Uzun bi ara verdim bloguma. Sebebi? Zehirlenmem:) her bulduğumu yersem olacağı bu.
San Cristóbal den 15 dakika uzaklıktaki san Juan köyüne gittik 6 kişi bi taksiye sıkışıp. Festival zamanıymış. Hristiyan ve şaman ın inanılmaz renkli bir karışımı. Kiliselerinde resim çekmek yasak. İçeriye çok hafif bir güneş ışığı giriyor gerisi yüzlerce mum. Yerlerde mumlar. İnsanlar da yere oturmuş grup grup. Tavandan kumaşlar sarkıyor. Fonda mırıl mırıl dualar.. En uçta İsa yerine vaftizci Yahya nın heykeli var. Duvarlarda azizlerin resimleri. Tütsüler yakılmış. Mum ışığında duman ve renkler birbirine karışıyor. 10 dakikalık bu ziyaret beni başka bi boyuta götüyor. Dışarı çıktığımda kapıda bir takım yerliler ellerinde çıkı çıkılarla dairesel şekilde dans ediyor. Ortada bi viski şişesi. Çaktırmadan bir iki resim çekip ayrılıyoruz. Pazar var meyva alıyorum hemen kesilmiş doğranmış. Tadı bi garip, bitirmeden atıyorum. Veee.. Gece bir gibi uyanıyorum mide bulantısıyla. Mide bulantısı benim en zayıf noktam. Ölüyorum gibi hissediyorum. Sonra kusmalar başlıyo. Şiddetli titreme. Sabaha kadar en az 8-9 kez wc deyim. Ardından ishal. Sabah hastaneye gidiyoruz. Hastane dediğim yer bi ev gibi duruyo dışardan. Dar karanlık ve soğuk bi koridora bir masa koymuşlar başında bir hemşire. Açıklıyoruz durumu, birazdan doktor geliyor. her yer buz. Ben zaten ölüyorum. Başlıyorum ağlamaya. Kalbimi dinliyo mideme tık tık dokunuyo ne yedin diyo. Oh be Zika diilmişim demek ki. Bir torba ilaç yazıp gönderiyo bizi otele.
Akşamüstü kusma ve ishal şiddetlenince tekrar dönüyoruz. Başka bi doktor, serum vericez çok su kaybetmişsiniz diyo. Hastanede kalacaksınız. Başlıyorum yine ağlamaya. Tanrım nolur bitsin istemiyorum burda kalmak. Bi odaya alıyolar hemen bi ısıtıcı geliyo. Serum için damar arama seremonisi başlıyo. Ağlıyorum yine bu sefer cidden acıdan ama. akupunktur sanki oramdan del buramdan del yok damarlar büzüşmüş. Ölücem mi ben. Son kez deniyorum diyo hemşire. Allahım nolur bi damar bulsunlar serum versinler azıcık düzeliyim çok çaresizim. Son deneme.. Tamam diyo adam bu oldu. Oh.. Şükür.. yavaş yavaş ısınıyorum yavaş yavaş bulantı geçiyo. Taner yanımda koltukta bekliyo. Sabaha 7-8 saat var. Dakika dakika bekliyorum sabah olmasını. Biraz da uyku.. Sabah iki serum daha. Öğlen doktor geliyor. Bir serum daha. Akşamüstü elma yediriyor. Bunu çıkarmazsan hastaneden çıkabilirsin. Ölsem çıkarmam. 7 gibi kurtuluyoruz. Temiz hava.. Bu arada otelde yer yok. Taner eşyaları toplamış çoktan getirmiş hastaneye. Köşede bi otel bulup yerleşiyoruz. Bu hasta olduğum anlar denizin altındayım sanki. Nefesimi tutmuş bekliyorum. Dalmışım, ağzımı burnumu sımsıkı sıkmış bekliyorum. Bitsin diye.
Dört gün daha bitmiyor. 4.günün sonunda ilk çorbamı içiyorum korka korka. San Cristóbal amma kasvetli yermiş meğer. Ya da bana öyle geliyor. Artık gidelim buradan, nereye olursa. Guatemala ya 10 saat araba yolculuğu şu halimde imkansız. O zaman mexico city e uçalım hem çok ucuz.
İşte böylece Papa nın ziyaretinden bir gün önce, tam da sevgililer gününde Tuxtla Gutierrez havaalanından, epey bi rötarlı olarak uçarak kendimizi Mexico City e atıyoruz.
Ibis oteli ayırıyoruz bir gece. Eşyaları odaya koyup ( oh.. Beyaz çarşaflar, sabun kokusu, iç açan bi dekor, güzel bir banyo, oh..) hemen dışarı çıkıyoruz. İlk dakikadan itibaren Mexico City bizi hayretlere düşürüyor. Bir çok insandan dinlediğimiz o tehlikeli, kaotik, gürültülü ve soğuk şehir burası olamaz. Aksine inanılmaz tatlı bir bahar havası, en kalabalık yerlerde bile anlaşmalı bir sessizlik, güzel caddeler ve onları süsleyen yüzlerce heykel, bir sürü kafe, restoran, her yer yemyeşil, parklar, bahçeler.. Bond filmindeki ana meydanı da buluyoruz. Dev gibi. Papanın ziyareti sebebiyle tribünler konmuş. Hemen ertesi gün kaldırılıyor. Caddeler tıklım tıklım ama bir şekilde sessiz.
Frida nın filmini bir kez daha izliyoruz gece, sonrasında müzeye çevrilmiş olan evine gidiyoruz. Diego nun aldatmaları beni o kadar kızdırmış ki onun ne müzesine ne de duvar resimlerinin sergilendiği bi başka saraya gidesim yok. Frida nın çektiği fiziksel acılar yetmezmiş gibi bir de kalbini acıtmış hipopotam kılıklı herif. Allahtan bir hafta sonunda kızgınlığımı bir tarafa bırakıp, ulusal saraydaki Rivera resimlerini görmeye gidiyorum. Film izler gibi karşısında 45 dakka duruyorum bir duvarın. Her köşesi her karesi ayrı boyut ayrı hikaye. Ama yine de her komünist gibi sen de en çok diğer tüm insanları seversin kadınını değil.. Romantikliğin bir kadına değil tüm insanlığa adanmıştır doğuştan, kadınına anca kırıntılar kalır.
Herneyse konuyu dağıtmadan; mexico city nin altını üstüne getirdik bir haftada. Lima favori şehrimdi, buna da ikinciliği verdim.
Şimdi uçaktayız. Kalbimin öteki yarısı dediğim Guatemala ya inicez az sonra. 4 yıl olmuş. En son geldiğimde 32 yaşımdaydım. Çekiniyorum korkuyorum. Bizi tanır mı; iki ziyaretimizde olduğu gibi sarar sarmalar mı yoksa poposunu döner yüz vermez de anılarımızı da kirletir mi?
Ben olduğu gibi kabul ediyorum Guatemalayı. Sevmek bu işte di mi:) nasıl süprizler bekliyor bakalım bizi..
küçüklüğümden beri hep kendi yerimi açmak istemişimdir. belki bir kafe, bi pansiyon.. değişik insanlar tanımak, farklı hayatları bilmek öğrenmek, paylaşmak ve tüm bu renklerin içinde kendi rengimi bulmak..
21 Şubat 2016 Pazar
San cristobalden mexico city e
8 Şubat 2016 Pazartesi
San Cristóbal de las casas
Palenque yolunda 5 saatlik yolculuğa vıdılamışım. Meğer o hiç bişeymiş. 5 saat sürecek diye hazırlıklı bindiğimiz palenque san cristobal otobüsümüzün şoförü,yolculuğumuzun 5. saatinde bi yol kenarı büfesinde mola verip aman burada yiyin daha 3 saatimiz var diyince şaka yapio sandık. Bi de üstüne yan şeritteki adam bizim şeride geçme çalışmaları yaparken üstümüze çıktı mı?! Oldu mu sana yol 11 saat! Ben burada en az bir ay kalırım. Derken.. Şehre bi geldik hava buzzz. Biz palenque de sıcaktan geberip uyuyamazken burada insanlar montlu bereli filan. Neyse ilk gördüğümüz otele yerleştik gecesi 300 peso. Koloniel bi binanın avlusu etrafına yerleşmiş çok basit sade ama yeterli odalar. Bina taş olduğundan neyse ki oda ılık.
Hemen kendimizi dışarı attık... Baaa yıll dımmm!! San cristobal muhteşem!! Tam benlik. Dışarısı 9 derece ama kimsenin umru değil masalar insanlar dışarıda, restoranların kafelerin mağazaların kapıları ardına kadar açık, akla gelebilecek her türlü ve her bütçeye göre yemek içmek mevcut. Yoga, dans kursları ilanları duvarlarda. Cıvıl cıvıl bi yer burası. İlk iş bere almak. Sonrasında tabldot yemek sıcak Sebze çorbası.. Oh yorgunluk az da olsa gitti.
2 Şubat 2016 Salı
Palenque yolunda
Bugün öğlene doğru Campeche den ayrıldık. ADO yla Palenque yolunun 4üncü saatindeyiz. Klimalar bozuk. Çıldırmak üzereyken Billie Jean ile Micheal Jackson yetişti imdadıma. Hararetimi bi aldı. Sanırım en az bir buçuk saat daha yolumuz var. Otobüsün wc sini bi ben bi de yaşlı bi amerikalı teyze kullanıyoruz. Belirli bi düzenimiz var yaklaşık 1.5 saatte bir önce ben hemen ardımdan o. Yanımızda getirdiğimiz krakerler ve çukulatalar öğle yemeğimiz bugün. Suyu da biraz içiyoruz biraz da üzerimize döküyoruz serinlemek için.
Yol virajlı demişlerdi ama şu ana kadar dümdüz devam etti sorun yok. Palenque ye geç varacağımız için ( hava kararmak üzereyken) kasabada bi ucuz otelde yer ayırttık. Hedef palenque antik şehri ve iki şelale görmek. Sonrasında Guatemala mı yapalım meksikada devam mı edelim e karar vermedik henüz. Guatemalaya san christobal den 12 saatlik bir otobüs ve karayoluyla geçmeyi düşünüyorduk fakat dün gece iki arkadaşı bir gece silahla alıkonulup soyulan bi amcayla sohbet ettikten sonra; acaba? Olur mu ki? Yoksa?ları değerlendiriyoruz bugün. Henüz bir plan yok. Bugün ayın 2 si. Kaldı şurada 1.5 ay. Çok çabuk geçiyor zaman. Bu otobüs yolculuğu geçmiyo ama zaman maşallah pek hızlı. Zamanın göreceliği ile Eintein in kulaklarını baya bi çınlatıyorum. Esas karar verirsek o 12 saat nası geçecek!?.. Neyse du bakalım daha vakit var. İşin aslı, ara sıra bünyeyi zorlamak iyi, canı azıcık sıkmak popoyu ağrıtmak sonraki ufak mutluluklara iyi bir taban oluşturuyo.
Palenque devam :
Sabah 9 da Palenque arkeoloji alanına girdik. Devasa ağaçlar ve kocaman yapraklı bitkilerin arasından bir sürü irili ufaklı piramit. Şu ana kadar meksikada gördüğüm en iyi kalıntılar. Ki bunlar daha şehrin %3 üymüş. Kalanı hala kazılmayı bekliyor. Burada hem tarih hem de jungle keyfi yapıyoruz. İki üç saat rahat geçiyor. Tapınağın birinin tepesinde fotoğrafçı Tobyle tanışıp sohbet ediyoruz. Ha bu arada ilk defa bir Türk otobüs grubuyla karşılaştık. İstanbul ve İzmir den gelen yaklaşık 20 kişilik bir grup. Kapıda bir süre muabbet sonra içeride yine karşılaşıyoruz. Her gün deli danalar gibi koşturmaktan bıkmışlar ah keşke sizin gibi yavaş yavaş gezsek, genç olsak da kendimiz sallana sallana istediğimiz gibi dolansak diyor birçoğu. Piramidin tepesinde gençliğin hakkını onlara iade ediyorum ben nefes nefese ama teyzelerde amcalarda tık yok. Onlar bizim bir gün önce ayrıldığımız campeche ye devam ediyor biz de gezmeye devam ediyoruz. Antik şehirden müze tarafından çıkarken çok güzel bir şelale görüyoruz girilemiyor ama tam fotoğraflık. Girileni olan Misol- ha ya buradan sonra gideceğiz.
Şelale ve palenque den ayrılış:
Şelaleler için minibüsler öğlen 12 ye kadarmış. Geç kaldık. Bir taksiyle anlaşıp 500 peso ya Mishol- Ha ya gidiyoruz. Ertesi gün yapmur yağıcak öyle dio google, o yüzden bugün o şelalede yüzdüm yüzdüm yoksa zor. Yarım saatlik bir manzaralı yolculuk sonrasında varıyoruz. Ben hayatımda ilk defa şelale gördüm sanırım. E bi de yüzdüm şelalede. Blue lagoon fantazimin yanına bi ✅ tık koyabilirim.
Akşamüstü biraları alıp cevatın orman kampını ziyaret ediyoruz. Jungle yürüyüşü ardından bir mezcal ve hava kararmadan minibüse atlayıp otele dönüyoruz.
Palenque için bir tam gün iki de gece yetti bize. Akşamına, ADO dan ertesi sabah 05:45 için San Cristobal biletlerimizi alıp günü kapatıyoruz.
31 Ocak 2016 Pazar
Campeche
Orjinal planımızda campeche, merida palenque arası yolu kısaltmak adına sadece bir gece konaklamayı düşündüğümüz altı üstü bi kasabaydı. Ama terminalden inip de kolonial şehir duvarlarından girdiğimiz an biz dumur. Bi anda boyut değiştirdik. Aydınlık bir kasaba karşıladı bizi. Pırıl pırıl tertemiz denize açılan sokaklar, her biri ayrı ayrı en güzel en şeker pastel renklere boyanmış evler, sakinlik, huzur.. Hava karararacak otele eşyaşarı bırakıp hemen meydana.. Yok ya biz yolda öldük cennete geldik diyoruz. Hafif bi yaz esintisi eşliğinde loş ışıklarla süslenmiş bir park, döküm demir banklarında birkaç insan, hemen bir kenarda bembeyaz bir katedral, güneş inerken ışıklar çoğalıyor ama hepsi sarı sıcak. Deniz kenarını merak ediyoruz. surlardan çıkıp kocaman bir caddeye, oradan da bisiklet ve yürüyüş yolunu aşıp sahil bandına geçiyoruz. Rüzgar üstüme mis gibi deniz kokusunu ve iyotu savuruyor. Meridanın kasoundan sonra nası iyi geldi bu.. Şarabım geldi diyorum. Cevat da solüm geldi diyor. Hemen tekrar sur içine girip sokaktaki masalardan birine oturuyoruz. Az önce iki dakikada ayak üstü yediğimiz tabldot çin yemeğinden sonra ben de bi sol aliyorum. Bu arada Sol burada pek çok yerlinin burun kıvırdığı ama bizim taç yaptığımız bir bira. Azıcık tuz ve içine de bir limonla yeme de yanında yat.
Bir süre sonra hadi bi meydana bakalım diyoruz veee dumurrr!! parktaki binaların birinin ön yüzünde muhteşem bi ses ve ışık gösterisi!! Yok artık ya! Hiç daha önce böyle bi gösteri izlemememe rağmen iddia ediyorum izlediğim en iyi ışık ve ses şov!! Animasyon bir filmle masalsı bir şekilde campeche tarihi gösteriliyor. Zaten burada herşey masalsı. Turizm info var hemen arkamızda. Kocaman bi afiş asmışlar. Aaa karnaval mı? Her akşam ayrı eğlence mi?? Yuppiiiiiiiiiiii
İlk günümüz oha yok artık vay be yuhlarla geçti. Bugün 3.gündeyiz. İki gece daha kalmaya karar verdik:) san pedroya döndü bu. Gidemiyoruz. Dün akşam şehrin tiyatrosunda ücretsiz bi klasik müzik konseri ( campeche şehir orkestrası) sonra da sahilde bi alanda renkli bi dans gösterisi izledik. Ardından meksikanın anladığım kadarıyla athena sı olan Panteon rococo diye bir grubun hayran kaldığımız sahnesi. Cevo diyo ki kesin şehirden çıkarken bunların parasını isticekler bizden. Valla mümkün. var bu işte bi iş.
29 Ocak 2016 Cuma
Merida
Oxxo da yumurtalı fasulyeli kahveli bi kahvaltı (24 peso), öğlen izbe bi pasajın izbe bi köşesinde bi kap çin yemeği (42 peso), akşamüstü Starbucksta kahve ve fransız kruosanı(62 peso) ve evet ben meksikadayım. iki gün önceki bed modumdan tamamen sıyrılmış, sindirim sistemimi kabak çekirdeği ve probiyotik içecek sayesinde rahatlatmış ve üzerimdeki halsizliği defetmiş durumdayım. Hava kapalı. Az az yağmur çiselemekte. 35 derece tropik sıcağındansa bunu tercih ederim. Zaten sıcakta kahve gitmio. Benim ayaklar da kahvesiz. Dolayısıyla yağmur işime geliyo.
Meksikaya geldim geleli kahvaltımız fasulye yumurta ve kahve. Altımda atım kafamda kovboy şapkam eksik.
Dün akşam odadayken yandaki parktan müzik ve alkış sesleri gelince attık kendimizi sokağa. Hemen yan tarafta Santa Lucia parkında turist ve yerlilerin doldurduğu bi açık hava dans ve müzik gösterisi izledik. Yucatan kıyafetleri içinde kızlar erkekler, mariachi denen gitaristler.. Keşke kuşadası meydanda da haftanın bir günü ege bölgesi veya sadece Aydın ile ilgili müzikli danslı bişeyler yapılsa diye geçirdim içimden.
Bizim Türk gecelerini düşündüm. Çoğunluğu bir rus kemancının yarım saatlik resitaliyle başlıyor. Ana yemek kordon blö tavuk. Arada bir halk dansı sonrası bir grubun yabancı pop şarkılarıyla gece bitiyor. İlk kim çıkardıysa bu konsepti, diğerleri de aynen peşinden devam etti senelerce. Kültürümüzü ne güzel tanıtmışız di mi..
Merida belediyesine hayran kaldım. Yok sadece o konser yüzünden değil. Her gece, evet haftanın her gecesi meydan veya etrafındaki parkların birinde bir ücretsiz kültürel etkinlik var. Parklarda internet ücretsiz ve telefon şarj edebilecek prizler mevcut. Her gün sabahları turizm info önünden, bir rehber eşliğinde ( ing ve isp dillerinde) ücretsiz bir saat şehir yürüyüş turu var. Her pazar meydan etrafında caddeler tamamen araç trafiğine kapatılıp bisikletlilere açılıyor. Yine haftada bir gün meydanın bir tarafında uzun ince bir masada isteyen çocuklara bayanlara ücretsiz manikür ve saç kesimi var. Yerli turist farketmiyo. Sponsor belediye.
Meridanın ana meydanı ve etrafındaki 3 -5 caddesi dışında görsel olarak turistlere pek bi vaadi yok. Genelde insanlar buraya çevresindeki cenoteler ve maya kalıntıları için geliyor. İlk gün çirkin gibi gelse de ben bu şehri durdukça tanıdım tanıdıkça sevdim. 3 gece kaldık. Dün 3 kişi oturup bi gece daha uzatsak mı diye düşünüp en sonunda daha görülecek yerler var deyip yol almaya karar verdik.
Campeche yolundayız. İts a new dawn its a new day for me.. And im feeling good diyor kulağıma muse. Aynen katılıyorum
22 Ocak 2016 Cuma
Hoşbulmadık holbox ( holboş die okuyunuz)
Playa Carmen den 9:25 Ado seferiyle yaklaşık 13 Usd ye Chiquila ya, oradan da çılgın bi feribot seferiyle Holbox adasına geldik. Ada ada olmasının dışında, bir de dünkü ve bu sabahki yağmur sebebiyle Venedik olmuş. Zaten yol yok safi kum, onlar da göletciklere dönüşmüş. İlk şoku atlatıp bi golf arabası taksisine atlayıp meydana geldik. İlk gördüğüm otelcike atladım. bu arada otelcik dediğimde aklınıza ne geliyo bilmem. Şöyle hayal edin bugünkünü: beyaz boyaları yer yer akmış, çatısı yok demirler çıkık duruo. Plastik sandalyeler, çarşaflar, havlular, meyva sebzeler, kullanılan kullanılmayan bi takım eşyalar avluda. Aynı avluda bir de plastik sandalyesi üstünde güneşlenen bi turist teyze var.
Odamız kirli açık mavi renklere boyanmış bir duble yatak bir tek yatak ve minik ama tertemiz bir banyodan ibaret. Gecesine 500 peso veriyoruz. Ne kadar TL yaptığını çeviremicem şimdi sanki.
Eşyaları bırakıp azıcık keşfe çıktık kasabayı. Aslında yağmur yağmamış ve rüzgar esmiyo olsa muhteşem. Ben burda 1 hafta takılırım. Ama şu an yolun bi tarafından öteki tarafına çekmek için kayık lazım. Yarın belki değişir.
Bir baş ağrısıdır iki gündür peşimi bırakmıyor. Dolunay mıdır mezkal midir michelada mıdır bilemedim. Ama inanmazsınız hala keyfim yerinde. Ara ara yalnız kalma ihtiyacı duyuyorum mesela. Şu an da o aralardan biri. Cevoyla daner yemek yemeye gittiler ben bi kafede kafe içip blog yazıyorum. Bi süre böyle yalnız kalasım geliyo sonra geçiyo.
Michelada yı yeni keşfettim. Oxxo da bi sos gördüm. Üzerinde bira sosu yazınca kasadaki victor a sordum aa denemediniz mi dedi hemen akşamına denedik. Yarım bardak salsa, üstüne de herhangi bir bira. Değişik. Enteresan. Denenmeli. Hafif ekşi hafif yemek gibi.
Hafif uykum geldi.
Yağmur yağmur yağmur
İki haftadır ağzıma koymamama rağmen henüz çayı özlemediğimi farkettim. Aa şimdi de Türk kahvesi geldi aklıma çay deyince, ilginçtir ki onu da henüz özlemedim. Ki ben yani normalde krize girerim çay da çay die. Yaklaşık bi 15 senedir de ( yurtdışı gezileri hariç) sabah kahvaltısı sonrası Türk Kahvesi içmediğim olmadı sanırım. Hayırlısı bakalım.
Playa del carmen deki 3.otelimizden merhaba😀 penceresi olup da camı olmayan otelden sonra cevonun kaldığı hostelda oda tuttuk kendimize. 4 duvar bir yatak bir banyo. Artık dekormuş sıcak renklermiş onları geçiyorum. Temiz olsun, banyosu olsun ve o da temiz olsun, biraz bi yerden ışık alsın biraz ve de kokmasın. Temel istekler bunlar. pinti mi oldunuz diyen arkadaşa da 3 ay gezdiğimizi, sonunda da kendimizi lüks bi gemi seyahatiyle ödüllendirdiğimizi hatırlatmak isterim. Ha bi de uykuya mı daha çok para verelim yoksa yemeğe alışverişe içmeye gezmeye mi? E tabi ki cevap belli.
Şimdiki otelimiz aynen o temel standartlarda. Üstüne bi tık geçmemiş. Dünkü hostalda yer bulamayınca buraya geçtik. Belki bi şans uyuruz. Umut fakirin ekmeği. Dün sabaha karşı 5 te, tecavüz kaçınılmazsa zevk almaya bakalım diyerek kalkıp giyinip çıkıp bizi 6 saattir uyutmayan barı bulmaya gittik. Hemen karşı sokaktaymış. Saat sabahın 6 sında müzisyen arkadaşlar hala Metallica parçalıolardı takdir ettim onca saat kolay diil. Biliyoruz da söylüyoruz.
Sabah 5 playa carmen sokaklarını nasıl anlatsam.. Öncelikle tüm gördüğüm insanlar 30 yaş altıydı. İki elinde iki ayrı kızla nereye gideceğini şaşırmış bi arkadaş (muhtemelen kaldığı hostel yatakhanesinde kendisinin zor sığdığı bir ufak yatağı var), sahile doğru yürürken aynı zamanda yanındaki duvara işeye işeye desen yapmaya çalışan sanatçı arkadaş, üzerinde sadece ve sadece bir beyaz tşirt ve bileğinde otel bilekliğiyle yalın ayak boş gözlerle yolları arşınlayan en az 70 yaşında bi kadın, yol kenarına sızmış bi başka genç, o kafalara rağmen bir hatun düşürememenin mutsuzluğuyla boyunlar bükük odalarına dönen saplar, ve koca bir aşkı bir saate indirecek olan taze zip aşıklar.
Bugün hiç durmadan yağdı. Saat 17 hala yağıyo. Bu mevsim buranın yağışsız mevsimi üstelik. Terlik ve panço yağmurlukla yine de gezmek mümkün. Şimdi ben de onu yapiyim diyorum. Görüşürüz.
19 Ocak 2016 Salı
Playa del Carmen
Sabah cevoyla buluşup Tulum un oteller bölgesi denen jungle içindeki uzun ince yolunu yürüdük. sağlı sollu harika mekanlar. Büyük bina yok heryer sık ağaç. Güzel butikcikler, restoranlar, ultra lüks spalar, inanılmaz.
Otostop yaparak tulum a dönüp ado otobüs terminalinin tam yanında daracık bir koridordan bir evin avlusuna açılan minik restoranda yerli bi ailenin hazırladığı inanılmaz burittoyu mideye indirdikten sonra collectivo ya binip 40 peso ve bir saat yolculuk sonunda playa del carmen e geldik.
Benim tulumdan çıkarken alelacele ayırttım yer nası desem hem döven hem seven cinsten. Örneğin kasası var camı yok sadece bi sineklik. Denize 100 metre ama internet kesik. Kahvaltı var ama kahve yok gibi. Ben yeni bi şehre giderken kalacak bir yerim olmadı mı hafif huzursuz olabiliyorum. Özellikle de yorgunsam ve o yeni yer büyükse. En azından o ilk gece için başımızı sokacak bir yer istiyorum. Her zaman mümkün olmuyor tabi. Tulumda yoktu o yer. Burada da son dakka yapınca böyle oldu. Şimdi playa del carmen in ünlü renkli şık hip 5. Caddesinde bir Starbucks ta evet evet Starbucksta kahvemi yudumluyorum. Oxxo kartım ve en az 9 tane daha beleş kahve hakkım varken neden Starbucks çünküüü evimizde internet yoook. Buraya geldik ki yarın gece için bi yer bakabilelim.
Üzerimde inanılmaz bir yorgunluk. Yola çıkacakken o 5 km lik sabah yürüyüşünü yapmayacaktık. Kulaklarım bile çınlıyo o derece. bu gece camsız ama sineklikli odamızda adam gibi uyursam yarın kendime gelirim sanki. Ha yine de keyfim yerinde o da ilginç.
Tulumda bi barda
Kocaman bi sirke benziyo sokak. Rastalar dövmeler ütülü temiz yakalı gömlekler bermuda şortlar tangalar askılılar bebeklerr süt veren memeler gitar müzik Mariachi esmer ten beyaz ten kapkara ten bisiklet sandalet bisiklet.. Müzik gitar perküsyon.. Sokak kocaman bir sirk ve izlemesi çok eğlenceli. Bir sol iki sol mezcal üç sol mezcal.. ZzzZz
Chichen Itza - Tulum
Valladolidden collectivolara binerekten yarım saatte Chichen Itza ya vardık. Soforumuz Ernesto, donutse mutlaka gorun diyerek bize yolda Ik-kil centonesi için bilet aldırdı. Daha iyi iki centone göreceğimizi henüz bilmeden aldık tabi biletleri.
Chichen Itza icin söyleyebileceğim fazla bişey yok. Neden diğer yüzbin piramidden daha ünlü olduğu da bilmiyorum. Ama efeste de durum aynı. Tüm dünya 🌍 pompei yi bilir ama tüm dünya efesi bilmez. Chichen Itza nın bugünkü çimli açık alanı bol hali alması için baya bi ağaç katlettiklerini de düşünmeden edemedim bilmem doğru mudur. Büyük piramidin her köşesini fotoğrafladıktan sonra yine collectivo nam-ı diğer dolmuşa binerek ( yine Ernesto ya denk gelerek) bi üç beş km ilerideki Ik-kil centonesine geldik. Yanıma mayo almadığım için yüzen insanlara yalanarak bakıp kendimi kahveye verdim. Bu kısa ziyaretten sonra kapıya çıkıp otostop yaptık. Hopp bi araç durdu az ilerde. Genç bi turist çift. Valladolid e dönüyolarmış. Nerelisiniz? Almanya. Eyvah sormayın nolur. Siz nerelisiniz? Ee..şey.. Kem.. Küm.. Türkiye. Bi kısa sessizlik ve kıkırdama. Tanrım ne kadar mahcup hissediyorum Sultanahmet patlaması yüzünden.. Bu hissettiğimin yüzde birini asıl sorumlu olanlar hissediyor mudur acaba.. Allahtan alman çiftle geçirdiğimiz çok güzel iki günde ne bu konu ne başka siyasi konular açılmadı. Neden kaçıyorum? E çünkü ben Türkiye'yim. Misafirlerimiz geldi koruyamadık. Üzgünüm..
Yolda Dzutnip kasabasında çok methedilen iki yan yana centoyi görmeye karar verdik. Ben yine kendime mayo almadığım için söverken alman kız bende yedek mayo var giy lütfen dedi. Oha?! Ben yapar mıydım ki acaba? O kadar istiyorum ki yüzmeyi, aldım giydim cup cup hep beraber iki Cenotede de doya doya yüzdük. Ertesi gün Tulum a gidecekmiş onlar da. Beraber gidelim dediler. Ertedi sabah kahvaltıda buluştuk, Tulum yolunda Coba antik şehrini de gezerek ( bayıldım) Tulum a kadar beraber yolculuk yaptık.
Tulum ( aynen ivana sert in söylediği gibi söylenio) bembeyaz kumlu turkuaz renkli denizli ve tam o denizin kenarında antik şehirli bi kıyı. 5 km arkada da kasabası var. Biz kasabada kalıyoruz. Upuzun bi cadde üzerinde bir sürü bar restoran sıralanmış. Pek çoğunda canlı müzik. Nachoslar üzeri fasulye ezmesi ve erimiş peynirli geliyo. Tequila kadar hatta daha ünlüsü mezcal ise yanında harika bir urfa biberi ( aynısı valla) ve portakalla. Mezcal aynı tekila gibi agava dan yapılıuomuş tek farkı başka bir bölgeden gelmesi. İçimi tekiladan daha yumuşak. Yanında gelen urfa biberi tuzlu ve limonlu. Önce mezkal sonra acıya bandırılmış portakal. Sonrasını hatırlamıyorum :)
Buranın harika bi de birası var: Sol. içine limon dilimiyle tadı muhteşem oluyo. Taner bile içti o derece.
Şimdi plajdayız. Oxxo marketlerinden aldığım termos bardağın içine yine Oxxo dan doldurduğum kahvemi yudumlarken yazıyorum. Memleket buz gibiymiş. Burası da serin. Özellikle denizden çıkınca. Vallahi.
Valladolid günleri
Türkiyedeyken düşündüğümüz plan Cancun, playa del carmen, tulum yani deniz deniz deniz sonra da yucatanın içlerine geçmekti. Fakat cancúnds başlayan yağmur fırtınaya, o da planların ce rotanın değişmesine dönüştü. Cancún kasabasından 2.5 saatlik otobüs yolculuğuyla colonial kasaba Valladolid e geldik. Gayser apartamentos ta tuttuğumuz odayı kasabanın taa bir ucunda nihayet bulduktan sonra kendimizi hemen keşfe verdik. bir çok yerde olduğu gibi gecesi gündüzünden güzel Valladolidin. Daha cıvıl cıvıl. plaza de armas etrafındaki bir kaç restoranda bişiler atıştırıp gelen geçeni izlemek zevkli. Daha da ucuza kaçıp buranın migrosu olan Oxxo dan 1,5 liraya süper bi kahve yanında da 2 liraya atıştırmalık granola bar alıp parkta keyif yapmak da mümkün. Biz akşam birini sabah ötekini yaptık. Şehrin içindeki cenote denen tepesinde ufak bir hava deliği bulunan çökmüş kireçtaşı havuzlarından bir tane var; Zaci. Yürüme mesafesinde olduğu için görmeye değer. hemen kapıdan girince soldaki restoranın terasından da, içeriye girmeden oldukça güzel resimler çekilebilir.
Sabah kahvaltısı için en ucuz ve en lezzetli seçenek yine meydanın bir başka kenarındaki yarı kapalı pasajın içindeki büfeler. Özellikle en dip soldaki. Dev gibi bi tepside soğanlı domatesli yumurta, bi dilin avokado, bir kaç dilim turp ve tortilla için 45 peso ödeniyor. Nescafe diil de adam gibi bi kahve içmek için de hemen karşısındaki cafede her çeşit kaliteli kahveyi bulmak mümkün.
Valladolidde benim gördüğüm iki çamarcı da merkezden bi 10 dk yürüyüş mesafesinde.
Bu altın değerindeki bilgiler de gelmeyi düşünenlere ek bilgi olsun efenim.
Gelelim kişisel izlenimlerime. Burası da aynı Guatemala gibi bir Maya bölgesi ama birbirinden çok farklı yaşamlar var. Burada mayalar daha bir modernize olmuş. Yerel satıcılar dışında yerel kıyafet giyen kadınlar yok gibi. Erkeklerse tamamen modern kıyafetleler. Evlerine kapanmıyorlar. Mayaları kafede parkta restoranda görmek mümkün. maddi olarak daha iyiler sanki.
Bir diğer dikkatimi çeken de satıcılar. İster sokak satıcıları olsun ister dükkanlarda, kesinlikle ısrar veya yapışma yok. Darısı başımıza.
13 Ocak 2016 Çarşamba
Davulun sesi uzaktan bile acı
İki gündür hiçbişey yazasım yok. Canım sıkkın. Kontrol edememek, yıkımı izlemek çok acı. Uzaya da çıksam değişmez. Köklerim var. Yapabileceğim de hiç bişey yok gündemimiz bu. Meksikanın şirin huzurlu koloniel kasabasındaki meydan parkında sabah terör, domuz gribi, diyanet ve turizm konularıyla süslenen kahvaltımızı yaptık. Zor geçti boğazdan.
Tabiki de buraları da yazıcam ama önce bi oraları sindirmeye çalışıyorum.
10 Ocak 2016 Pazar
Meksika dalgası
Evet efenim bedenim ve ruhum birbirine kavuştuğuna göre artık biraz buralardan bahsetmeye başlayabilirim.
İzmir - İstanbul, lounge da sabahlama, sabah uçağıyla ist frankfurt ve ardından hiç beklemeden frankfurt - miami yaparak önce bi kendimizi amerika kıtasına attık. Mia havaalanı yakınında bi otelcikte bi gece dinlenip sabah uçağıyla cancún a vardık.
Meksikanın Beldibi sinin yandan yemişi cancún. 7 rakamı şeklinde bir sahil. 7 nin kısa tarafı dalgasız uzun tarafı ama en baba otellerin de olduğu bölge denize gidilebilecek gibi diil. Biz kısa tarafın içlerinde bi otelcikteyiz. Temiz, güzel ve ıslak. Evet herşey ıslak. Nem abartmış artık. Mayom tropik güneşte iki saatte kurumadı o derece ıslak. E haliyle odada da çarşaf havlu vs herşey ıslak.
Dün cancún kasabasına gittik otobüsle 10 pezo. Yaklaşık 1.5 tl. Kasaba, ispanyol sömürgesi eli değmemiş pek çok latin kasabası gibi çirkin dağınık ve karışık. yerli halkın takıldığı meydandaki büfelerde tatlıdan meksika fast foodlarına herşeyi çok ucuza bulmak mümkün.
Böyle bi tespitim var bu arada latin amerikada. İspanyolların 1500 lerde el attığı kasabaların mimarisinden sebeplenen şehirler var. Antigua gibi, cusco gibi, cartagena gibi. Bir de yozlaşmamış modernleşme kurbanı olmamış inca veya maya köyleri var. Çirkin tuğlalarına rağmen doğası ve yerel kıyafetleri sayesinde muhteşem renkler sunan.
Bunun dışında kalan yerler kayıp şehirler. Sıvasız evler, çamurlu betonlu yollar, cep telefonu kılıfları ve şarj aletleri satan pazarlar ve kaybolmuş insanlar.
Aslında çok da uzak bir dünya gibi gelmedi di mi?
Meksikayı kesinlikle bu ilk durakla değerlendirmeyeceğimi bildirir, selam ve sevgilerimi sunarım.
Sen artık şımardın, kıl kıl geziyosun onu bunu eleştiriyosun diyenler; haklısınız sanki. Güzellikleri var canım olmaz mı.
Mesela siyah fasulye. Mesela kahve. İspanyolcanın melodik tınısı. Renkler. Bunları da elimden geldiğince instagram hesabımda resimlemeye çalışıyorum. makaronibertoluci meraklısına.