19 Şubat 2017 Pazar

Küba 2.gün

Mağara gibi odalarımızda deliksiz uyuduktan sonra kalkıp aldığımız malzemelerle kahvaltı hazırlığına başladık. evde minik bi mutfak var ama tencere yok. Oytun dışarı çıkıp bir bardak kahve bularak döndü. Masayı silip yemek için hazırlamak üzere hareket ettirince içindeki böcekler nihayet uyanıp bize el sallıyor. Biz de kapının yanındaki koltuğa sıralanıp peynirli reçelli ve nutellalı ekmeklerimizi yiyip onlara el sallayarak evden çıkıyoruz. Yürüyerek old town el Cathedral e gitmek niyetindeyiz. Yanımızda biraz cuc yani turist parası, azıcık da cup var. 1 cuc 24 cup.  Ayrıca bir cuc yaklaşık 1 euro. İşte burda sapıtıyor herşey.  Yolda evinin önünde termosta kahve satan bir kadından bir kahve içip 1 cup uzatıyorum noo diyip 1 cuc umu alıyor.  ileride Oytun başka bir kadından aynı şekilde kahveyi 1 cup a içiyor yani benim içtiğimin 24 te birine. Kadın beni ayak üstü öpmüş.  Ama yanaklarımdan değil. 
Sokaklar gündüz bambaşka. Boyaları dökülmüş yazık binaların önünden yürürken, içimden sanki Titaniğin enkazını inceliyormuşum hissi geçiyor. Bir zamanlar muhteşemmiş. Şimdiyse geride sistem kırıklarından içeri düşmüş, yaralanmış, bir kısmı turist öpmenin yollarını bulup yırtmış gözü dönmüş yüzlerce insan. Daha onurlu daha zarif daha sevecen bir halk bekliyormuşum nedense.  Gördüğüm yaşadığım hissettiğim tam tersi. Kaba, insan sevmeyen turist istemeyen bulduğunu öpen bir halk. Sokaklar pislik içinde. Hayvan ölüleri de buna dahil.
Kaldığımız apartman evine 100 usd veriyoruz gecelik.  Masanın üstü leş. İçi böcek. Bina balkon herşey pis. Sonra aklıma takılıyor, temizlik bir lüks müdür? Suyu ve elektriği olan bir ülkede fakir de olsan temiz olamaz mısın? Kapının önünü süpüremez misin?  Temiz olan sadece eski havana sokaklarındaki bir kaç turistik müze ve katedral önü. Bir de gemi limanı çevresi. Karşıdan karşıya geçerken arabalar üstümüze üstümüze sürüyor. Dükkanlarda asla yardımcı olmuyorlar.  İnsanlar suratsız.  Yıkıldım be Küba..

Yılgınlık içinde dünkü restorana yürümeye karar veriyoruz. Bir tarafta ekmek kuyruğunda insanlar görüyoruz. Ben susuyorum çok,  öpülmeden su içmek istiyorum litresi 2-3 cuc a. Uzun bi arayış sonunda Taner su buluyor bana. Yojan dün dedi ki bir doktor yaklaşık 40 cuc kazanıyormuş aylık. Biz bir saat içinde 45 cucluk yemek yiyip çıkıyoruz dünkü restoranımızdan. Ara sokaklarda 10 cup a yani 0.2 cuc a sandviç var ama biz sorunca cup cuc olabiliyor. Yordu beni bu sistem. Bir kısım insan "işini bilmiş" rüşvet ve kazıkla epey güzel kazanıyor, diğerleri sürünmekte. Banu bir ara diyor ki bu şehri fırçalarla bi girişerek yıkamak lazım baştan aşağı. Hakkaten pis. Ya ne pis yerler gördük biz aslında, bu koyar mı normalde koymaz.  Ama insanı.. Bir şehri sevdiren insanıdır diye yazmıştım bir yazımda. Bu şehrin insanına alışamadım. Alışmak da istemem.

Akşamüstü yürüyerek önce Yojanla görüşürüp ardından yürüyüş yapıyoruz. İnternete girmek için bazı cadde köşeleri otel yanları filan var ama kart lazım önce. Onu bulamıyorum. Dünyanın geri kalanıyla ilişkim kesik.
National otele gidiyoruz. İçeri bir giriyoruz sanki Vietnamda amerikan elçiliğine girdik. Güzel parfüm kokuları oğ may gaaşlar oo wauuw lar zarif baylar bayanlar.  otelin terasına geçip bir masaya oturuyoruz garson bayan ne istersiniz diye menü diyoruz menü aha oradaki barda dio. Ya tamam sen ne içmemizi istiyosan ondan getir. Sonra Taner hatırlatıyo kızım devlet oteli bu. Aa.. Doğru..  Öğretmenevi gibi.. Öyle düşününce batmıyo çok.

Yarın Yojan ın evine geçicez. Wc de oturak varmış. Bir de interneti halletsem. Vallahi derdim facebook veya foto yüklemek değil. Herkesin iyi olduğunu öğrenmek. Az önce abime yanlışlıkla telefonunun internetini açtırttım. Megabiti 5 TLymiş. Bir 5 saniye içinde anlayıp kapatana kadar 60 mb yedi. 300 TL.. 5 sn diyorum.. 

Bu kıl turist modumu bırakıp yarına güzellikleri yazmak istiyorum ama bir yandan da vakitsiz muayyen günümdeyim zor yani şu an pembe gözlük. Yarın ola hayrola.

Hiç yorum yok: