diye sordu dostum... "isteriklik mi, hastalık derecesinde düşünmek mi?" diye devam etti. ve sonra noktaladı: aşk yok!
öyle deme dedim, herkes için farklıdır aşk, bizim için olmasa da, bazıları için bir umut.
sence nedir peki? diye sordu dostum
dedim aşk benim için, kendi değerimi sınadığım bir mücadele..
aşkın bi sembolünü koysam bu sayfaya, asla şu bildiğimiz kalp şekli olmazdı bu. benim için hiç iki kanadı eşit olmadı aşkın.
küçüklüğümden beri hep kendi yerimi açmak istemişimdir. belki bir kafe, bi pansiyon.. değişik insanlar tanımak, farklı hayatları bilmek öğrenmek, paylaşmak ve tüm bu renklerin içinde kendi rengimi bulmak..
22 Ekim 2008 Çarşamba
16 Ekim 2008 Perşembe
yeni aktivite. yaşasın hiperaktivite!
kafamın içi kadar karışık sayfama uzun zamandır ilgi göstermemişim.. bu sabah annemin sayfalarını okurken farkettim de, güncel hiçbirşeyi yazmıyorum. ya fazla dramatik ya trajik yorumlar.
aslında hayatım böyle değil. ama her insan gibi biraz kedilik var bende de. iyi günlerimi bloguma yazmakla harcamıyorum dürüst olmak gerekirse. iyi olduğumda , iyiyim işte ötesi var mı! ihtiyaç kalmıyo yazıya dökmeye kendimi.
ama bugün farkettim ki arada ufak güncel konular da fena gitmez. belki biraz renk getirir bu sayfalara..
yeni bir aktivite buldum kendime: kaya tırmanışı! zirve dağcılık izmir şubesine yazıldım hemen, ardından eğitimler başladı. şimdilik sadece dağ temel eğitimi, bi süre sonra kaya tırmanışı için yollar ayrılacak. arada kamplarımız olacakmış. fena olmayabilir. açıkcası hayat ünitemin sadece olimpos olmadığını , bunun böyle olmadığını görmem lazım. aynı çam kokusu bana ıspartanın yazılı kanyonunda da zevk verecek mi göreceğiz.. ( tabii büyük patrondan izin koparaiblirsem:)
efenim kaya tırmanışı işini duyunca gülenler oluyor, "kızım sen o poponu kaldırıp iki adım yürümekten acizsin, ne dağı ne kayası" diyenler oluyor.. son gülen iyi güler diyor, çok da fazla sallamak istemiyorum ne de olsa bünye sıkılgan, kafa labirent, sonunu getirmediğim öyle çok şey var ki. yine de diyorum ki fazla acımasız olmayın, beraber görücez işte nereye kadar gittiğimi..
işte olimpos kaya tırmanış maceralarımdan biri.. bi ışık var hissediyorum :)
aslında hayatım böyle değil. ama her insan gibi biraz kedilik var bende de. iyi günlerimi bloguma yazmakla harcamıyorum dürüst olmak gerekirse. iyi olduğumda , iyiyim işte ötesi var mı! ihtiyaç kalmıyo yazıya dökmeye kendimi.
ama bugün farkettim ki arada ufak güncel konular da fena gitmez. belki biraz renk getirir bu sayfalara..
yeni bir aktivite buldum kendime: kaya tırmanışı! zirve dağcılık izmir şubesine yazıldım hemen, ardından eğitimler başladı. şimdilik sadece dağ temel eğitimi, bi süre sonra kaya tırmanışı için yollar ayrılacak. arada kamplarımız olacakmış. fena olmayabilir. açıkcası hayat ünitemin sadece olimpos olmadığını , bunun böyle olmadığını görmem lazım. aynı çam kokusu bana ıspartanın yazılı kanyonunda da zevk verecek mi göreceğiz.. ( tabii büyük patrondan izin koparaiblirsem:)
efenim kaya tırmanışı işini duyunca gülenler oluyor, "kızım sen o poponu kaldırıp iki adım yürümekten acizsin, ne dağı ne kayası" diyenler oluyor.. son gülen iyi güler diyor, çok da fazla sallamak istemiyorum ne de olsa bünye sıkılgan, kafa labirent, sonunu getirmediğim öyle çok şey var ki. yine de diyorum ki fazla acımasız olmayın, beraber görücez işte nereye kadar gittiğimi..
işte olimpos kaya tırmanış maceralarımdan biri.. bi ışık var hissediyorum :)
7 Ekim 2008 Salı
olimpos
10 eylüldü son gidişim olimposa. gurbetten yıllardır gitmediğim vatanıma döner gibi yine aynı heyecan aynı mutluluk, nedir bu olimpos aşkım anlamış değilim:)
a- ciğerleri yakan çam kokusu
b- yüzerken dönüp baktığımda süper görünen kocaman heybetli dağları
c- kadir abiye sürekli yenilen pehlivan ruhumun doymamışlığı
ç- altı ılık üstü soğuk denizi - bu üstteki soğuk su tatlı. dolayısıylen, denizden çıkarken otomatikman duş alınıyor
d - hangar bar
e - bakkaldaki güzel kocaman şişeli kırmızı şarap
f - kadirde akşam yanan ateş etrafı sohbetleri
g - kaya tırmanışı ve yürüyüş gibi bedenimi uyandıran faaliyetler
ğ yapmasam ç ye torpil geçmiş olur muyum? bilemedim
h - hiç gitmediğim yanar taş ( en güzel yer henüz gidilmemiş olandır :P)
ı,i,j,k,l,m,n,.....y,z ye kadar gider bu..
hiieeeyyytt seaaeeviiyoruuaamm ulleeaaayynn
a- ciğerleri yakan çam kokusu
b- yüzerken dönüp baktığımda süper görünen kocaman heybetli dağları
c- kadir abiye sürekli yenilen pehlivan ruhumun doymamışlığı
ç- altı ılık üstü soğuk denizi - bu üstteki soğuk su tatlı. dolayısıylen, denizden çıkarken otomatikman duş alınıyor
d - hangar bar
e - bakkaldaki güzel kocaman şişeli kırmızı şarap
f - kadirde akşam yanan ateş etrafı sohbetleri
g - kaya tırmanışı ve yürüyüş gibi bedenimi uyandıran faaliyetler
ğ yapmasam ç ye torpil geçmiş olur muyum? bilemedim
h - hiç gitmediğim yanar taş ( en güzel yer henüz gidilmemiş olandır :P)
ı,i,j,k,l,m,n,.....y,z ye kadar gider bu..
hiieeeyyytt seaaeeviiyoruuaamm ulleeaaayynn
27 Ağustos 2008 Çarşamba
mutiden haftanın şiiri..
b: ne var yemekte?
m: tavuk yapıcaz akşam. zaten bizde hep aynı menü
ya davıg
ya makarna
ya garnı yarıg
ya kalbi gırıg
m: tavuk yapıcaz akşam. zaten bizde hep aynı menü
ya davıg
ya makarna
ya garnı yarıg
ya kalbi gırıg
25 Ağustos 2008 Pazartesi
don kişot olabilmek..
inanın çok deniyorum.. yılmadan usanmadan. ayağa kalk! dik dur. kaallk. savaş! ..ve fakat hep düşüyorum..
yine de yılmadım. hep bişey bekliyorum.. bi kitap, bi film, bi insan.. öyle bişey olsun ki bir anda hayatım değişsin. o aydınlanmayı bekliyorum.. bekliyodum.
öyle bişey yok.. beklemek boş.. gelen yok. kalan sadece ben.. ve ben bekledikçe gelmeyecek..
aslında biliyorum. kendi hayatını çizebilmek demek, biraz bencil olabilmek demek.. ve bencil olmanın birinci yolu da kendini sevmek. kendi hayatını çizmek, birilerini üzmeyi, birilerine ters düşmeyi, belki yalnızlığı getirecek beraberinde. cesur olmak gerekecek. çatışmak gerekecek. birilerinden ya da birşeylerden vazgeçmek gerekecek. bunu göze alabilen için tünelin sonunda bir tatmin var .. ama hangimiz bu derece don kişot?
yine de yılmadım. hep bişey bekliyorum.. bi kitap, bi film, bi insan.. öyle bişey olsun ki bir anda hayatım değişsin. o aydınlanmayı bekliyorum.. bekliyodum.
öyle bişey yok.. beklemek boş.. gelen yok. kalan sadece ben.. ve ben bekledikçe gelmeyecek..
aslında biliyorum. kendi hayatını çizebilmek demek, biraz bencil olabilmek demek.. ve bencil olmanın birinci yolu da kendini sevmek. kendi hayatını çizmek, birilerini üzmeyi, birilerine ters düşmeyi, belki yalnızlığı getirecek beraberinde. cesur olmak gerekecek. çatışmak gerekecek. birilerinden ya da birşeylerden vazgeçmek gerekecek. bunu göze alabilen için tünelin sonunda bir tatmin var .. ama hangimiz bu derece don kişot?
18 Ağustos 2008 Pazartesi
sonbahar, yalnızlık, hüzün..
29umdayken 30 yas bunalimina girdigim gibi, agustosta sonbahar huznu basti beni.. karsi komsum perdeleri simsiki kapatmis, balkonu bosaltmis, belli ki gitti.. haber verilmeden terkedilmis sevgiliymisim gibi icim acidi.. saat 22:37 ve otopark bombos.. kislikcilar kaldik.. yazlikcilar baska bir sehrin baharina, hayatin devam ettigi sehirlere donduler demek ki.. kiskanc eski sevgiliyim su an... sevgilisini kendinden genc bi kadina kaptirmis kiskanc eski sevgili.
yine bos sokaklar, bos kafeler, bos sahiller kalacak bana. inimize kapanicaz biz geride kalanlar. bol bol dvd, bol bol tv, bol bol pc.
tam da alismisken havaya suya gunese, yine mahkum oluyoruz 4 duvar arasi tekillige..
yine bos sokaklar, bos kafeler, bos sahiller kalacak bana. inimize kapanicaz biz geride kalanlar. bol bol dvd, bol bol tv, bol bol pc.
tam da alismisken havaya suya gunese, yine mahkum oluyoruz 4 duvar arasi tekillige..
1 Temmuz 2008 Salı
26 Haziran 2008 Perşembe
küresel ısınma yalan!
kanıtlarım var ! her 27 haziran hava böyledir. kendimi bildim bileli ( ben ? kendini bilmek? :) doğumgünlerim hep bulutlu ve serindir. yeni doğan bebelerin popolarını serin tutmak, lousa annelerin yataklarında püfür püfür dinlenmelerini sağlamak için böyledir hem. tam 29 senedir bu böyledir.. evet belki ilk 2-3 senesini hatırlamıyorum, ama mikailin 27 haziranda bulutları benim üzerime serpiştirdiğini gözlerimle gördüm yıllarca. küremiz ısınmıyor, hep aynı!
29 yaşımı bana gösterdiği için tanrıya, bana canlarından can verdikleri için anne ve babama teşekkür ederim.. çok huzurluyum bugün. müthiş bir dinginlik içimde. ne kadar şanslı olduğumu söyleyip duruyorum kendime sabahtan beri. bu yaşlarını göremeyen tüm insanlara dualar ettim. umarım bir yerlerde başka bir yaşamdadırlar dedim. bugüne kadar hayatımın bir yerlerinde bana eşlik etmiş olan ve halen eşlik eden tüm insanlara teşekkür ediyorum..
günün anlam ve önemi yazımı burada sonlandırırken, yetmediğim yerde, hayatın anlamı ve insan üzerine dünya üzerinde yazılmış en güzel sözlerin ustası shakespeare'i sokuyorum devreye :
"All the world's a stage,
And all the men and women merely players;
They have their exits and their entrances;
And one man in his time plays many parts,
His acts being seven ages.
At first the infant,
Mewling and puking in the nurse's arms;
And then the whining school-boy, with his satchel
And shining morning face, creeping like snail
Unwillingly to school.
And then the lover, Sighing like furnace,
with a woeful ballad
Made to his mistress' eyebrow.
Then a soldier,
Full of strange oaths, and bearded like the pard,
Jealous in honour, sudden and quick in quarrel,
Seeking the bubble reputation
Even in the cannon's mouth.
And then the justice,
In fair round belly with good capon lin'd,
With eyes severe and beard of formal cut,
Full of wise saws and modern instances;
And so he plays his part.
The sixth age shifts
Into the lean and slipper'd pantaloon,
With spectacles on nose and pouch on side;
His youthful hose, well sav'd, a world too wide
For his shrunk shank; and his big manly voice,
Turning again toward childish treble, pipes
And whistles in his sound.
Last scene of all,
That ends this strange eventful history,
Is second childishness and mere oblivion;
Sans teeth, sans eyes, sans taste, sans everything."
23 Haziran 2008 Pazartesi
kendi kendine konuştuğun zamanların bazılarında tanrı seni dinliyor olabilir.. dikkat et.. hayat sana ağzından önemsizce çıkan bi sözünü şlaapp diye önüne yatırabilir. bu senin vazgeçilmezin olabilir. senin neyi ne kadar istediğinin önemi satırlara nasıl ki geçmiyorsa, o satırların tanrı katında anlamı da sadece harflerden ibaret oluyor. hisler satırlara, oradan da sonsuzluğa yollanmıyor. hisler sadece dünyaya özgü. öbür kıyıya geçense harfler, kelimeler, elle tutulup gözle görülenler. isyanlar ağlamalar yakarışlar acılar nefretler sevgiler sevinçler üzüntüler..hepsi bu yakada kalıyor.
16 Haziran 2008 Pazartesi
anneler ve kızlar
12 Haziran 2008 Perşembe
mucizeler hiç bir zaman beklediğinde gerçekleşmiyor. beklediğin şeye kavuşmak için beklememek gerekiyor , nasıl olacaksa :) secret ı yarıya kadar okuyabildim. biz mutlu olduk bakın formülü de şu, siz de yapın siz de mutlu olun, isteyin her şeye kavuşacaksınz! tarzı öneriler sinirimi bozuyo. zira istediğim herşeye kavuşmuş bi insan olsam günlerimi oturup da insanlığa yardım kitabına ayırır mıydım bilmiyorum. dünya aslında anlaşıp topluca değiştokuş yapsa bedenleri veya hayatları veya belirli şeyleri, olan olmayana verse, kıvırcık saç düzle değiştirse kendini, kasaba özlemi çeken büyük şehirli kendi hayatını büyük şehir özlemi çekenle değiştirse, koca memelerini taşıyamayan kadın birazını silikon yaptırmak isteyen hanıma verse, al sana eşitlik, al sana mutluluk:) hemen bunu kitaplaştırmalıyım!
9 Haziran 2008 Pazartesi
günlerdir açıyorum şu sayfayı bişeyler yazmak üzere, bak ..kapa.. bak.. kapa.. elim gitmedi sürekli kalıyorum ekrana bakar vaziyette. evrimin 30. yaşını kutladık geçen hafta. benim de bi senem kaldı 30 a. biri dedi ki nedir bu 30 kadınların hayatında?..
bir dönüm noktası. oyunun 2. perdesi. hikayeler 3 bölümdür giriş, gelişme, sonuç.. birinci bölümün kapanıp ikinci bölümün başladığı an.. genç kızlıktan genç kadınlığa dönüşümün zamanı..
karamsar olmak istemiyorum ama, başarılı insanları gözlemlediğimde, hayatlarının 30-40 yaş arasında gerçekleştiriyorlar kendilerini. ve işte bu "kendini gerçekleştirememe" ihtimalinin korkusu, 30. yaş katına çıkarken daha bi hissettiriyor kendini..
bir dönüm noktası. oyunun 2. perdesi. hikayeler 3 bölümdür giriş, gelişme, sonuç.. birinci bölümün kapanıp ikinci bölümün başladığı an.. genç kızlıktan genç kadınlığa dönüşümün zamanı..
karamsar olmak istemiyorum ama, başarılı insanları gözlemlediğimde, hayatlarının 30-40 yaş arasında gerçekleştiriyorlar kendilerini. ve işte bu "kendini gerçekleştirememe" ihtimalinin korkusu, 30. yaş katına çıkarken daha bi hissettiriyor kendini..
28 Mayıs 2008 Çarşamba
boş viteste bir gün
hayat bilançom hakkında düşünmeden bir gün geçirebilecek miyim? deneyip görücez bakalım:)
bugün geleceğe dair düşünmek yok. bugün günü düşünmek de yok. güncel durum değerlendirmesi yok. geçmişi eşelemek yok. bakalım ben ipleri tutmadan da dünya dönüyor mu?
gün sonumu ayriyetten bildireceğim..
ERTESİ GÜN EDİTİ: ofis bilgisasayarıma virüs girdi, tüm gün hayata dairi bırakın işemeye dair bile bişey düşünemedim. şu durumda deney geçersiz oldu.
bugün geleceğe dair düşünmek yok. bugün günü düşünmek de yok. güncel durum değerlendirmesi yok. geçmişi eşelemek yok. bakalım ben ipleri tutmadan da dünya dönüyor mu?
gün sonumu ayriyetten bildireceğim..
ERTESİ GÜN EDİTİ: ofis bilgisasayarıma virüs girdi, tüm gün hayata dairi bırakın işemeye dair bile bişey düşünemedim. şu durumda deney geçersiz oldu.
25 Mart 2008 Salı
akıl
dün gece jetlag olayları tabi uyuyamıyorum kolay kolay, tavanı izlerken düşün taşın yine abidik gubidik konular..ne olduysa kendime akıllı olup olmadığımı sordum. bi insanın akıllılığı, okul birincilikleriyle ölçülebilir mi? ya da IQ test puanlarıyla? ı ıh hiç biri bence akıllı bir insan demeye yeterli değil.
doğum - - -ölüm. aradaki o boşluğu, hayatı en mutlu şekilde yaşamaksa amaç; akıllı insan mutlu olacağı koşulları yaratabilendir. Yaptığı seçimler hayat kalitesini arttırandır. kendini tanıyan, çevresini ve hayatını mutluluğu baz alarak düzenleyendir.
Sonuç: gerizekalının tekiyim :P
asıl sonuç: einsteina akıllı diyebilmemiz için mutlu bir insan olup olmadığına bakmamız lazımdı.
en ciddi sonuç: einstein üstün zekalıydı evet. peki ya akıllı mıydı?
zeki insanların akıllı da olduğunu söyleyemeyebileceğimiz gibi, "vay ahmak" "ama bön" diyebileceğimiz pek çok tipin de bizden akıllı olabileceği gerçeğini göz önünde tutmalıyız.
doğum - - -ölüm. aradaki o boşluğu, hayatı en mutlu şekilde yaşamaksa amaç; akıllı insan mutlu olacağı koşulları yaratabilendir. Yaptığı seçimler hayat kalitesini arttırandır. kendini tanıyan, çevresini ve hayatını mutluluğu baz alarak düzenleyendir.
Sonuç: gerizekalının tekiyim :P
asıl sonuç: einsteina akıllı diyebilmemiz için mutlu bir insan olup olmadığına bakmamız lazımdı.
en ciddi sonuç: einstein üstün zekalıydı evet. peki ya akıllı mıydı?
zeki insanların akıllı da olduğunu söyleyemeyebileceğimiz gibi, "vay ahmak" "ama bön" diyebileceğimiz pek çok tipin de bizden akıllı olabileceği gerçeğini göz önünde tutmalıyız.
3 Mart 2008 Pazartesi
4 Ocak 2008 Cuma
karamsar olmasın 2008
bi baktim 2008in ilk entrysi ölüm. ikincisi de yaşam olsun o zaman. hepsi iç içe değil mi ki zaten.
huzur bulduğum çok şey var, yani hep siyah değil renkler. hatta alabildiğine canlı. her nefes alış veriş bir şans, bir başlangıç ve beraberinde getirdiği umut. mutluluk anlardan ibaret diye düşünüyorum. belki o yüzden şu iş, kariyer, giyim, kuşam, vs vs konularında bi vazgeçmişlik akar üzerimden. annemin de "kızım allasen bi ruj sür" demesi hep bu yüzden:) ama vallahi de ben vazgeçmedim ne hayattan ne renklerden.
ocakta tüten çayı seviyorum mesela. aile yemeklerini seviyorum. ailemi. sevdiğimi seviyorum. sevdiğim ve sevmediğim her şeyi benle paylaşan dostumu seviyorum.. denizi seviyorum, mavinin tüm renklerini. sokak köpeklerinin ıslak burunlarını, ve babamın ellerini, ve abimin sonsuz enerjisini ve annemin varlığını, koruyuculuğunu, onarıcılığını, yapıcılığını...gezmeyi seviyorum, minik dar sokaklardaki balkonu sardunyalı evleri, yine o evlerin içinden sokaklara taşan yemek kokularını. trenlerin serseriliğini, kırların huzurunu seviyorum. çadırı, rakıyı ve şarabı, çadır önü şiş kebabını ve çakıl taşlarını. güneşi, güneşin tepemi yakmasını, omzumun yanmasını seviyorum. paylaşmayı, yaratmayı ve merak etmeyi ve ümid etmeyi seviyorum. hayal kurmayı seviyorum ve özgürlüğü.. şıpıdı terliklerimi, sırt çantamı seviyorum..
umarım 2008 hepimiz için güzellikler getirir.. hepimize sağlık, huzur ve sevgi diliyorum..
huzur bulduğum çok şey var, yani hep siyah değil renkler. hatta alabildiğine canlı. her nefes alış veriş bir şans, bir başlangıç ve beraberinde getirdiği umut. mutluluk anlardan ibaret diye düşünüyorum. belki o yüzden şu iş, kariyer, giyim, kuşam, vs vs konularında bi vazgeçmişlik akar üzerimden. annemin de "kızım allasen bi ruj sür" demesi hep bu yüzden:) ama vallahi de ben vazgeçmedim ne hayattan ne renklerden.
ocakta tüten çayı seviyorum mesela. aile yemeklerini seviyorum. ailemi. sevdiğimi seviyorum. sevdiğim ve sevmediğim her şeyi benle paylaşan dostumu seviyorum.. denizi seviyorum, mavinin tüm renklerini. sokak köpeklerinin ıslak burunlarını, ve babamın ellerini, ve abimin sonsuz enerjisini ve annemin varlığını, koruyuculuğunu, onarıcılığını, yapıcılığını...gezmeyi seviyorum, minik dar sokaklardaki balkonu sardunyalı evleri, yine o evlerin içinden sokaklara taşan yemek kokularını. trenlerin serseriliğini, kırların huzurunu seviyorum. çadırı, rakıyı ve şarabı, çadır önü şiş kebabını ve çakıl taşlarını. güneşi, güneşin tepemi yakmasını, omzumun yanmasını seviyorum. paylaşmayı, yaratmayı ve merak etmeyi ve ümid etmeyi seviyorum. hayal kurmayı seviyorum ve özgürlüğü.. şıpıdı terliklerimi, sırt çantamı seviyorum..
umarım 2008 hepimiz için güzellikler getirir.. hepimize sağlık, huzur ve sevgi diliyorum..
show must go on
bu sabah sözlükte gezinirken, beğendiğim bi entrynin kime ait olduğunu öğrenmek için üzerine tıkladım, yazarının "merhum" olduğu yazıyodu.. merhum.. müzik takıldı birden o an. viuuvvvvzzztt.tık. durdu. dans edenler şaşkın şaşkın birbirine baktı. renkler soldu. o an işte o an, sorular başladı beynimde, ve ufak bir sızı kalbimde. merhum ne demek? yok demek .. var olmayan.. peki ya yazıları? enerjisi? zevkleri? sevdiği eşyaları? sevenleri? nereye gidiyor onca maneviyat? var oluşumuzun her anında iz bıraktığımız onca nesnedeki sıcaklığımız, ne zaman terkediyor hayatı?
sanki biri bizimle dalga geçiyor.. ölüceğini bilerek yaşayan şu zavallı canlılarla dalga geçiyor.. Tanrı, çocuğunu kumsala götüren bir anne gibi.. kuma bırakılıyoruz, elimizde dişli, kürek, kova. tek derdimiz güzel kaleler inşa etmek. canımızı dişimize takıyoruz kumdan kaleler yapıyoruz. uğraşıp didiniyoruz tırnaklarımızın içine kumlar doluyor. terliyoruz güneşin altında, ve bazen üşüyoruz soğuk su ayaklarımıza çarptığında. yılmadan, usanmadan kumdan kaleler yapıyoruz. sonrası malum işte.. bi dalgayla bitiveriyor ömrümüz. istisnasız, torpilsiz, sırasız.. foşşş içine alıyor bizi sonsuzluk, sanki hiç olmamışız gibi.
şimdi bi "show must go on" dinlenir..
sanki biri bizimle dalga geçiyor.. ölüceğini bilerek yaşayan şu zavallı canlılarla dalga geçiyor.. Tanrı, çocuğunu kumsala götüren bir anne gibi.. kuma bırakılıyoruz, elimizde dişli, kürek, kova. tek derdimiz güzel kaleler inşa etmek. canımızı dişimize takıyoruz kumdan kaleler yapıyoruz. uğraşıp didiniyoruz tırnaklarımızın içine kumlar doluyor. terliyoruz güneşin altında, ve bazen üşüyoruz soğuk su ayaklarımıza çarptığında. yılmadan, usanmadan kumdan kaleler yapıyoruz. sonrası malum işte.. bi dalgayla bitiveriyor ömrümüz. istisnasız, torpilsiz, sırasız.. foşşş içine alıyor bizi sonsuzluk, sanki hiç olmamışız gibi.
şimdi bi "show must go on" dinlenir..
Kaydol:
Yorumlar (Atom)
