4 Ocak 2008 Cuma

show must go on

bu sabah sözlükte gezinirken, beğendiğim bi entrynin kime ait olduğunu öğrenmek için üzerine tıkladım, yazarının "merhum" olduğu yazıyodu.. merhum.. müzik takıldı birden o an. viuuvvvvzzztt.tık. durdu. dans edenler şaşkın şaşkın birbirine baktı. renkler soldu. o an işte o an, sorular başladı beynimde, ve ufak bir sızı kalbimde. merhum ne demek? yok demek .. var olmayan.. peki ya yazıları? enerjisi? zevkleri? sevdiği eşyaları? sevenleri? nereye gidiyor onca maneviyat? var oluşumuzun her anında iz bıraktığımız onca nesnedeki sıcaklığımız, ne zaman terkediyor hayatı?
sanki biri bizimle dalga geçiyor.. ölüceğini bilerek yaşayan şu zavallı canlılarla dalga geçiyor.. Tanrı, çocuğunu kumsala götüren bir anne gibi.. kuma bırakılıyoruz, elimizde dişli, kürek, kova. tek derdimiz güzel kaleler inşa etmek. canımızı dişimize takıyoruz kumdan kaleler yapıyoruz. uğraşıp didiniyoruz tırnaklarımızın içine kumlar doluyor. terliyoruz güneşin altında, ve bazen üşüyoruz soğuk su ayaklarımıza çarptığında. yılmadan, usanmadan kumdan kaleler yapıyoruz. sonrası malum işte.. bi dalgayla bitiveriyor ömrümüz. istisnasız, torpilsiz, sırasız.. foşşş içine alıyor bizi sonsuzluk, sanki hiç olmamışız gibi.
şimdi bi "show must go on" dinlenir..

Hiç yorum yok: