vergi var saniyorum o bu da onun işi. Dolayısıyla cok da kimliğini kaybetmemis bir kultur ve halk goruyorsunuz sokakta. Colombia da malesef bozuktu pek cok sey. Kapitalizmin arka bahcesiydi. Bakımsız çirkin ve çöp dolu. Modernizmin plastik çöpleri her yerdeydi. Hizla kulture giren bir tuketim çılgınlığinin sonu. Bolivya bunu en az hissettigim yer oldu gezdigim bu uc ülke arasında. 
Yarin dakar rallisi bitiyo. Aksam 7 de la paz a 3 saat mesafedeki Oruro dan, Uyuni ye trenimiz var. Ilk defa bolivyada tren deniyicez. Guzel olduğunu soyluyolar konustugumuz diger gezenler. Yaklasik 8 saatlik yolu 47 bol e yani yaklasik 15 tl ye gidiyoruz kisi basi. Yemekli vagonu da varmis. Bizim eski trenler gibi olmasini umuyorum.  Bakalim gorucez.

12 Ocak 2014 Pazar

Isa del sol ve fernet

Copacabana nin en populer turu isla del sol diye bi ada. Bu ada güneşin adasi olup inca medeniyetinin dogdugu yer kabul ediyomus. E buraya kadar gelip de sirf ye ic yat olmaz diyerek dun isla de sol a gittik. Ada dışarıdan pek bi corak gorunse de yuruyunce guzel koylar ve manzaralar var. Onun disinda taki tuku satan yerel halk, fiyatları baya sisirilmis sandvic ve yemekler olan bi kaç da restoran.  Kuzey tarafina yanastigimizda francisco diye bi rehber aldi bizi kutsal alana goturdu. Ben tapinak veya bi yapi gorucem derken adam bi kayayi isaret etti iste dedi bu kutsal bi kaya.  Enerjisi cok yuksektir hastalıklara iyi gelir vs vs. Hatta dedi bakin bu gözleri bu burnu bu da agzi. Bakiyorum bakiyorum ne göz ne ağız goremiyorum bildiğin kaya işte.  Hayir yani bi de ben meyilliyimdir boyle ruhani enerjik seylere ama i ih bu bildigin kaya. Neyse dokunduk teker teker kayaya. Sonra bi kuyuya getirdi adam bizi bu dedi inka cesmesi. Nerden geldigi belli değil ama hep su vardir bu kuyuda. 4 tarafi tatli su olan bi adada suyun nerden geldigini tahmin etmek cok zor degil ama neyse bozmiyim. Herkese su dagitildi kafadan asagi döküldu icildi yanimiza alindi yani bol bol kutsandik. Sonra adanin şamani olduğu iddia edilen bir adam icin gönüllü para istendi. Artik ufak ufak alinan bu paralardan gina geldigi için ben vermedim bisi. Adanin kuzey tarafina girerken 10 bolv aliyorlar. Adanin güneyine girerken de 5 bolv. Sebep? Gezme parasi. Tamam işte şaman efendi ordan kazanıyodur eminim. Aklima bizim guate deki yagmur yağdırdıgina sahit oldugum saman geldi. Tata pedro. O nerdeee bu nerdee.
Herneyse bu turda tanistigim portekizli kiz Mafalda yla akşam 8 de buluşup arkadaşlarının oldugu hostel a gittim. Iki arjantinli cocuk 3 arjantinli kiz bu turk bi portekizli ve sonradan katilan 3 arjantinli hatun, beraber arjantinin pek meshur ickisi Fernet ictik. Viski votka arasi bisi, %36 alkol. Hosteldan yaptigimiz gurultu yuzunden atilana kadar baya bi muabbet ettik. Onlar her zamanki gibi musluman bir ulkenin bireyi hakkında merakli sorular sordular ben de o taraflarda gidilecek yerlerle ilgili bilgi topladım.  Parkta ictigimiz son Fernet ile soguga daha fazla dayanamayacagimi dusunup vedalasip odaya döndüm.
Bugun la paz a devam edecektik fakat gitmek istedigimiz rotada Dakar rallisi var uc gun. Hic bir yerde yer yok. Dolayisiyla la paz a yani dunyanin en yuksek baskentine sanirim yarın gidicez.

10 Ocak 2014 Cuma

Hayata dair

Göl kıyısında gun batimi izlerken, tas kaydiran çocuklar gordum. Babami geldi hemen aklima. Suda taş kaydirmayi babam ogretti bana. Bisiklete binmeyi de. Burnumun diregi sizladi. Minnet hic ogretilemeyen ama icinde hissedince iste bu olmali dedigin bi his. Benim o an hissettigim buydu. Minnet.. Insan buyudukce daha mi dönüyor çocukluk anilarina ve onlarin bir parcasi olan ailesine ne?

Copacabana ve gelene tavsiyeler

Bu aksam, tipik turistik kafelerin yerine pazar yerine gittik. Nasil bir kalabalik anlatamam. guatemala dan farkı bu biraz da. Guate de yerel halkin aksam disari ciktigini hele de disarda yemek yediğini hic görmemiştim.  Hem peruda hem de bolivia da aksam oldu mu coluk çocuk herkes disarda. Et sevenlere harika sokak yemekleri var. Bu aksam pazar yerinde yerel halkin yedigi yerlere gittik. Iki adımda bir stand. Bazisinda sise dizilmiş etler, patates kizartma, sosis.. bazisinda kocaman bi kazan, icinde yag , yanda ust uste yigilmis etler. Silpancho diye bi et var. Schnitzel e benziyor ama baya bi ince. Ondan istedim. Once patates atti kizartti, sonra eti, sonra bi yumurta kırdı yagda. Hepsini bi tabaga ust uste koydu yanında pilav ve pancarla. Bu deve doyuran tabagina odedigim para 9 boliviano. Yani 2.75 tl. Iki saat geçti ustunden, hala yasiyorum. Cok da lezzetliydi. Bolivia hakkaten ucuz. 
Bu tarz yemeklerin disinda sahile doğru menu sunan restoranlar da var. Onden bi corba, sonra ana yemek trucho veya et veya makarna, tatli olarak da cilekli yogurt icinde muz gibi secenekler. Bu tur menuler de ortalama 20 - 25 boliviano. Yani etoburlar için burada yemek sıkıntısı yok.
Yanniz yukseklige alisma döneminde bu yemekleri sistemden atma sıkıntısı olabiliyor. Bunun için hazirlikli gelmek lazım.  Gerci eczaneler yardimima yetisti, bakkalarda da prebiyotik yogurtlar var onlar da ise yarıyor.
Deniz seviyesinden gelenler için ilk gecenin soğuğu feci koyuyor. Ona da pazar yerinden alınabilecek ve asla disarda giyilmeyecek yun taytlar ve yun coraplar yardimci oluyor.  Yun corap bu isin olmazsa olmazi. Hayat kurtariyor. 
Boliviya peru ve kolombiya da dolar bozdurmak icin önce dolarlarinizi begendirmeniz gerekiyor. Cb serisi sevilmiyo. Eski gorunumlu yıpranmış dolar da sevilmiyo.  bi kenari azicik yirtiksa zaten hic sansi yok. Koynunuzda sakladiginiz yolculuk paranız dolarlar bi anda iskambil kagidi gibi değersizlesebiliyo. Can sıkıcı bisi ama buna nasi onlem alınır bilmiyorum. Memleketten ne kadar gicir parayla cikilirsa cikilsin o cuzdan ya da cep iki haftada yamuluyo. Zaten dedigim gibi hic bisi olmasa seriyi begenmiyolar. Ben en cok CB de sorun yasadim.

Bir de son olarak, kahvalti dahil olayina pek aldanmamak lazim. Kahvalti heryerde ayni tereyag ve recel. Bizim kahvaltilara alisan için seker komasi kacinilmaz bi sure sona. Ama bunun caresi var.  Pazar yerlerinde peynir satiliyo. Odada dolap olmasa da odanin kendisi buzdolabi oldugundan bir iki gun bisi olucagini sanmiyorum. zeytin ozleyene kafam kadar buyuk zeytinler de var. Tek eksik demleme çay.. off... o çayın eve dagilan kokusu.. icme de kokla yeter..
Ah memleketim cok özledim seni. En çok da yemeklerini.

Bolivia

Yillar sonra ( aslinda bir buçuk ay da bana yillar gibi gelio) aradığımız kasabayi yerde ararken gökte (3700mt) bulduk!! Copacana hemen peru bolivya sınırından 8 km ötede göl kenarinda bi kasaba. Göl dedigim de yine lake titicaca yani dunyanin en yuksek gölü.
Guney amerikada ilk defa karadan sınır geçtik. Her kara sınırı gibi kaos ama 30 dakkada bitti işimiz. 
10 dakika sonra copacabana ya vardik.  Artık hic umitlenmiyorum pek cok yeri beğenmediğimden, o yuzden yine beklentisiz bi sekilde geldim.  Beni utandirdi kasaba.  Cok guzel bi enerjisi var. Guatemala san pedro daki tipleri al ( backpacker lar ve yereller hepsi)  buraya koy ayni. Sokaklarda bir suru restoran bar cafe , gitar calan küpe kolye satan tipler, yirtik donlu bitli sacli yeni cağ hipileri , klasik kostümleriyle ve charlie chaplin sapkalariyla yerel kadinlar, bi taraf gol diger tarafta daglar.. sonunda never land e geldik gibi hissediyorum.
Sahilde bi suru teyze trucho pişiriyo. Gölün alabiligi. Normalde çok balik meraklısı olmamama ragmen o bildik balik limon ve bira kokusu beni oyle cezbetti ki aylar sonra ilk defa balik yedim. Hafif pembe etli, yagli, guzel bi balik. Önden corba, sonra ana yemek, yaninda da kola toplam 5 tl verdik . Hakkaten san pedro gibi ! Aksam çok soguk olucagini dusunerek yun tayt arayislariyla pazara gittik o da ayni san pedro:) bi nevi eve gelmiş gibi hissettim. Bu arada gunduz yakan bi günes var ama dun puno da odaya petek aldik da ısıttik oyle soguk. Neyse simdi yun tayt ve yun corap var bende artik hic bisi koymaz.
Pazar yerinde arabalari ciceklerle suslemisler, bi kac arabanin başında da sampanya içip catapat patlatiyorlar merak ettim tabi gittim sordum dugun filan mi diye, yeni araba alınmış adettenmis bu.
Ha bu arada, otele girer girmez bi Türkle karsilastik, Istanbul dan behic bey. O da bizim rotanin tersini yapiyo arjantin bolivyayi gezmis peru ve kolombiya yapacakmis.
Behic beyden ayrildiktan sonra bi sure düşündüm kufur ettim mi adamın yaninda acaba diye. Oyle alistim ki mahalle abisi gibi konusuyorum sevimsiz tiplere turkce kufrediyorum. Rahatliorum napıyım.  Bazen bu ulkelerdeki mantiksiziga demiyim de mantik farkina deli oluo insan. Boye yuzlerine saydirinca rahatliyorum. Allahtan behic beyin yaninda bi vukuat olmadi da adama rezil olmadim.
Yani en nihayetinde copacabana guzel.

8 Ocak 2014 Çarşamba

Puno

Puno, sıva ve dış cephe boyasinin icadindan haberdar olmayan bir sehir. Tepeden bakildiginda bitmemis inşaat goruntusunde. Ama koloniyal mimari sagolsun sehrin merkezinde hala sevimli bir iki sokak kalmış.  Ama burada önemli olan tugla sehir puno degil, dibindeki lake titicaca gölü.  Kendisi dünyanin en yuksek gölü.  Uzerinde de bi kac ada var pek methedilen. Fakat göl gezimizi bu taraftan degil yarin gececegimiz Bolivya tarafindan yapicaz.
Ee machu picchu ya noldu derseniz, hala avımızın etrafında dolaniyoruz ama henuz gitmiyoruz. Once bolivya copacabana, la paz, tuz Gölü salar de uyuni, sonra yine peruya donus ve bi terslik olmazsa machu picchu.  Simdilik plan bu. Ama bu gezide hic birseyin planlandigi gibi gitmedigini dusunursek sadece ya nasip diyebiliyorum simdi. John Lennon demis ya, hayat, sen planlar yaparken başından gecenlerdir diye. Vallahi uygulamasi oldu bu gezi bu sözün.  Yarin ola hayrola.

Arequipa

Burasi karisik bir koloniyel sehir. Eski sehir denen yerde koloniyal mimariyi korumuslar pek de guzel olmus, guatemala antigua yi animsatiyor. Ama antigua dan 10 kat daha kalabalik, bir de trafik derdi var tabi. Fakat buraya kadar hic bisi yemeyen biri bile arequipa da mutlaka yiyecek bisey bulur. Mc Donald's burger king starbucks ve kfc ozlemimizi burda bol bol giderdik. Ozellikle turk kahvesini deli gibi ozleyen ben, onu en çok animsatan sekerli bir espresso yu icmek icin bi kac kez starbucks in yolunu tuttum. Diyeceksiniz ki peruda baska kahveci mi yok, e biraz aliskanliklar ve ev ozlemi giriyor işin icine.
Arequipanin 2500 mt yuksekligine bir gunde alistim. Buradaki en populer olan Colca kanyonu turuna gitmeye hazir olduk böylece.  Kaldigimiz hostelin ayarladigi iki gun bir gecelik tura yazıldık. Kanyona aslinda bi cok trekking turu var ama ben popomu kaldırıp da gunde 5 saat yuruyemiyceemden midibuslu tur aldık Dogayi yesili ne ozlemisim .. yolda bir suru yeni canliyla tanıştım. Picunya, alpaka, lama.. yine kanyon yolunda hayatimda çıktığım en yuksek irtifaya ulastim 4500 kusur metre. O en yuksek tepeden sonra kanyonun bas sehri Chivay in 3500 metre yuksekligi hic koymadi doğrusu.  chivayda aksamustu termal havuzlara gittik vadinin tam ortasinda, aksam da muzikli bi yemek organize edilmis ona katıldık.  Normalde bu kadar turist gibi davranmazdim resmen tum ekstralari aldik turk gecesi hamam vs vs misali, ama surekli aramak ve arastirmak zorunda olduumuzdan bu ahmak turistlik bana cok iyi geldi. Iki öğlen acik büfede yedik. Bu perulularin turklerle kesin bi akrabaligi var. Bu kadar mi benzer yemekler. Tabi ki de bizdeki çeşit yok ama tatlar çok yakin. Acik bufelerin birinde tabagimi tika basa doldururken garsonun birinin elinde domates dolmasi gordugumu sandım.  Kac gündür de yollarda abuk subuk yerlerde kokusunu aliyorum. Bi daha baktim dikkatlice, vallaha o! ! Yani işte bildigin tombul domates, sapkasindan içinde et ve sogan gorunuyo . Tam alicam bi baktım pirinc yok icinde. Tercih etmedim. Saka yapiyorum tabi ki 4 tanesini tabagima panik ve heyecan duygulari esliginde koyup masaya oturduğum gibi birini nerdeyse butun halde agzima tiktim. Iki saniye surmedi bu dolmanin bizim dolma olmadığini anlamam. Oyle bir aci ki , kulaklarımdan buhar çıkmış olmali. Masadaki diger insanlar hemen bana ekmek kola vs yetiştirdiler de kendime geldim.
Bir suru resim cektim bu vadide, ama foto makinesiyle. Onları pc ye atip intnete koymam yillar alabilir. O yuzden kanyonu biraz tarif ediyim.
Dunyanin en derin kanyonu. 4000 kusur metre derinlikte. Her yaninda volkanik daglar var muhtesem heybetli duruyorlar ustlerinde bulutlar ve sisle. Taa en asagida gurul gurul bi nehir, ve yemyesil teraslanmis tarim alanlari. Bir de Condor gozlem noktası var kanyonda. Ikinci gunun sabahi amacimiz Condor gormek. Gidene kadar neden bahsettiklerini anlamiyodum ki rehberimiz nu mevsimde Condor görecegimizi sanmiyorum resmini gosteriyim deyince anladim Condor un Akbaba oldugunu. Biz vadide akbaba gozlem noktasına umitsizce yururken , (bu arada neden umitsizce cunku hava soguk ve yagmurlu ve akbabalar yukselen sicak hava dalgasinda kayarlarmis ve de bu vadide malesef toplamda 150 tane kalmis) birden bir kucuk mucize oluyor. Yagmur duruyor, sis dagiliyor ve aninda hava ısınıyor.  Ve bir anda teker teker 2 metrelik akbabalar suzulmeye basliyor vadide. Bi kaçı bize cok yaklasiyor. Bence yiyecek umuduyla yokluyolar ama kimilerine gore poz veriolar. O sabah en az 5-6 akbaba görüyorum.  Bunu da ilk defa gordugum canlilar listesine ekliyim.
Arequipa da iki gece daha kaldiktan sonra gündüz otobusuyle 6 saatlik bir yolculuk sonunda su an puno dayiz. 

3 Ocak 2014 Cuma

Kabe yolundaki karinca

Tanerin benim için benzetmesi. Neden mi? Kolombiya dan beri kafamizin bir tarafında guatemala ya donmek vardi. Yol yakinken. Ama ben inat ettim peruya da gidelim amazon da görelim machu pichu ya da gidelim diye.  E tabi bunlari yapmak bakkala gitmek gibi değil.  Surekli yol almak kalacak yer ve yemek düşünmek canta toplamak canta kaybetmek yorulmak bezmek bu yolun bir kismi. Diğer bir kismi daha varmis onu da bugün deneyimledim: yuksek irtifa ya da bizim memleket deyisiyle yayla havasi carpmasi.
Arequipa 2500 metre yükseklikte bir sehir. Daha önce bu yukseklige ciktim mi bilmiyorum.  Dun gece yarisi buraya ulasip hostela gelip hemen uyuduk. Sabah o muhtesem kontinental kahvaltimizi yaptıktan sonra ben yamulmaya basladim. Once hafif bi yorgunluk.  Sonra bas donmesi. Sonra mide bulantisi.  Hepsi hafif sendromlar ama ben resmen astronot oldum. Yavas hareketlerle sehri gezmeye calistiysam da olmadi sanki rüyadayim oyle bi kafa. Neredeyse tum gunu yatarak geçirdim.  Aksamustu açlığa dayanamayarak ciktim. Bilmediğim bisi yemek istemediğim icin kadim dostum burger king e gittim. Hamburgerleriyle unlu burger king de tezgahtara hamburger istediğimi söylediğimde beni anlamadi. Cizburger uzeriden tarif ettim. Peynirsiz olanindan vs vs neyse sonunda hamburgerim geldi.  Yaninda kola. Hangisi bilmiyorum ama bunlardan sonra ben duzeldim. Kola diye dusunuyorum. Bu yukseklik rahatsizliginda genelde koka yapragi cigniyolar, bana o diil ama koka kola iyi geldi. Simdi yine uzaniyorum az biraz sersemlik var hala. Taner donmeyi teklif ediyor halimden dolayi, machu pichu yolu daha da yuksek 3500  mt. Umarim yarin alisir bedenim de ben de ilerlemek için motive olurum. Inat ettim görücem machu picchu yu.

Nazca

Ica dan sonra geldigimiz Nazca pek de dönmek istemeyecegim kasabalar listesinde Pisco dan sonra ikinci sirayi aldi. Saat 14 gibi Nazca daydik. Corakligin ortasinda tugladan bir ya da iki katli ama bir kat daha cikacakmiscasina teperinde demirler birakilan ( genel latin amerika mimarisi) evlerle dolu bir kasaba. Taksiye binioruz onceden ayirttigimiz otelimize gitmek icin. 1 ocak oldugundan sehir bombos her yer kapali. Bir allahin kulu yok sokakta derken heryerini jiletlemis bi abi kesiyor taksinin önünü. İçim acıyor.  Korkmuyorum, adam uflesen dusecek zaten ama cok aciyorum haline.. kendini mahvetmis:( bir ulke gezerken en mutsuz eden bu goruntuler oluyor zaten. Sefalet, aclik, pislik.. senin cebinde paran, gezip gidiorsun, onlarinsa hiçbir sansi yok.. iste bu insanlar icin yaratilmis bence yilbasi, noel, vs.. umut lazim onlara yoksa yasamak icin bir sebepleri yok gibi görünüyor.  Mesela peru genelde yerli halk üzerinden prim yapip insan çekiyor.  Hani su uzun beyaz sacli yasli teyzeler, kafalarinda fotr sapka, altlarinda etek ve kalin çorap olan. Iste onlarin reklamiyla peru kimlik katiyor kendine,  ama gel gör ki gittigimiz kentlerde hep itilmis gorunen, sokaklarda biseyler dilenen veya mendil ya da sakiz satanlar bu teyzeler.
Herneyse jiletci adami ordan bi esnaf kenara cekiyor gecioruz ve otelimize geliyoruz: Nazca lodge. Kotu bir lokasyon ama oda ve banyo tertemiz.  Bir de ustune ertesi sabah yumurtali taze meyva sulu kahvalti,  buranin neden populer olduğunu anlıyorum.
Yine konudan konuya atliyorum ama, kardeşim bu Continental kahvalti sacmaligini ilk kim cikardi?? Isminden sanirsin ki heybetli bisiler gelecek.  İçerik ise bildigin ekmek tereyag ve recel. Heryerde bu. Bir de utanmadan kahvalti dahil diyip bizim ekmek tereyag ve recele böyle alli pullu bir isim vermisler ya cok gülüyorum : continentaaalll. Ama iste bu nazca lodge ilk defa bunun hakkini veriyor. O da olmasa zaten nazca da anlatacağım pek bisi yok. Nazca lines icin gelen insanlar pirpir ucaklarla çizgilerin tepelerinden ucup bakiolar.  Ben o ucaklarla ucamadigimdan resimlerine bakiorum sadece cizgilerin. Ilginc tabi ama abinin biri can sıkıntısından da yapmış da olabilir o çizgileri yani sadece uzaylilara baglamamak lazim. Yolu yariya bolmek için konakladiimiz bir yer oluyor nazca bizim icin. Ertesi gun saat 14 e cruz del sur dan 120 sol e arequipa biletlerimizi alip yola cikiyoruz.

1 Ocak 2014 Çarşamba

Deliligin sinirinda

Bazen deliler arasina dusmus gibi hissediyorum kendimi latin amerikada gezerken. Cogu toplu taşıma araclarinda geliyolar bana mesela. Ya ben kafayi yedim ya da tumu usutmus diyorum.  Domates olayini anlatmistim zaten. O bi delilik hadi onu geçtim.  Otobuse biniyoruz.  Sehirler arasi otobus. Sofor koltugu arkasındaki yazi: bizim en buyuk onceligimiz otobuslerimizin güvenligidir. Degerli bir esyaniz varsa muavine teslim edin!!
Yolcular biner binmez film koyuluyor tv ye. Sesini de aciyolar tv den tek yayin. E kaptan ne de olsa izleyemio o filmi, cani da sikiliyo, o da son ses açıyo bi latin havasi. Calan album serdar ortac albumu gibi. Sanki ayni sarkinin onlarca versiyonu. Bi kadin surekli ayni ritimde ve hic bir sekilde bitmeyen o sarkiyi saatlerce soyluyo. Bi yandan film bi yandan muzik. Bu arada camimin acik oldugunu farkediyorum hizlandik da feci esiyo, bi hamle ediyorum kapamak icin ama cam sabit. Kapanmiyor. Camlarin hepsi oyle. Cam içlerindeki perdeler ruzgarla şişip otobusun iki yanindan camlardan dışarı cikiyor, yelkenli otobus gibi gidiyoruz çölün ortasinda.  Filmin sesi, muzigin sesi, perdelerin pat kutu. Bir allahin kulu da bu duruma itiraz etmiyor.  Bu delilik değil de ne!?
Bi fast food zincirinin bi subesine oturuyoruz.  Karnim ac, geldigimiz kasaba , tarlalara yillar önce kimin çizdiği belli olmayan, her biri 200 metrelik hayvan ve insan cizimleriyle unlu. Kimi eski insanlarin tanrilardan bereket istemek icin cizdigini soyluyor bunlari, ama daha yaygin olan gorus uzaylilarin bu kasabaya geldigi, bu çizimlerin de onlar tarafından veya onlar için cizilmis oldugu.
Neyse açım tavukcuya giriyoruz. Oyle küçük bi isletme filan değil gayet heryerde gördüğümuz zincir restorant.  Adamlar iki yere ayni makarna resmini koymus biri 14 sol biri 8 sol. Soruyorum 14 sol diyo gercek fiyat. Peki bu ne diyorum, bitti o diyo.  Ugrasmicam cok acim. Zaten kasaba sevimsiz, geldigimden beri uzaylilarin o kadar yer varken neden buraya gelmis olabileceklerini dusunuyorum. Herneyse taner artik gidaklamamak için tavuk yemek istemiyor ben ugrasamicam tavuklu makarna söylüyorum.  Bu arada icerde dev bi hoparlorden avaz avaz disko ritimler yukseliyo. Bir kisi de çıkıp kardesim sunun sesini azicik kis demiyo. Geleli 15 dakka oldu, iceri girdigimizde adamin biri kopuklu suyla yerleri yikiyodu. Evet musteri varken ve hayir yere hic birsey dökülmemisti. 15 dakka sonra adam hala ayni yeri ( ayaklarimizin dibinden cikisa kadar) kopukle fircaliyordu.
Sonra taner hamburger yesin die baska bi bufeye oturduk. Bu sefer de hoparlorlerden baya da yuksek bi sesle adamin biri miril miril bisey okuyo. Herhalde dinî bisi. Kahve istiyorum, sutsuz ve sekersiz. Az sonra kahve ve yanında seker geliyo.
Bu kasabaya gelmek için otobus terminaline gittik gündüz.  Kadinin arkasinda otobüs saati 13:00. Kadin diyor ki 12.30. Verdigi bilette saat 13.00, en son alt katta kahve icip otobus beklerken tesadufen wc ye gitmek için buraya inen kadin bizi gorup kosun cabuk 4 dakka sonra otobus gidiyor dediğinde ise saat 12.10.
Gecen gun booking com dan buldugumuz otele gidiyoruz girer girmez hemen anahtari verip odayi gosteriyorlar. Peru da yabancılar vergiden muaf. Peru vatandaslari vergi ödüyor.  Herneyse otelden çıkarken normalde 75 sol vermemiz gerekirken adam 100 istiyor.  Neden diyoruz, vergi diyor. Ama peru vatandaşi diilim ki?? E girerken soyleyip bir de pasaport fotokopini gostermeliydin diyor. Girerken senin sorman gerekmez miydi?  Hayatta ödemem diyorum.  Tam cingar cikaricam adamin ortagi pasaportumu alip fotokopi cekip getiriyo kıyak yapiyo. Taner adama anlatmaya calisiyo, kardes madem bizi kaydetmedin, pasaportlari da islemedin, bizim memlekette indirim yaparlar fis almasak misali. I ih anlamio ama neyse peru vatandasi vergisi de odemiyoruz.
Tum bunlarin sonunda durup kendime sunu soyledim: sen kimsin de adamlari elestirip bi de sacmaliklarina kızıyorsun. Senin memleketinde olan sacmaliklara bir haftadir tum dunya poposuyla gülüyor.  Yani burada alan razi satan razi begenmiosan git. Boyle kendimle tartistiktan sonra tatliya bagliyorum kendimi. Ama yine de dusunmeden edemiyorum,  belki de uzaylilar geldi ve hiç gitmedi?

Domates

Ilginc bi sekilde, burada yani peruda ve pardon kolombiyayi da unutmayalim, yani guney amerika da domates sorunumuz var.
Kolombiya da kahvalti yapicaz. Giriyoruz bi yere, klasik yumurta, yanina kahve ya da cukulata ya da aromali bi cay, yanında turlu türlü kizarmis hamur isleri icleri etli ya da tavuklu. Bir de domates varsa diyoruz yanina, sanki kufrettik bir bakış ki sordugumuza pisman olup listede ne yazıyorsa onu yiyip cikiyoruz. Bu her sabah boyle tekrarliyor. Domates i uzaktan bile gostermiyorlar. Kaderimize razi oluyoruz.
Sonra geliyoruz peru ya. Burda yumurtayı ekmek arasi seviyolar daha çok.  Yani kahvalticilarda soyle bi menu oluyo:
Peynirli ekmek
Yumurtalı ekmek ( arasina yumurta konan)
Zeytinli ekmek
Tavuklu ekmek
Vs vs vs.
Menunun ilerleyen sayfalarinda makarna var mesela domates soslu. Demek ki domates cok uzaklarda olamaz. Diyorum siparis alan kizcaaza, yumurtali ekmek ama icine peynir ve domates te koyun.  Yine o dehşete düşmüş bakışlar. Noo !!! diyor işaret parmagini saga sola savurup. Bu sefer pismiyicam, tum cesaretimi toplayip yine yineliyorum: yumurtali ekmek ayrica domates de olsun icinde.
Olmaz! Diyor kiz. Neden?? diyorum, noo diyor. Israrciyim: sizde domates var mi? Yok! Yahu burda bu isletmede domates var mi yok mu ? Var! Tamam ondan bi dilim koyun. Taner halime acimis olacak ki mudahale ediyor, koyun domates, parasi neyse vericez!
Kiz hic bisey soylemeden uzaklasiyor. Suratında muthis bir hayal kırıklığı.  Umitlerim azaliyor. Derken uzaktan sandviç hazirlayan rahibeyle siparis alan kiz arasında aynen bizim dialog tekrarlaniyor. Rahibe israrlarimiza dayanamayarak bir domates getiriyor arka taraftan, ve sandviclerimiz arasına birer dilim sıkıştıriyor. Oyle mutluyum ki!!
Biz domatesli yumurtali ekmeklerimizi mideye indirirken kasanin yanında rahibeyle kiz arasinda yeni bir tartisma basliyor. Bu domatesi oraya koyduk ama kac para almali bunun için? ?
Valla umrumda degil o an 100 tl hesap gelse vericem.  Zaten artik domates midemde. Tadi damaginda.
Bilmezdim bir minik domatesin pesinde bu kadar kosacagimi.