1 Ekim 2020 Perşembe

Hasretlik

Yillardir ozlemini duydugum hissettigim bir yerlerde varligini bildigim yerdeyim. Tahta verandamda palmiye ve muz agaclarini ve de calkantili denizi izleyip lipton poset cay iciyorum. Demleme cay muamelesi yapiyorum caya. Cam ve kulplu bir bardaga koyup poseti masaya getirmeden atiyorum ki masada turk cayi süsü vereyim. Marketten feta peyniri aliyorum. Bizim beyaz peynire en cok benzeyen. Bu sabah klasik muzik dinlemek istedim. Bizim evimizde genelde sabahlari babam klasik muzik acar. Gun batarken turk sanat muzigine doner nameler. Birer kadeh rakiyla icerler annemle. Yazarken bunlari artik ekrani goremiyorum gozlerim doldugu icin. Az once dus aldim. Annemin bana banyo yapmayi ogrettigi gunu hatirladim. En son tek tek bir ayagimi oburunun uzerine surtup hem altini hem ustunu temizlemeyi gosterdigi sahne geldi gozumun onune. Dikis dikiyorum bu aralar. Anneannem gostermisti dikisi. Cok kucuktum. Elime bi bez parcasi verip , ipligi de igneye gecirip ogretmisti nasil dikilecegini. Sabah yoga yaptim. 8 ya da 9 yasinda olmaliydim sanirim Halamla ilk meditasyon deneyimimi gerceklestirdigimde. Halam gozlerini sasi yapip beni guldurmeye calismisti. Gulmekten altima ve de halisina isemistim. Bugun gitar ogretmenim kahvesine bal istedi. Kadri dedem elimden tutup askeriyeye gotururdu beni gezmeye. Tup bal alirdi sanirim çam baliydi. Hemen iki dakikada bitirirdim. Askeriyeye giden o ince uzun yolda bisiklete binmeyi ogretti babam. Ve alaturka tuvaletin dibine kaçan tenis topumu kurtardi. Tuvaletin iki yanindaki odada annem, plastik kirmizi cay bardaklarimla hazirladigim masaya misafir olurdu. 
Uzaklastikca yakinlasiyorum. Ozgurlestikce ozluyorum. 
Sevdikce daha cok seviyorum kalbime sigmiyor. 
Ne kendimden vazgecebiliyorum ne hasretlikten. 

10 Eylül 2020 Perşembe

ben buyuksehir gordum

Pasaportumun suresi dolmak.uzere oldugundan, 8 ay sonra ilk defa buyuksehre gitmek gerekti. İlk afallama kiyafet seciminde oldu. Ada insani ya da diger bir deyisle epeyce rahat bitli hippi olmusuz sehre.uygun giyecek bi uzun pantolon olsun bi normal tsirt olsun yok. En sonunda kot sortumla kolsuz bi bluz giyip yanima da harem salvari gibi antin kuntin bi uzun aldim. Parmak arasi terlikleri cantaya atip ayagima corap ustu sneakers ayakkabi giydim. Zavalli ayaklarim klostrofobik oldular. Maske taktik. Adada sadece markete.girerken kullandigimiz maske beni bogdugu icin medikal maske taktim. O da tuylenio basladi burnum kasinmaya. Yapacak bisey yok. Bangkoka indik, herkes ama herkes maskeli. Trenle sehirde ilerlerken bilim kurgu filmine girdim sanki. Apartman denilen ya da rezidans dedigimiz o beton binalari sanki ilk defa gormusum gibi dehsete dustum. Minik minik kafesler ust uste konmus apartman olmus. Nasil yapti insanlar bunu kendine? İlk apartmani kim yapti ve neden insanlar kabul etti bu sistemi? Neden bu kadar kalabalik sehirlerde yasiyoruz?? Araclarin gurultusu motorlarin ugultusu beyne eminim zararli. Ruh sagligini bozduguna eminim. Dayanamadim. Ruhlari cekilmis insanlar beton yiginlari arasinda gunesin dogusunu batisini gormeden yesile bakmadan yasiyorlar. Neden yaptik biz bunu kendimize?? 
Heryer klima ve buz gibi. Salvarimi cantamdan cikarip boynuma sardim ilk gun. Sonra da bir yerde ektim. Restoranda unuttugumu dusunerek ertesi gun geri donup dun gece burada bir pantolon unutup unutmadigimi sordum. Anlam veremediler hakli olarak. Elim bos salvarsiz donuyorum. 

Sehirde cilgin trafigi alt etmenin en eglenceli ve urkunc yolu motor taksi. Her kose basinda varlar. motoru surekli kullaniyorum ama kasksiz ve onde. Bu motor taksiler cok ilginc. Sessiz bir umut sozlesmesi yapiyor her iki taraf. Motorcu parasini verecegimi umuyor, ben beni istedigim yere goturecegini umuyorum. Nihayetinde birbirini hic tanimayan iki insan baya samimi sekilde bir sure yolculuk yapiyoruz. Benim kocaman kaska alismayan kafami bedenimin uzerinde zor sabitliyorum. Adam her fren yapisinda kaskimla onun kaskina tosluyorum dongg donng ses cikio. İki yumurta gibi surekli carpisiyoruz. Surekli ozur diliyorum. Bangkok cilgin trafiginde iki arac arasi pestil olmayacagima ve hic tanimadigim soforume inancim sonsuz sekilde geziyorum. Ne delilik ! 
Bangkok cin mahallesini gezmekten son anda gelen bir akil huzmesi sayesinde vazgeciyorum. Hint mahallesine gidip hint isi haric ne varsa gorup geliyorum. Bangkok keyifsiz. Turist yok. Bi ben bi abim bi de yerel halk. Ha bi de konsolosluk kamil bey. 
Phangan feribotundayim simdi. İnanilmaz yoruldu ruhum iki gunde. Burnum hala cok kasiniyo ama hapsurup panik havasi yaratmamak icin tutuyorum kendimi. Tahtadan evime kapagi atmak istiyorum bir an once. Sessizlige. Palmiyelerin ve gun batiminin kucagina. Ayaklarim icin kumda yurume partisi hazirladim. Ayakkabim pes etti dilini cikardi ve patladi yariyolda. Ona da bir veda toreni lazim. 
Sehri sevmiyomusum ben. Zaten dikise de basladim. Sanirim yas aliyorum 😃

22 Temmuz 2020 Çarşamba

Yin yang

Dengue fever yani Dang hummasi diye bir meret var bu taraflarda. Yasayanlarin aman corona olayim daha iyi dedigi, sivrisinekten gecen bir virus. Onca spreye onleme ragmen gelip de bizi buldu. Disaridan dinlediklerim neymis ki.. allahtan once ben, sonra abim. Asiri yorgunluk ve usumeyle gelen yuksek ates, kusma, kafani patlatmak istetecek bir bas agrisi, ishal, atesle gelen halisulasyonlar, vucutta dayanilmaz agri ve aci. 2 gecesi hastane olmakla beraber 8 gunum ve gecem yuksek atesle gecti. Bir aksam dayanamayip kendimi öldürmeyi düsündum. Tabi beyin de kalmiyo. Bugun 16. Gunumdeyim. Dengue vucuttan ciksa bile tahribati kaliyor. Abimin 8. Gunu. Atesi indi cok sukur. 
Aylar sonra ucuslar da baslayinca 25 temmuz a biletleme yapmistik. Aileye ve arkadaslara supriz yapmak istedik gelip kapiyi calariz dedik. Malesef doktor su an abimin ucamayacagina karar verdi ve yine biletlerimizi aciga aldik. Bu adanin altindaki kuartz madeni ve enerjisel etkisine gore yorum yaparsak ada henuz bizi birakmiyor 😀 Turk usulu yorumda ise adada bir kutup ayisi olsa gelip bizi bulacak. Ben de cok dusunuyorum herseye ve hicbirseye inancim yuzunden. Neden bunu yasadik, yasiyoruz diyorum. Kendimce soyle bir aciklama buldum. Yin Yang i cok severim ben. Hani yarisi siyah yarisi beyaz daire. Her iki tarafta diger taraftan bir lokma vardir. 6 aydir cok mucizevi cok ayricalikli cok ozel cok yogun deneyimler yasatti bu ada bize. Simdi dogasi geregi kendini dengelemesi lazim. Karanlik da butunun bir parcasi. Onu yasatiyor en dayanabilecegimiz sekli ile. Cok sukur diyorum. Bu karanligin icinde de muthis ogretiler buldum. Hayatimi dengue oncesi ve sonrasi diye ayirabilirim. Hastane yataginda aklima motorun uzerinde gunesli bir gunde saclarimi savurarak gezmek geldi. Ya da bir kafeye oturup kahve yudumlamak. Ya da hic birsey yapmamak ama ozgur ve saglikli olmak. Ozgur ve saglikliyken hic ama hic farkina varmadigimiz birsey. Ne kadar onemliymis. Cok agladim. Hala da hassasim arada cok agliyorum. Ama en cok hastanede ozgurlugu elinden alinan hapis insanlara agladim. Allah, Tanri, yuksek bilinc, evren.  Her ne ise. Hepsinin yardimcisi olsun. Ozgurlugunu ve sagligini kaybettigin an cehennemdesin. Her an, engelsiz nefes alabildigin, yuruyebildigin, agzinin tadi oldugu, gunese cikabildigin her an bir lutuf. Lutfen salak sacma seyleri takmayin kafaniza. Yemegi yerken bogazinizdan acisizca geciyorsa sukredin. Su an kimseye muhtac degilseniz yasamak icin, sukredin. Balkona sokaga cikabiyosaniz sukredin. Gerisi bos. Gerisi hikaye. Hersey ama hersey elimizden alinacak bir gun. Nefesimiz bile. Bunu gorup kavrayip nefes aldiginiz her ana sukredin. 
 

10 Mayıs 2020 Pazar

boşluk


Tayland'ın Koh Phangan adasında 5. aya girmek üzereyim. 
Herşey bir bir dağılıyor.. kökler çıkıyor topraktan.. çürümüş küflenmiş.. inanç sistemim yıkılıyor.. değer yargılarım yargısızlığa bırakıyor kendini.. sevdiğim şeyler, sevmediğim şeyler allak bullak.. ben kimim? Kimdim? Kocaman bir uzay boşluğundan dünyaya bakan bir astronot gibi bakıyorum bugüne kadarki kendinme ve hayata.. 
Yaşadığım yetiştiğim toprak, o topraktan çıkan yemek, oradaki hava su değişirse, o toprağın sisteminden kültüründen inanç sisteminden çıkarsan, ne kalıyor senden geriye? Nefes alan bir beden.. kulağa korkunç geliyor değil mi? Dağılmak, kaybolmak, bilmemek, öngörmemek . 
Ama öyle değilmiş. Eve hapsolmuş bir kediyi dışarıya, doğaya bırakmak kadarmış korkutuculuğu. Daha çok gezmek öğrenmek, daha çok deneyimlemek, daha çok genişlemek ve yaşamakmış. 
Mevlananın dediği gibi, bir damla sanırken kendini, kocaman bir okyanus olduğunu görmekmiş. 
Kendimi sevmedim. Daha iyi olmak daha becerikli daha güzel daha evli ve çocuklu daha bağımsız daha sanatçı daha gezgin daha sosyal daha köklü daha temiz daha düzgün daha iyi daha iyi daha iyi olmak istedim. Duygularımı hayallerimi bastırmak ve olmam gereken insan olmak istedim. Kendi doğamı hep reddettim. Yalnızlık ve dışlanma korkusu yüzünden belki.. çirkin bir ördek yavrusuydum. Bulaşık makinesine sığmayıp dısarda kalan o tek bardak. 

Şimdi astronot ben, şöyle bir bakıyorum da dünyaya, ördek nüfusu kadar kuğu da varmış, aslan da, fare de sincap da.. engin bir çeşitlilik ve birbirini inkar eden ve kendi üstünlüğünde direnen bir canlılar alemi. Deliliği izliyorum 

Kayboldum harika bir şekilde. Bulmak için kaybetmek gerekir ya. Neyi bulacağımı da bilmiyorum o ayrı😀 
En azından birrşeyden eminim. En büyük hapisanemiz düşüncelerimiz ve inançlarımız. Bize de ait değil pek çoğu. 

Anneme çocukken hep derdim. Herşey olmak istiyorum. Hayatın tüm kapılarını açıp bakmak görmek deneyimlemek. Bunu derken ne dediğimin farkında değildim. Her işi yapmak her yeri gezmek her maceraya atılmak diye düşündüm belki de bunu. Şimdi farkediyorum ki herşey olmak bambaşka birşeymiş. Bunun için birazcık zorlamak gerekiyormuş kendini. Canîn acıya acıya bîrakacakmışsın kesecekmişsin kollarını bacaklarını. Õdülün ise bir çift kanat. 

Tüm değer yargılarını, tüm õğrendiklerini, inançlarını bir tarafa bırakıp hiçbirşey olmak gerekiyormuş herşey olabilmek için. Ve hayata güvenmek.




24 Nisan 2020 Cuma

24 nisan Tayland

İnsan ikiye bolunebilir mi? 
Bir yandan aile, dost, ev ve kedime hasret, diger yandan hic olmadigim kadar ozgur olmanin verdigi hissi doya doya yasamanin hazzi. Bir yanda muthis bir ozlem diger yanda hayati ve kendimi yeniden kesfetmenin heyecani. 
İlk defa, bir yerlerde hep beni bekledigini hissettigim, hayalini kurdugum paralel evrendeki Begumle tanisiyorum. Yalnizligimla. Bagimsizligimla. Diger yandan gecmisi surekli film bandi gibi izliyor ve gecmisin tozlarini aliyorum. Kahkahalarla. Gozyaslariyla. 
Ne yuklenmisim kendime. Ne kadar cok kere aciyi mutluluga tercih etmisim. Amma dovmusum kendimi. Cok haksizlik etmisim. Sonra tam buna hayiflanacakken, bunlar yuzunden geldigim noktaya bunlari yasamasaydim gelemeyecegimi farkedip sukure geciyorum. 
Cok net goruyorum artik mutluluk bir secimmis. Hayatimin cogunu korkularim yonlendirmis. İcimdeki kucuk cocuk henuz ehliyeti yokken almis eline direksiyonu. Simdi o cocugun elinden tutup onunla beraber yuruyecek ve ona guven ve guc verecek yanimi kesfediyorum. 
Virus bahane. Donmeye hazir degilim henuz. Birsey ogrenmek icin cok pratik yapmak gerekir ya. Mutlulugu secmeyi ogrenmek de pratik gerektiriyormus. Her gun. Tam farkindalikla. Uyumadan. Hep uyanik ve tetikte. Yoksa eski yazilim giriveriyor devreye. Alisana kadar, oturtana kadar birakmak istemiyorum bu calismayi. Okul gibi benim icin. 
Dua ediyorum aileme sevdiklerime birsey olmasin diye. Turkiyede olsaydim onlar icin birsey yapabilir miydim diye dusunuyorum. Sonra ilk defa kendimi herseyden ve herkesten daha cok seviyo gibi oluyorum. İcimdeki ses kuvvetleniyo. Onu dinliyorum bol bol. Kendimi seciyorum. Bu secimin suclulugunu ve hazzini ayni anda yasiyorum. Sucluluk duymaktan yoruldugumu farkedip en yakin suya birakiyorum kendimi. Okyanus anne beni koru kolla iyilestir diyorum. Anne eli gibi oksamasi. Sakinliyorum. Yenileniyorum. Ve tekrar sariliyorum mutluluk egzersizlerime. Her adim her dusunce bir secim. Her secim arkasinda bir secilmeme birakiyor. Arkaya bakma demelerinin sebebini anliyorum. 
Donecegim elbet. bu adadan ayrilacagim bir gun olacak. Arkaya da bakiyo olucam muhtemelen kirmizi bir burunla. Ucaga binip evime inicem. İnicez. Kucuk kiz cocugu ve elini tuttugu buyuk ablasi. Tek dilegim biraktiklarimi saglikla bulmak tekrar. 

25 Mart 2020 Çarşamba

26 mart

Artik sokaga maskesiz cikmak, 5 kisiden fazla toplasmak, aksam 7 sabah 7 disari cikmak yasak. Ben kucuktum ama ozalla ilgili bi kitap hatirliyorum topluluk olmak yasak miydi neydi hatirlamiyomusum da zaten. Yok muydu sahi kucuk topluluk yasaklari 80 lerde 90 larda bizde de? 
Sabah yuruyusu, sabah yogasi ve denizi sonrasi hakanin baddezli yumurtalari esliginde kahvaltimizi yaptik. Yan komsum Lucia sağ yan evime gecti. Soluma kanadali bi abla geldi o da gidemiyo. 28 sene once bir ay turkiyeyi gezmis turk kahvesi hatirliyorum dedi ona da yapiverdim bi tane. Sut var mi dedi, nasil baktiysam artik hemen ozur diledi sonra😀 lucia dan boya kalemlerini ödünç aldim resmimi renklendiricem 


Sabah uyanir uyanmaz face e girip cevonun yaptigi klibi gordum..
Ben sanirim bu surecte karantinayi beynime ve kalbime koymusum. Ozlem duygusunu buzluga atmisim. Hic farkinda olmadan. Acimiyo kii acimiyo kii diye takiliyomusum.
Her kalenin bir zayif tasi oluyo sanirim. Ben o kliple dagildim. Gozlerimden indi yaslar sonra baktim bogure bogure agliyorum. Hem sevgiyle hem ozlemle hem hasretle hem huzunle. 
Sonra yuruyus yoga deniz filan derken toparladim yine. Eve geldim. Bi tikirti. Kafami cevirmemle simsiyah bi kedi ..orada durup bana bakiyodu. Dusunmek bile istemedigim Kara'm geldi sanki. İkinci dagilma.. 
Blogu yazarken muti aradi goruntulu. birbirimizin gozlerine bakip konusamadan kaldik bir dakika.. ucuncu dagilma. Geliyo gjdiyo boyle arada. Buraya adapte olup fazla dusunmeyince cok bi sorun yok. Arada hafif duygu depremleri de olacak cok normal. Sanirim herkes ayni su an. Bana ozel degil. Simdi denize gidiyorum. Hepiniz adina bol kulaç bol güneş ve tuz almaya. 

22 Mart 2020 Pazar

koh pha-ngan 9 subat

Koh phanganda tum doga yasam fiskiriyo. Sabaha karsi sular akiyo bitkilerden. Orkidelerin kökleri disarda. Nem o kadar cok ki. Monoi cicegi kupkuru gorunen yapraksiz bi agactan fiskiriyo. Diger dallarin uclari islak plazenta gibi hazir her an yeni cicek acmaya. Sabahlari tum doga sarki soyluyo. Horozlar geckolar kuslar bocekler hersey. Bagira bagira. Adadaki yuzbin motorun da her sabah aksamki nemden frenleri otuyo viyak viyak. Sonra sukunet. En azindan sri thanu boyle. 
Zamansizlik var burada. Her gun ayni. Hem ayni hem degil aslinda. Cabasizlik. Bir yere yetismeye calismadan. Sadece yasamak var. İster bir gun ister on gun. Yasamak. 

adada hayat

23 Mart. Dun Turk hava yollari taylanddan son ucusunu gerceklestirdi. Su an hala qatar ucuslari var diye biliyorum. Ama artik bir karar verdik ve daha fazla bu konuda dusunmek istemiyorum. Her haberle icimdeki korku enerjisi beni daha cok ele gecirdigi icin daha cok su an'a odaklanmayi istiyorum. gerci ben ne yaparsam yapayim gundem bu ve kacmam mumkun degil.
 Koh Phangan simdilik hala guzel. Sabah erkenden Esrayla yuruyoruz bi saat. Yururken yolda muzik dinliyip dans ediyoruz  Sonra en sevdigimiz yol kenari kafesi Cookiesde ben hot americano esra da ice americano aliyor yumdumlayip yolu, insanlari izliyoruz. Arka masayla yan masayla mubabbet ediyoruz. Su an genel konu ulkelerin durumlari ve gitmek ya da kalmak. Sonrasinda plaja inip yuzup eve gelip kahvalti hazirliyoruz birimizin evinde. Kahvaltimizda yumurta.mutlaka var. Kasap!:) Hakan bize kavurmali yumurta yapiyor sansliysak. Yoksa haslanmis yumurta, domates, peynir, nutella ve ekmek. Poset cay veya filtre kahve eslikcimiz. Kahvaltida mutlaka birimiz endiseli oliyor digerlerimiz onu sakinelstiriyoruz. Endise kisisi her gun baska biri. Alistik artik. Sonrasinda dagiliyoruz bir yerlere. Ben su aralar karakalem e sardim. Bahcedeki muz agaclarini ciziyorum. Ya da pinterestten buldugum bi resmi. Sonra denize giriyorum. Aksamustu ya tek ya grup halinde gun batimi izliyoruz. Adada 10 kisiden fazla grup olmak yasak. Minik gruplar halinde izleniyor gun batimi. Hulahop ceviren yoga yapan ickisini icen yuzen minik grupcuklar. 
Yemekleri artik eskisi gibi restoranlarda yemiyoruz.  Mangal olayimiz haftada iki uc var mutlaka. Raki bitti derdimiz buyuk. 

Taylanddan corona gunlukleri 18 mart

Adadaki ikinci ayim bugun bitti. 18 subatti donusum. Ruhuma cok iyi geldigini ve sezonun da henuz baslamadigini goz onune alarak ucagimi 15 mart a erteledim. Eglence deniz medotasyonla gecti bir ay. inner walk yaptim 4 gun ve dusuncelerin insani nasil ele gecirdigini farkettim. Perdelerime resimler cizdim, suluboyaya basladim. Sonra karakeleme gectim. Muzik yaptim dans ettim. 15 marta yaklasirken bu adayi cok sevdigimi ve hala kalmak istedigimi hissettim. Bu arada corona ile ilgili haberler artmaya basladi. Adada her milletten insani icine ceken bir dusunce trafigi. Bircok insan gibi guldum gectim. Cunku facebook veya whatsapp a bakmadikca gunes deniz eglence yemek icmek insanlar hersey devam ediyordu. Bu adada yasadigim ozgurluk hissini baska hic bir yerde yasamadim. Kimse kimsenin isi yasi medeni durumu egitimi gibi bilgileri oncelikli tutmuyor. Herkes terlik sort ve motorlariyla ayni. Ayiran bolen bisey yok. 
İspanya ve italyada sokaga cikma yasaklari basladi. Bir cok avrupa ulkesinde sinirlar kapatildi. Derken adada bir telas. Gitmek mi donmek mi.. donersek karantinaya alinma ihtimali buyuk. Yolculuk yaparsak virus kapna ihtimali cok. Bir doktor arkadasim seyahat etme oldugun yerde kal dedi. Oburu su an gelebiliyosan gel yoksa zorlasacak dedi. Kimi, donersen en cok endise.ettigin annen babanla gorusemezsin karantinada.kalmalisin dedi. Komsularimla ( isvec ve ispanya) hep akil alisverisi yaptik. Tanrim dedim bir isaret gonder. 15 marttaki ucagim edildi. Aslinda baska bir saate alindi. Dedim bu iste. İade talebinde bulundum. Su an 18 mart. 15 inde turkiye yerine malezyaya giderek vize yeniledim. Malezya havaalanda iptal edilen ucaklari ve bombos binayi gorunce yanlis karar verdigimi anladim. Tanrinin sinyallerini isimize geldigi gibi algiliyoruz sanirim. Zen beach deki davullarla gunesi ugurlama durduruldu. Adadan cok giden oldu. Kalan da var. Kendi kararlarimin arkasinda duramadigimi farkettim. Arkadaslarla yaptigimiz toplantida koronaya nerde yakalanmayi tercih edersiniz dedim. Herkese bulasacak. Kacmak mumkun degil. Geldiginde nerde olalim? Turkiyede.olmak istedigimi biliyordum. Bunlari konusurken sadece benmerkezli dusundum. Kendi korkularimda kaldim. Ne anamin ne babamin bana ihtiyaclari olabileceklerini dusunmedim. Ne de olsa onlara yaklasamayacaktim. Ama icimdeki ses gitmem gerektigini biliyodu. Dinlememeyi tercih ettim. 
Bugun 18 mart. Her gun almak zorunda oldugum ilacimi bulmak icin karsi adaya gectim. Buldum da. Ada feribotlari durdurulabilir. Grup danslari yoga parti vs yasaklandi. Eglence adamiz yavas yavas endise adasina donusuyor. Birine akil.sormak istiyorum. Kimse ama kimse gidisati on goremiyor. Ya tek basima ya da buradaki arkadaslarimla alicam kararlari. En sevdigim ve yillarca koleksiyonumda tuttugum the beach, 28 gun ve 28 hafta filmlerinin icindeyim. Herkes gibi. Ölmekten korkmuyorum. Sevdiklerimin bana ihtiyaclari oldugunda yaninda olamamaktan korkuyorum. Bir de beynimden. Pismanliktan guclu bir korku var mi?

18 Ocak 2020 Cumartesi

thailand Episode 2

Aradan 5 yıl geçti. 7 kişi 5 havaalanı 4 uçuş ve bir kısa minibüs yolculuğu sonrasi Ko phangan' a giden feribottayız. Bu yolculuk farklı ( sanki diğerleri aynıymış gibi). Bunda bi başka duygu yoğunluğu. 7 sene beraber seyahat ettiğim yol arkadaşım yok yanımda. Ruhumu buna alıştırmaya çalışıyorum sigaraya alışmaya çalışmak gibi. Bir yandan da yoga kadim felsefesinin temel niyamalarından biri sürekli aklımda; " hiç birşey biriktirme. Anı dahil. ilk duyduğumda hstr len dediğim bu cümle her adımımda aklımda. Her zamanki gibi yaşadıkça anlıyorum daha önce okuduğumu, izlediğimi. Farkındalığın bi parçası da bu herhalde. Sindirim sistemi gibi. Tatmak, sindirmek, yarayanı ya da yaramayanı sisteme almak, hazmetmek kalanını evrene geri bırakmak. Bu dönem hep böyle geçiyo zaten. Haaa'larla aaa'larla. 
Ama geçiyo.  Herşey gibi.  


Seviyorum

Tropiklerin tüm turkuazlığına ve beyaz kumlarına rağmen yine de ve ısrarla ege denizini, sarı güneşli bi günde buz gibi denizde şoklanmayı, çıktığımdaki hafif üşümeyi, duş almayıp tuzların üstümde kurumasını, güneşin tuzlu derimi kavurmasını, güneşin açısı yavaş yavaş azalırken aklıma düşen çay kokusunu, güneşin ve tuzun yamulttuğu kitap sayfalarını, peştemal, güneş kremi, gözlük kitap ve cüzdandan oluşan basit çantamı, eve gidince alınan tatlı suyla ortaya çıkan yeni ten rengini, denizle iyileşmeyi denizi..