Bazen deliler arasina dusmus gibi hissediyorum kendimi latin amerikada gezerken. Cogu toplu taşıma araclarinda geliyolar bana mesela. Ya ben kafayi yedim ya da tumu usutmus diyorum. Domates olayini anlatmistim zaten. O bi delilik hadi onu geçtim. Otobuse biniyoruz. Sehirler arasi otobus. Sofor koltugu arkasındaki yazi: bizim en buyuk onceligimiz otobuslerimizin güvenligidir. Degerli bir esyaniz varsa muavine teslim edin!!
Yolcular biner binmez film koyuluyor tv ye. Sesini de aciyolar tv den tek yayin. E kaptan ne de olsa izleyemio o filmi, cani da sikiliyo, o da son ses açıyo bi latin havasi. Calan album serdar ortac albumu gibi. Sanki ayni sarkinin onlarca versiyonu. Bi kadin surekli ayni ritimde ve hic bir sekilde bitmeyen o sarkiyi saatlerce soyluyo. Bi yandan film bi yandan muzik. Bu arada camimin acik oldugunu farkediyorum hizlandik da feci esiyo, bi hamle ediyorum kapamak icin ama cam sabit. Kapanmiyor. Camlarin hepsi oyle. Cam içlerindeki perdeler ruzgarla şişip otobusun iki yanindan camlardan dışarı cikiyor, yelkenli otobus gibi gidiyoruz çölün ortasinda. Filmin sesi, muzigin sesi, perdelerin pat kutu. Bir allahin kulu da bu duruma itiraz etmiyor. Bu delilik değil de ne!?
Bi fast food zincirinin bi subesine oturuyoruz. Karnim ac, geldigimiz kasaba , tarlalara yillar önce kimin çizdiği belli olmayan, her biri 200 metrelik hayvan ve insan cizimleriyle unlu. Kimi eski insanlarin tanrilardan bereket istemek icin cizdigini soyluyor bunlari, ama daha yaygin olan gorus uzaylilarin bu kasabaya geldigi, bu çizimlerin de onlar tarafından veya onlar için cizilmis oldugu.
Neyse açım tavukcuya giriyoruz. Oyle küçük bi isletme filan değil gayet heryerde gördüğümuz zincir restorant. Adamlar iki yere ayni makarna resmini koymus biri 14 sol biri 8 sol. Soruyorum 14 sol diyo gercek fiyat. Peki bu ne diyorum, bitti o diyo. Ugrasmicam cok acim. Zaten kasaba sevimsiz, geldigimden beri uzaylilarin o kadar yer varken neden buraya gelmis olabileceklerini dusunuyorum. Herneyse taner artik gidaklamamak için tavuk yemek istemiyor ben ugrasamicam tavuklu makarna söylüyorum. Bu arada icerde dev bi hoparlorden avaz avaz disko ritimler yukseliyo. Bir kisi de çıkıp kardesim sunun sesini azicik kis demiyo. Geleli 15 dakka oldu, iceri girdigimizde adamin biri kopuklu suyla yerleri yikiyodu. Evet musteri varken ve hayir yere hic birsey dökülmemisti. 15 dakka sonra adam hala ayni yeri ( ayaklarimizin dibinden cikisa kadar) kopukle fircaliyordu.
Sonra taner hamburger yesin die baska bi bufeye oturduk. Bu sefer de hoparlorlerden baya da yuksek bi sesle adamin biri miril miril bisey okuyo. Herhalde dinî bisi. Kahve istiyorum, sutsuz ve sekersiz. Az sonra kahve ve yanında seker geliyo.
Bu kasabaya gelmek için otobus terminaline gittik gündüz. Kadinin arkasinda otobüs saati 13:00. Kadin diyor ki 12.30. Verdigi bilette saat 13.00, en son alt katta kahve icip otobus beklerken tesadufen wc ye gitmek için buraya inen kadin bizi gorup kosun cabuk 4 dakka sonra otobus gidiyor dediğinde ise saat 12.10.
Gecen gun booking com dan buldugumuz otele gidiyoruz girer girmez hemen anahtari verip odayi gosteriyorlar. Peru da yabancılar vergiden muaf. Peru vatandaslari vergi ödüyor. Herneyse otelden çıkarken normalde 75 sol vermemiz gerekirken adam 100 istiyor. Neden diyoruz, vergi diyor. Ama peru vatandaşi diilim ki?? E girerken soyleyip bir de pasaport fotokopini gostermeliydin diyor. Girerken senin sorman gerekmez miydi? Hayatta ödemem diyorum. Tam cingar cikaricam adamin ortagi pasaportumu alip fotokopi cekip getiriyo kıyak yapiyo. Taner adama anlatmaya calisiyo, kardes madem bizi kaydetmedin, pasaportlari da islemedin, bizim memlekette indirim yaparlar fis almasak misali. I ih anlamio ama neyse peru vatandasi vergisi de odemiyoruz.
Tum bunlarin sonunda durup kendime sunu soyledim: sen kimsin de adamlari elestirip bi de sacmaliklarina kızıyorsun. Senin memleketinde olan sacmaliklara bir haftadir tum dunya poposuyla gülüyor. Yani burada alan razi satan razi begenmiosan git. Boyle kendimle tartistiktan sonra tatliya bagliyorum kendimi. Ama yine de dusunmeden edemiyorum, belki de uzaylilar geldi ve hiç gitmedi?
küçüklüğümden beri hep kendi yerimi açmak istemişimdir. belki bir kafe, bi pansiyon.. değişik insanlar tanımak, farklı hayatları bilmek öğrenmek, paylaşmak ve tüm bu renklerin içinde kendi rengimi bulmak..
1 Ocak 2014 Çarşamba
Deliligin sinirinda
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder