Uçağa biniyoruz. Üç kitap onlarca blog ve gidenlerle yaptığımız sohbetler bile bilmeceyi çözmüyor. Daha önce komünist gördüm de komünist ülke görmedim hiç. Sanki havaalanında sıraya geçip marş adımlarla yürüyücez. Veya karne verecekler ekmek kuyruğuna filan giricez. Bi gece önce gidip Cancun un fiyakalı bir süpermarketinde hem sanki son yemeğimizmiş gibi yemek yiyip hem de kampa gider gibi alışveriş yaptık. Nutella, krem peynir, reçel, makarna, makarna sosu ve hatta iki paket puf ekmek.
Uçak yolculuğu 50 dakika. İnmemizle kalkmamız bir. Havaalanına bir iniyoruz gümrük memurları yeşil üniformalı bayanlar, etekler mini, altta en seksisinden file çoraplar. Tanerle Oytunun gözler dönüyo durduramıyoruz. Gümrükte Banuyla beni bekletip bir pasaport incelemesi yapıp sonra izin veriyolar ülkelerine girmemize. Wc ye girelim sıkıştık. kadınlar tuvaleti güzel. Kağıt var sabun var oturak var. Erkeklerinkinde bu saydıklarımın hiçbiri yok.
Dışarıda Henry isimli daha önce bir tanıdık aracılığıyla ayarladığımız şoförümüz bekliyor bizi. Hem de o kocaman fiyakalı klasik arabasıyla yuppiiiiiieee!!! Tor tor tor tor gidiyoruz şehre. Her 10 arabadan 7 si eski Amerikan arabası. Arada bir mersedes gördük yeni. Bu devletin diyor Henri. Kiralıyormuş devlet turiste. Bi kaç sene sonra da faiş fiyata satıyormuş artık kim alırsa.
Yol kenarında duruyoruz burada bozdurun diyor meksika pesolarınızı. Nerde, karşıdaki kabinde. Henri söylemese oranın döviz bürosu olması mümkün değil. Neyse kalan meksika pesolarımızı çeviriyor bizimkiler Cuc ve biraz da Cup a. E hani Cup alamıyoduk kullanamıyoduk biz? Yok öyle bişi dio Henri. Herkes iki kuru da kullanıyor. alala..
Yola devam. Devrim meydanını geçiyoruz. Biraz sonra binalar apartmanlar sıklaşıyor sanırım merkeze girdik. Bizim ev Havana merkezdeymiş. Yine bir tanıdık aracılığıyla önceden haberleştiğimiz Yojan diye bir adamımız ayarlıyor evi. Kendisi de az sonra sokağın ucunda beliriyor. Eve giriyoruz eski püskü merdivenden çıkıp. Minik bi oturma alanı, ufak bi mutfak iki oda ve banyo. Klozet oturma yeri hariç her türlü lüksümüz var maşallah. Hatta flat screen Tv miz bile. Ama oturak yok. İyi madem oturmam ben de 4 gün.
Eşyaları bırakıp Yojanla beraber sokaklarda yürüyoruz. Bir meyve halinde dolarlarımızı bozduruyor yüksek kurdan. Sonra bir bankaya girip benim Euroları çeviriyoruz. Sadece sen gel diyor. Sıra var o sırayı geçicez Yojan biliyor işini. Kapıdaki memura 1 cuc veriyor. Ben veznedara hayatımın ilk rüşveti olan 2 cuc u verip hiç sıra beklemeden paramı alıp çıkıyorum. kaçtan bozdu ne verdi en ufak fikrim yok. Yojan ne derse onu yapıyorum. Şurada amuda kalk dese kalkcam. Onca memkelet gezdim hiç bu kadar aciz hissetmedim.
Ve fakat sokaklarda beklediğimden çok daha fazla restoran, çok daha fazla yemek. Bir cafe de Küba kahvesi içiyoruz ayak üstü. Oradan bir restoranın önüne geliyoruz sıra beklicez. Çok iyi burası, değer beklemeye diyor Yojan. Konu yemekse ben varım herşeye. 15 dk bekledikten sonra şirin dar uzun şık bir kafe tarzı restorana giriyoruz. O yemek yok et bulunmuyor vs vs denen Kübadaki bu minik restoranda menüyü bi açıyoruz o da ne!? Kuzudan balığa, dana carpaccio dan hamburgere pilava çorbaya ne ararsan var, en kralı 7-8 cuc. Dehşet lezzetli yemeklerimizi yanında da bir şişe kırmızı şarabımızı içip üstüne de bir trileçe paylaşıp 55 usd verip aldığımız onca ekmek ve makarnayı neremize soksak düşünceleriyle mutlu huzurlu şaşkın ve dolu midelerle çıkıyoruz tekrar sokağa.
Yojan gidecekmiş işi var, evi hemen yan sokakta. Akşam gelin parti var diyo. Bakarız. Önce bi sensiz yürüyebilelim de. İnanamıyorum kendime. 19 yaşımda trenle internetsiz haritasız Avrupa gezen ben, burada sudan çıkmış balık..
Allahtan internet yok ama Maps me ve en az onun kadar iyi çalışan beynim var. Evimiz şuradaydı. Hemen bi üst değiştirip başlıyoruz yürüyüşe. Eskiden muhteşem olduğu kesin ama şimdilerde dökülen ve hala içinde yaşanan binaların aralarından geçiyoruz. Tarumar olmuş bir şehirden geriye kalanları hayranlıkla izleyerek yürüyoruz. gençler çocuklar yaşlılar herkes dışarda. Kapı eşiği ve balkonlar arası muabbetleri özlemle görüyoruz. Çocuklar koşturuyor bir ellerinde tahta kılıçları ve bacak aralarında sopadan atlarıyla. İnternet olmaması ne güzel..
Her adımda kiralık oda. Zibil gibi. Ve hemen hepsi dolu. Hem de internetsiz ortamda. İnsanlar gelip kapı kapı oda arıyor sanırım. Eski usül. Yarın olunca telefon kartı alıp annemleri ankesörlü telefondan arayasım var.
Meydana geliyoruz. Klasik araba taksiler 20-40 cuc a şehir turu satıyor. Bir sürü müzikli restoran, içki çok ucuz ıstakoz çok ucuz. Hediyelik eşyacılar minik enstrümanlar tşörtler magnetler şapkalar resimler satıyor.
Bir restorana oturup mojitolarımızı içip Yojana uğrayıp ordan şehrin en ünlü Jazz kulübüne yürüyoruz. Ohannes!! Kapıda 1 km kuyruk. Girmek mümkün değil yarın deneyeceğiz.
Kübada ilk günümüz aa oha ayy hadi bee mmmm larla geçiyor. Hiç bir şey kitaplarda anlatıldığı gibi değil. Sistem çoktan kırılmış. Herşey var. Hemen herkes turizmden iyi para kazanıyor. Yemek bol. Kahve güzel. Binalar sefil. İnternet henüz yok. Tv kanallarında en yeni filmler var. Dana carpaccio var. Klozet kapağı yok. Sabun yok. Kafam karışık. İncelemeye devam..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder