30 Aralık 2014 Salı

Azicik foto

Blogda resim olayina tam gecemedim şimdi azicik bişiler koyiyim bakim

Hong kong
Bizimle dalga gecer gibi
Pad thai 
Bang bang
Sanatsal bi calisma. Doi Suthep ten.

Tapinaklar

Budha bugun yasasaydi kahrindan ölürdü. Putperestlige karsi cikan, insanlarin esitligine inanan, herhangi birseye tapinmamayi savunan bu insan bugun ne yapardi bunlari görse. . Benim bile içim acıdi. Adim başı tapinak.  Iclerinde degerli mücevherlerle süslenmiş, türlü kumaslarla giydirilmis irili ufakli budha heykelleri. Önünde ona sunulan su, tutsu, meyva adaklari.  Her heykele gelip  titreyen elleriyle dokunan, öpen, secdeye yatip sonra da ayaklarina kutsal su döken insanlar.. Her tapinakta para toplanıyor.  Bazi heykeller zumrut, bazilari altin.. tapinmamayi ogreten adam tanri yapilmis.
Neden biz bu dinlerin, felsefelerin bokunu çıkarıyoruz?  Insan detaylara girdikce bogulan bir doğal obsesif kompulsif olabilir mi? Bir şeylere tapinma ihtiyaci ölüm sonrasi belirsizliginden mi? Sonsuz yasasaydik da kendi yarattigimiz bu girdabin içinde kaybolur muyduk? Insan neden yalnız ve yalniz kendine inanmaz?
Peki bu dinlerin neden dogdugu topraklara hayirlari olmaz? budizm ve hindistan, islam ve arap yarimadasi, hristiyanlik ve Israil-Filistin.. dogamizda tahrip etmek var. Diger hic bi canlida olmayan. Ve heralde yaşamı eline yüzüne bulaştiran tek türüz.

29 Aralık 2014 Pazartesi

Kaplumbağa misali

Günler günlerin ardindan yeni yilin doğumuna yaklasirken, tum otel, hostel ve pansiyon hatta ahır diyebilecegimiz yerlerin dolu olmasından ötürü hemen hemen her gun pansiyon değiştiriyoruz. Bir sokak geriye, iki sokak yana, 3 sokak arkaya..
Yeniyila sanirim check-in yaparak giricez.
Iki gun once happy elephant home denen, fillerin diger parklara nazaran bi nebze daha az kullanildigi, üzerine binilmedigi,  takla artırılmadigi bi ciftlige gittim.
Kaldığın yerden alma bırakma dahil 1600 bht. Her birimiz ( 3 kisi) ayri fillere atandik. Benimkinin adi Bang Bang di. Isim icin ezdigi insanlardan mi esinlendiler acaba diye dusundum bi an. Kocaman poposu, mahzun gözleri,  yaninda yururken ikide bir salladigi ve pat pat alnima carpan kulaklari, dev gibi ayaklari, tepesinde ektirmis gibi duran seyrek seyrek saclariyla bang bang benim icin tatli bi ani oldu.
Turistik yerleri gezerken beni kasan soyle bi durum oluyo.  Eyfel sendromu diyorum ben buna. Diyelim gittin Paris'e.  Eyfeli gormeden donebilme cesaretin var mı? Aslında dusunuyorum, demir yığını bi kule. Gittim mi gittim. Harika hissettim mi evet hissettim. Ama hiç bi şeyin ortasında boyle bir demir kule gorsem bu hazzi verir miydi? Hayir. Orayi gorunce Paris te olduğumu hissettim. Eyfel = paris.
Burada kralin saraylari ve o tapinak bu tapinak durumu var. Bangkok ta bir saray gezdik zaten. Dun de kuzey Tayland in en kutsal tepesi ve Tapınağı Doi Suthep e yarım gun tur aldik. Turda bi de bi kabile ziyareti var.  Yogun trafik nedeniyle kabileye gidemedik. Onun yerine kralin kışlık sarayini gezin dediler peki dedik. Gittik gezdik. Sarayin icine giremiosun. Bahcesini gezdik. Aklimda kalan bahcedeki muhtesem bose muzik sistemi ve ondan verilen harika caz şarkılar,  ve kralicenin emriyle yapilan gül bahcesi. Sonra Doi Suthep.  Inanilmaz kalabalik, adim adim ilerleyen trafik,  yanik balata kokulari sonrasi girdik tapinaga. yuzbinlerce minik buda heykeline dokunan, öpen, ayaklarina kutsal su döken yuzbin tane insan arasinda az da olsa bişeyler gorduk. Tepede guzel bir chiang mai manzarasi.
Aslinda 30 dakka surecek donus yolu cilgin trafikle 1.5 saati buldu. günümün en mutlu ani da o araçtan inip ozgurlugume kavusmak oldu.

Aksama dogru Tanerin iki gundur devam eden karin agrisi şiddetlendi. Kusma ve ter bosalmasi derken apar topar bi hastane bulup gittik gecenin 1 inde. Sokaklar bomboş sansimiza bi Tuktuk bulduk götürdü bizi en yakindakine. Bi agri kesici bi morfin derken yine kusmalar .. nihayet gece 2.30 da pansiyonumuza döndük.  Böbrek taşı olabilir dedi genc doktor gorunumlu cocuk ama tabi elimizde bi teşhis yok henuz. Simdilik ozet geçiyorum sonra hastane ve tapinak deneyimlerimi paylaşasim var.
Su an buzkopan, sicak su torbasi ve önümüzdeki gunlere ait belirsizliklerle bekliyoruz. 

26 Aralık 2014 Cuma

Rei ki ki rei ki ki rei kiki way way

Reiki meğer masterın, öğrencisinin enerjisini hüpletmesiymiş. Aslanlar gibi ben, dun Grip oldum seans sonasi. Taner bey sokakları arşınlarken ben pansiyon balkonunda sederjin turk kahvesi kürü yapıyorum.  Evet Türk kahvesi. Tamam turist ve gezgin arasindaki farki biliyorum, yeni ulke yeni seyler falan filan ama günde 3 fincan t.k icen benim icin bir hafta sonunda bi tane hazir t.k çok degil saniyorum.
Bu reiki ye gelince. Din gibi bişey.  Inanmak istersen. . Eger bi enerji verildiyse de ben onu pansiyona kadar 3 km yuruyuste tukettim zaten. Ama para harcamak rahatlatti mi ? Of yani.
Bu arada az önce balkoncukta otururken elimle sinekligi ittiriyim dedim odaya bisi girmesin diye.  Sineklik komple odaya girdi.  E uzun gezmelerin de bi maliyeti var tabi. Gelecek olanin gözü korkmasin sinekligi super calisan cok iyi mekanlar da var kalmak için.
Chiang mai da neler yapilir? Oncelikle akilli tel varsa hemen Havaalanindan bir thai hat alinir icinde limitsiz internet olan  ( aylik paket 500 baht) ve gps ya da google harita yüklenerek kaybolmadan bi yerden bi yere gidilebilir.
Motor bisiklet veya araba kiralanabilir. Sehir dumduz. Bisiklet için uygun.  Ben uygun muyum bunun icin? Henuz hayir. Hala soldan akan tragige alisamadim.  Her karşıya gecisim bi yasam mucadelesi. Hem kendim hem chiang mai halki icin su an trafige cikmiycam.
Etrafta kaplan ve fil gorulup sevilebilen yerler var. Tabi bununla ilgili tartismalar da. Bi cok insan kaplanlarin uyusturuldugunu iddia ediyor. Digerleri evcillestirildigini. En.nihayetinde doğal degiller tabi Kenya degil burasi.  hayvanat bahcesine en son Lima da gittim. Orangutanin kafes arkasindan bana bakisini hala unutamiyorum. Ben sanirim mutlu fil çiftligine gidip sevmek oksamak istiorum bebe filleri.
Burda iki uc gunluk trekking imkanlari da var. Jungle ici yürüyüşler,  kabile ziyaretleri. Tabi artik turistik kabileler.
Otu boku elestiren bisey begenmeyen ingiliz turist havasında degilim. Sadece benim guatemalam bu konuda eline su dökülemez bi cennetti. Orada yaşadığım deneyimleri daha detaylı yazmak isterim bi ara. Turist gormemis insanlar, jungle ve köyler kesfettik. Burada bunlari yapasim yok.
Ne yapasim var peki? Simdilik ve hala dinlenmek.. filciklerle oynamak. Balkonda oturmak.  İzlemek.  Gozlemlemek.

Bu tatilde su ana kadarki en heyecanli deneyimimiz bangkoktaydi. Cin mahallesinden siam meydanina gidicez. Tuktuklar duruyor pazarlik ediyoruz edemiyoruz gurur yapiyoruz derken bekle bekle en sonunda bi motorlu durdu önümüzde.  Bırakırim sizi dedi gideceginiz yere.  Bildiimiz 100 cc lik, bir dötlük motor.  Tanere bile sormadan atladim. Olduk mu üç döt. Sanirim 10 dk surdu. Lunaparkta olsam böyle eğlenmezdim. Keşmekeş trafigin icinde araclarin insanlarin ve tuktuklarin arasindan yilan gibi kivrila kivrila vardik gidecegimiz yere. Tanere dedim "adam oğlunun nişanını yapmış midir? " tanerin cevap: "bilmiyorum ama ben altima yaptım".

25 Aralık 2014 Perşembe

Bang-cock

Tanerle gezdigimiz ulkeler arasinda en turistik olanı olan Tayland icin Emirates ile tek yon biletimizi aldik. Izmir - Istanbul - dubai - hong Kong ve bangkok rotasını,  aradaki beklemelerle yaklaşık 23 saatte tamamladik. Honk kong da havaalanindan elimizi kolumuzu sallaya sallaya ( o sirada adamin biri damga basio pasaporta) cikip 21 nolu otobuse atladik ve sehir içine indik. Renkli, dingin, zengin ve kesinlikle Çinli değil,  guzel bi sehir. Bi iki gece gecirmek isterim sanki ilerde.
Bu arada emirates ekonomide ucmamiza ve arap olup her anonsa bismillah diye baslamalarina ramen dağıttıklari sicak havlular olsun ikram ettikleri şaraplar olsun ben beendim kendilerini. Ben sarap içerken de kimse ( dubaililer) donup pis pis bakmadi. Üzülerek saniyorum ki en yobaz musluman laik turistik ulke biziz.
Bangkokta ilk gece havaalani yakıninda bi pansiyon, sonra da şehiriçi sukhumvit bolgesinde  queen lotus guest House da kaldik. Syktrain denen sehrin tam ortasindan ve yukardan gecen rahatsiz edici mimarili bi tren hattiyla pek cok yere ulastik. Nehir kenari, kralin sarayi, cin mahallesi, siam paragon alışveriş merkezi vs vs.
Noel gunu Nok havayollarinin sirin mi sirin cizgifilm kuşu gibi boyali ucaklarindan biriyle chiang mai ya uctuk. Old town da Casa guest house da bir gece kaldik 700 baht a. Italyan amcam Türk musunuz deyince bi şokladim alala Turk tipi diye bisey mi var nasi anladi filan, sordum tabi abi nasi anladin die.  Meger ikimiz de İstanbul tshirtlerimizle geziomusuz hic sevmediğim sevimsiz turist tipler gibi. Ayni anda giymemiz buyuk talihsizlik tabi. Neyse ciktik dolastik bi teyze sokakta pad thai denen geleneksel dolapta ne varsa tavada karıştirdim yaptim yemeğinden yapiyodu 2.5 tl ye tekabül eden bi fiyata. Onu yedik. 24 saat geçti bi acil wc durumlari yok hersey normal.
Tembellik tembellik ve tembellik.. su an ne yoga yapasim,  ne yemek ogrenesim ne yürüyesim var. Yeni pansiyonumuzun minik balkonunda blog yazasim vardi onu yapiyorum. Yorgun hissediyorum.  Saat 3 te Londra'dan buralara yerlesip benim gibi parasini nereye harcayacagini bilemeyen mal turistler icin reiki satan bi amcaya gidip para verip enerji alicam. Son durumu yazarim.
Sizleri seven ve bazen hic biseyi sevmeyen muhteşem blog yazariniz Begum..

Veda

Portakal bahçeleri, dalları cadı süpürgesi kalmış incir ağaçları, zeytinler, kış güneşi,  evrimin el sallayan eli, camdan saraylarından bellerine kadar sarkıp el kol ve Türk bayraklarıyla uğurlayan bizimkiler, abimin cep harçlığı, telefonun ucunda sağlıkla gidip gelmemizi dileyen dostların sıcak sesi.. bir yolculuk daha başlıyor, gelmek için gitmek gerekiyor. Yaklaşmak için uzaklaşmak..