Saat 15.30 da nihayet o trene binebildik. Gunduz yolculugu daha guzel tabi ki. Daha 20.dakkada pembis flamingolar gormeye basladik. Sonra sular içinde gittik bi sure. Saat 22.30 gibi uyuniye vardik. Garanti olsun diye internetteki tek hosteldan yatakhanede iki yer ayirtmistik ama ikimiz de yatakhanede baska insanlarla uyumak istemediğimizden kasabaya inince baska otel bulup orada kaldik. Gitmedigimiz otel, gecen gun trene yetisemeyip de gidemedigimiz ayni otel.
Ertesi gun once gunluk tur yapan bir acenta ardından da gece yarisi tren buluyoruz. bu gece gitmezsek bir sonraki tren iki gece sonra. Bir gece daha bu sevimli kasabada kalasimiz yok.
Saat 10.30 da acenta önünde 3 arjantinli 2 Şilili ve 2 Turk, bir adet 4x4 e binerek yola cikiyoruz. Yol derken, daha önce gecmis olan araba tekerlek izlerini kastediyorum. Once tren mezarligina gidiyoruz. Bir suru eski tren. Iskeletleri kalmis sadece. Arjantinli Enrique, 'bu trenler neden burdalar biri anlatsaydi iyiydi' diyo. Ben rehberim hemen bi hikaye salliyim sana diyorum ve bu trenlerin usa menseyli oldugundan dolayı anti amerikan bir politikayla kaderlerine terkedildikleriyle ilgili guzel bi hikaye anlatiyorum. Hitler ve Michael Jackson'ın da vagonlardan bazilarinda yolculuk ettigi rivayetinin dogru olup olmadigini soruyor Enrique, kafamla onayliyorum. Kendi capimizda egleniyoruz iste.
Ordan çıkıp bi ufak tezgahciklar sirasinda duruyoruz hediyelik esya alalım diye. Iste yine karma bizi buluyor:) ordan sonra da nihayet göle gidiyoruz. Gölü nasıl anlatacagimi bilmiyorum. Soyle anlatiyim hani Matrix te bi sahne vardi bizim Neo kendini bi beyazlik icinde buluodu sagli sollu silahlar arasinda. Yer duvar filan yoktu. Onun gibi bisi. Ya da cennet gibi. Ya da ruya gibi. Sonsuzluk gibi. Tavan yok taban yok uç yok bucak yok. Ben anlatamiyicam resimlere bakın en iyisi.
Saat 5 gibi dönüyoruz uyuniye. Tren 12:30 da. O kafe senin bu restoran benim derken 21.00 oluyo saat. Tren istasyonunda sıcak bi bekleme salonu var oraya gidip iki sira bos sandalyeye uzaniyoruz. Aksamustu den beri bizimle takilan kopecik de hemen altimizda uzaniyo. Biraz sonra bi konuşmalar gulusmeler uyaniyorum yandaki amca el kol bisiler anlatmaya calisiyo. Anliorum ki kopecik benim ayakkabinin tekini almis kacmis. Taner hemen kosturuyo arkasindan. Biraz sonra ayakkabilarim birbirine kavusuyo. Baya bi gülüyoruz itovskiye. Neyse yanımda terlik de var da hava 8 derece, pek terliklik degil.
Su an saat 00.04. Bizim vagon dışarda duruyo. Bi o duruyo ama ana tren henuz yok. Bu gece bize uyku da yok. Yatagim napiyo acaba beni ozlemis midir?
küçüklüğümden beri hep kendi yerimi açmak istemişimdir. belki bir kafe, bi pansiyon.. değişik insanlar tanımak, farklı hayatları bilmek öğrenmek, paylaşmak ve tüm bu renklerin içinde kendi rengimi bulmak..
19 Ocak 2014 Pazar
Salar de Uyuni
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder