8 Mart 2026 Pazar

Koh Phangan 2026

Acı bir dönemin sonunda, yaralarımız derin izler bırakarak kapanmaya başladığında, Mayıs ayında vedalaştıgımız adamızda geldik. Nick ve Pui nin düğünleri, bir süredir bitmeyen gecenin sonundaki şafak gibiydi. ufak ufak, kısa kısa açılmaya başladı gözlerim. Tanıklık ettiğimiz umut, sevgi, coşku ve yeni başlangıç bana kabul etmem gerektiğini bir kez daha hatırlattı. Herkes sırasını yaşıyordu. Herkesin bir zamanı vardı güneşin altında parladığı ve bizim bu hayata geliş ve gidiş ile ilgili bir seçim hakkımız pek de yoktu. Anla. Kabul et. 

9 ay yoga yapmadım. Yapmayı düşünmedim bile. Zor dönemde, olanı değiştirmeye çalışmaktan, nasıl değiştirebileceğimizi düşünmekten başka birşey düşünemedik hiç birimiz. 

Şu an bunları yazdığım yer adada en sevdiğim mekanlardan biri  Yoga seansından çıktım. Öğretmen olarak değil öğrenci olarak. Neredeyse her gün bir başka öğretmenin dersine giriyorum. Her bir seans başka bir yerime dokunuyor tek tek açıyor beni yeniden. Bolca gözyaşı çıkıyor içimden. bolca korku, endişe, güvensizlik, dehşet, yas, üzüntü çıkıyor. Hepsine izin veriyorum kaçmadan ve bastırmadan. Hepsini görüyorum, hepsine kendilerini göstermeleri için alan veriyorum. İyi hissetmek değil artık amacım. İyinin de kötünün de sürekli azgın bir nehir gibi aktığını farketmek. .

Hazırlanıyorum. Besleniyorum. Deneyimlerimi dönüştürüyorum. Öğrendiğim malzemelerle harika yemekler hazırlıyorum. Yeni bir kanal geliyor. Yoga önyargılarını kırmak için. Kendimiz sandığımız şeyleri aralayıp aslımızla tanışmak için. Kendimizi affetmek için. Hayatı basitleştirmek ve de zenginleştirmek için. Farkındalığı arttırmak için. Hepimizin bir olduğunu elimden geldiği kadar gösterebilmek için. Beni ve tabii ki de bizi seviyorum ❤️




14 Ekim 2023 Cumartesi

Ölüm ve geride kalanlar

29 Mart 2023 günü Bangkoktan Koh Samui ye dönerken havaalaninda geldi mesaj. abim aradi actim hat dusmedi aradim acilmadi mesaj atti "ac, onemli". sesli mesaj attim "cekmiyo bak telaslaniyorum yaz bana noldu?"

"teyzem vefat etti".

değişimlerin en hizlisi. acilarin en keskini ölüm. 

giden ölmüyor. ölüm kalana. giden bir varken bir yok. Kalanlar ölüyor.. bir anda muzik susuyor renkler soluyor ve kulak duysa da beyin adapte olamiyor. anladim tamam teyzem ölmüş. ama olamaz o yüzden tam olarak anlamadim ben şimdi. böyle şeyin şakası olmaz. şaka değil duyuyorum okuyorum tamam Teyzem vefat etmiş de.. olamaz ki bugun. havaalanındayım harika güneşli bir gün dışarıda, elimde bizim adada bulunmayan starbucks ın mochası hem de keyfimden üzerine ekstra krema bile attırdım. oy işini halletmişim hayat kontrolüm altında. ne alaka ya? 
Ahhh kalbime bıçak saplanıyor. ah teyze daha iki gün önce konuştuk sen Hardy i sordun ben seni sordum sarımsak bana dokunuyor hiç sevmem dedin içime dert oldu sonra iki saat sana nasıl sarımsak yedirsek sarımsak çok önemli diye düşündüm. 

ah.. annem.. ah ah nasıl söyleyecekler.. ya dayanamazsa? insan nasıl dayanır ki kardeş acısına. gerçi evlat acısından daha az derler.. eyvah.. ananem.. bitti ananem.. eniştem.. ah eniştem kan ağlayacak yüreği..kuzenlerim.... ah canlarım. çok zor olacak. 

uçağa giden körükte hüngür hüngür ağlıyorum dizlerime vura vura. hemen buradan çıkıp istanbul uçagı bulmalıyım. aa dur Hardy. açsana Hardy neredesin. bu kaçıncı aramam. ona da mı birşey oldu yoksa. bugün kıyamet günü mü. Körüğün sonunda uçağın kapısında kalakaldım. 

Uçtum Surat thaniye. hiç durmuyor ağlamam. annem ögrendi mi? ananem? uçaktan inip otobüse biniyorum. otobüsten inip feribota. çok acıyor çok acıyor. iyi de dayimi amcami halami yengemi kaybettim. bu kadar değildi acı. neden böyle.. biri olsun yanimda sarılayım. anneme sarilayim. abime. hardy iskelede bekliyor. ona sarılıp bagira bagira agliyorum. benim şu an istanbulda olmam lazımdı. çok şükür ki abim orada. Alldhım nasıl oldu bu? çok şükür..

tsunami gibi vuruyor sevdiklerimi teyzemin vefatı. giden gidiyor kalanlara ölüm. ol der olur öl der ölür. sürekli bunu tekrarlıyor beynim bir mantra gibi. kabullenmek ne zor. 

ertesi gün cenaze günü. Lara adım adım anlatıyor bana herşeyi. Teyzemin tabutunun resmini gönderiyor. sanki birden o resmi görünce aa diyorum gerçekten gitti teyzem. beynim kulaklarıma anca yetişiyor. peki ya ananem nasıl yapacak? nasıl inanacak veda etmeden?
Demek ki bir takım ritüeller önemliymiş. Uğurlamak da bunlardan biriymiş. Giden için ne etki eder bilemem ama kalana önemliymiş. ben de o saatlerde duşumu alıp temiz bir elbise giyip evin yakınındaki bir tapınağa gidiyorum Hardy ile. bu ritüelin bir parçası olmak istiyorum. Kafama örterim diye tülbent ve ayaklarımı kaparım diye de çorap alıyorum yanıma. Hardy de sunak alanına koymak için meyva ve tütsü alıyor. 

biraz olsun hissederim teyzemi diye gittiğim tapınakta hiç birşey hissetmiyorum. nasıl boş geliyor. yine de getirdiklerimizi koyup, duamizi edip eve dönüyoruz. bir tütsü de bahçedeki ruh evine yakıyorum. sonra içeri bir kelebek giriyor. pencereden çıkmaya çalışıyor ama çırpındıkça yoruluyor. eyvah ya teyzemse bu?? elimde havlu telaş içinde kelebeğin peşinden koşturuyorum. bir an tamamen duruyor. beni bekler gibi. parmaklarımın ucuyla nazikçe kanatlarından tutup dışarı çıkarıyorum. oh . kurtardım teyzemi. 

oturuyorum dışarıya. o da ne? kocaman bir güvercin, bahçe musluğunun üzerine konuyor. susamış belli. Teyzemin ruhunu taşıyor bence. Hardy hemen bir tasa su doldurup o tarafa bırakıyor. içiyor mu? hah.. oh.. çok şükür. Ulan diyorum teyzem olmama ihtimali de var. e olsun iki hayvana hayır işledik.


günler geçiyor, aile acıyı yorgunluk bitkinlik stres ve endişe içinde yaşarken ben uzak mesafe acımı daha farklı yaşıyorum. Anlam ( burada kesmişim yazimi tamamlamadan..)

13 Ekim 2023. Malezyadayiz vize isleri için. 13. cuma diyip dalga geçiyorum. kahvaltıda oturduğumuz masa merdiven altı, kalk kalk diyorum Hardy, cok zorlamayalim. sonra cuma öğle ezani sesi. ananem için dua ediyorum cektirme Tanrim diye. sonra tüm sevdiklerim icin dua ediyorum. gönüllerine gore olsun herşey. 

3-4 saat sonra abim telefon açıyor anane vefat etti diye. senelerdir bu anı duymayi, onun adına rahatlamayi beklerken nedense mideme yumruk yiyorum yine. nasil gider ya ben uzaktayim yine? ben oradayken niye değil? dışlanmış hissediyorum sinirleniyorum çok. aile bir araya gelecek, acı paylaşilacak. sinirimden kusucam. küsmek istiyorum ama kime.. 

çarkın dişlerine takılıyor her gün biri. 95 yaşında bir insanin vefatı koymaz değil mi? çok koyuyor çünkü ben büyüyorum. hazır değilim o sıraya geçmeye. çocukken en korktuğum şey sevdiklerimi kaybetmek olsa da, kimse ölmüyordu, yaşam sonsuzdu. şimdi öyle değil. 

otel odasinda sinirden yastigimi yumruklayıp agliyorum ne biçim düzen lan bu diye. biz mi seçtik dünyaya gelmeyi. ne biçim oyun bu. 

ertesi gün sinir yerini inanilmaz bir bitkinlik ve yorgunluğa bırakıyor. Sahi annem nasıl başa çıkıyor? babam?.. kimleri kimleri uğurladilar. 

ananem bana cok sey birakti. hayatinin aşki ile her gun yudumladiklari kahve fincanlari, inci kupeleri, deri ceketi.. bir de ne zaman caresiz kalsam, hep aklima gelen sozleri: kizim, hayat dedigin sey;  doguyoruz yasiyoruz ölüyoruz. 

bu soz kendimi kum tanesi gibi hissettiyor. bana ait acıları korkulari izdiraplari siliyor nedense. ben yerine, kocaman bir sahilde milyarlarca kum tanesinden biri oluyor bedenim. rahatliyorum. ruhum ise heryerde. eger bir ruh, enerji var ise, teyzem ananem yengem amcam halam ananem babaannem dedelerim , hepsi burada hepsi benimle. 

filmin sonu belli. öncesinde ise sevgiden baska tatmin eden birsey dusunemiyorum. su an okuyor olan her kim ise, sizi seviyorum. 









10 Aralık 2021 Cuma

Kimim ben

Bir garip Orhan Veliyim. Velinin oğlu.. cok severek okudum hatta yuttum tüm şiirlerini ortaokulda. Aklimda bu dizeler dönüp durmakta simdi.

kimim ben? kimdim? Begüm Gençer sayfasi kapandı. Begüm Hemmingway oldum bir anda. İngilizce düşünür buluyorum kendimi bazen. Abim bir süredir Türkiye'de. Ben eşimle bir aylığina gittim, hic donemeyecekmisim sandigim memleketime. Kocaman kocaman sarildim herkese. kavuştuk. aglastik. gulduk. paylaştık. Ne de olsa kalivermistim el ulkede. Evim dedigim hersey, ailem dostlarim kimligim gucum isim asim hersey evine donemeyen Begumu bekliyordu sanki.
sonra bitti bir ay. ve biz geri donduk. bu sefer farkli oldu. bu sefer vedalastim herkesle. Kinalandim. Uğurlandim. Ve ana dilimden dinimden kulturumden olmayan bir yabancinin elini ve yüreğini tutarak geri döndüm bir zaman turist oldugum adaya. 
Simdi hersey daha farkli. simdi ben burada yasiyorum. ben burada yasadikca orada yaşamiyorum. korkuyorum. unutulmaktan. unutmaktan. Kimdim ben? Turist rehberi, şarkici, acentaci, yogi.. sema ve ulkunun kizi, oytunun kizkardesi. kizkardesliklerimin yareni. doktorumun hastasi bakkalimin müşterisi, ilcemin yerlisi, yamaha chappymin sahibi karanin annesi, ananemin torunu, akman sitesi 2.bloktaki Begum. 
Artik degil. Ucunu göremediğim bilemedigim sadece yola cikip attigim adimi deneyimleyebildigim bir yol. dilini ogrenmeye çalıştigim ama dahaa cok yolumun olduğu yabanci bir ulkedeyim. her memleketten insan var, ama hamur farkli. arkadaslarim var tabi, ama dostluk kolay mi? yillar ve deneyimler ve gulmeler ve aglamalar gerek. cok cook emek gerek.
iki senedir calismiyorum. çalışamiyorum. kolay değil is vizesi almak. ne sarkiciyim ne rehberim ne de yogiyim. 
Yer altimdan kaydi. beni ben yapmis olan hic birsey yok yanimda. korkuyorum. ait olamamaktan. bunca senede kurdugum hayatima olur da bir gün donecek olursam o yeri orada bulamamaktan. cok korkuyorum hem de.
ben dostlarim değilsem, annem babam abim isim asim evim değilsem.. Kimim ve neyim ben?? 

1 Ekim 2020 Perşembe

Hasretlik

Yillardir ozlemini duydugum hissettigim bir yerlerde varligini bildigim yerdeyim. Tahta verandamda palmiye ve muz agaclarini ve de calkantili denizi izleyip lipton poset cay iciyorum. Demleme cay muamelesi yapiyorum caya. Cam ve kulplu bir bardaga koyup poseti masaya getirmeden atiyorum ki masada turk cayi süsü vereyim. Marketten feta peyniri aliyorum. Bizim beyaz peynire en cok benzeyen. Bu sabah klasik muzik dinlemek istedim. Bizim evimizde genelde sabahlari babam klasik muzik acar. Gun batarken turk sanat muzigine doner nameler. Birer kadeh rakiyla icerler annemle. Yazarken bunlari artik ekrani goremiyorum gozlerim doldugu icin. Az once dus aldim. Annemin bana banyo yapmayi ogrettigi gunu hatirladim. En son tek tek bir ayagimi oburunun uzerine surtup hem altini hem ustunu temizlemeyi gosterdigi sahne geldi gozumun onune. Dikis dikiyorum bu aralar. Anneannem gostermisti dikisi. Cok kucuktum. Elime bi bez parcasi verip , ipligi de igneye gecirip ogretmisti nasil dikilecegini. Sabah yoga yaptim. 8 ya da 9 yasinda olmaliydim sanirim Halamla ilk meditasyon deneyimimi gerceklestirdigimde. Halam gozlerini sasi yapip beni guldurmeye calismisti. Gulmekten altima ve de halisina isemistim. Bugun gitar ogretmenim kahvesine bal istedi. Kadri dedem elimden tutup askeriyeye gotururdu beni gezmeye. Tup bal alirdi sanirim çam baliydi. Hemen iki dakikada bitirirdim. Askeriyeye giden o ince uzun yolda bisiklete binmeyi ogretti babam. Ve alaturka tuvaletin dibine kaçan tenis topumu kurtardi. Tuvaletin iki yanindaki odada annem, plastik kirmizi cay bardaklarimla hazirladigim masaya misafir olurdu. 
Uzaklastikca yakinlasiyorum. Ozgurlestikce ozluyorum. 
Sevdikce daha cok seviyorum kalbime sigmiyor. 
Ne kendimden vazgecebiliyorum ne hasretlikten. 

10 Eylül 2020 Perşembe

ben buyuksehir gordum

Pasaportumun suresi dolmak.uzere oldugundan, 8 ay sonra ilk defa buyuksehre gitmek gerekti. İlk afallama kiyafet seciminde oldu. Ada insani ya da diger bir deyisle epeyce rahat bitli hippi olmusuz sehre.uygun giyecek bi uzun pantolon olsun bi normal tsirt olsun yok. En sonunda kot sortumla kolsuz bi bluz giyip yanima da harem salvari gibi antin kuntin bi uzun aldim. Parmak arasi terlikleri cantaya atip ayagima corap ustu sneakers ayakkabi giydim. Zavalli ayaklarim klostrofobik oldular. Maske taktik. Adada sadece markete.girerken kullandigimiz maske beni bogdugu icin medikal maske taktim. O da tuylenio basladi burnum kasinmaya. Yapacak bisey yok. Bangkoka indik, herkes ama herkes maskeli. Trenle sehirde ilerlerken bilim kurgu filmine girdim sanki. Apartman denilen ya da rezidans dedigimiz o beton binalari sanki ilk defa gormusum gibi dehsete dustum. Minik minik kafesler ust uste konmus apartman olmus. Nasil yapti insanlar bunu kendine? İlk apartmani kim yapti ve neden insanlar kabul etti bu sistemi? Neden bu kadar kalabalik sehirlerde yasiyoruz?? Araclarin gurultusu motorlarin ugultusu beyne eminim zararli. Ruh sagligini bozduguna eminim. Dayanamadim. Ruhlari cekilmis insanlar beton yiginlari arasinda gunesin dogusunu batisini gormeden yesile bakmadan yasiyorlar. Neden yaptik biz bunu kendimize?? 
Heryer klima ve buz gibi. Salvarimi cantamdan cikarip boynuma sardim ilk gun. Sonra da bir yerde ektim. Restoranda unuttugumu dusunerek ertesi gun geri donup dun gece burada bir pantolon unutup unutmadigimi sordum. Anlam veremediler hakli olarak. Elim bos salvarsiz donuyorum. 

Sehirde cilgin trafigi alt etmenin en eglenceli ve urkunc yolu motor taksi. Her kose basinda varlar. motoru surekli kullaniyorum ama kasksiz ve onde. Bu motor taksiler cok ilginc. Sessiz bir umut sozlesmesi yapiyor her iki taraf. Motorcu parasini verecegimi umuyor, ben beni istedigim yere goturecegini umuyorum. Nihayetinde birbirini hic tanimayan iki insan baya samimi sekilde bir sure yolculuk yapiyoruz. Benim kocaman kaska alismayan kafami bedenimin uzerinde zor sabitliyorum. Adam her fren yapisinda kaskimla onun kaskina tosluyorum dongg donng ses cikio. İki yumurta gibi surekli carpisiyoruz. Surekli ozur diliyorum. Bangkok cilgin trafiginde iki arac arasi pestil olmayacagima ve hic tanimadigim soforume inancim sonsuz sekilde geziyorum. Ne delilik ! 
Bangkok cin mahallesini gezmekten son anda gelen bir akil huzmesi sayesinde vazgeciyorum. Hint mahallesine gidip hint isi haric ne varsa gorup geliyorum. Bangkok keyifsiz. Turist yok. Bi ben bi abim bi de yerel halk. Ha bi de konsolosluk kamil bey. 
Phangan feribotundayim simdi. İnanilmaz yoruldu ruhum iki gunde. Burnum hala cok kasiniyo ama hapsurup panik havasi yaratmamak icin tutuyorum kendimi. Tahtadan evime kapagi atmak istiyorum bir an once. Sessizlige. Palmiyelerin ve gun batiminin kucagina. Ayaklarim icin kumda yurume partisi hazirladim. Ayakkabim pes etti dilini cikardi ve patladi yariyolda. Ona da bir veda toreni lazim. 
Sehri sevmiyomusum ben. Zaten dikise de basladim. Sanirim yas aliyorum 😃

22 Temmuz 2020 Çarşamba

Yin yang

Dengue fever yani Dang hummasi diye bir meret var bu taraflarda. Yasayanlarin aman corona olayim daha iyi dedigi, sivrisinekten gecen bir virus. Onca spreye onleme ragmen gelip de bizi buldu. Disaridan dinlediklerim neymis ki.. allahtan once ben, sonra abim. Asiri yorgunluk ve usumeyle gelen yuksek ates, kusma, kafani patlatmak istetecek bir bas agrisi, ishal, atesle gelen halisulasyonlar, vucutta dayanilmaz agri ve aci. 2 gecesi hastane olmakla beraber 8 gunum ve gecem yuksek atesle gecti. Bir aksam dayanamayip kendimi öldürmeyi düsündum. Tabi beyin de kalmiyo. Bugun 16. Gunumdeyim. Dengue vucuttan ciksa bile tahribati kaliyor. Abimin 8. Gunu. Atesi indi cok sukur. 
Aylar sonra ucuslar da baslayinca 25 temmuz a biletleme yapmistik. Aileye ve arkadaslara supriz yapmak istedik gelip kapiyi calariz dedik. Malesef doktor su an abimin ucamayacagina karar verdi ve yine biletlerimizi aciga aldik. Bu adanin altindaki kuartz madeni ve enerjisel etkisine gore yorum yaparsak ada henuz bizi birakmiyor 😀 Turk usulu yorumda ise adada bir kutup ayisi olsa gelip bizi bulacak. Ben de cok dusunuyorum herseye ve hicbirseye inancim yuzunden. Neden bunu yasadik, yasiyoruz diyorum. Kendimce soyle bir aciklama buldum. Yin Yang i cok severim ben. Hani yarisi siyah yarisi beyaz daire. Her iki tarafta diger taraftan bir lokma vardir. 6 aydir cok mucizevi cok ayricalikli cok ozel cok yogun deneyimler yasatti bu ada bize. Simdi dogasi geregi kendini dengelemesi lazim. Karanlik da butunun bir parcasi. Onu yasatiyor en dayanabilecegimiz sekli ile. Cok sukur diyorum. Bu karanligin icinde de muthis ogretiler buldum. Hayatimi dengue oncesi ve sonrasi diye ayirabilirim. Hastane yataginda aklima motorun uzerinde gunesli bir gunde saclarimi savurarak gezmek geldi. Ya da bir kafeye oturup kahve yudumlamak. Ya da hic birsey yapmamak ama ozgur ve saglikli olmak. Ozgur ve saglikliyken hic ama hic farkina varmadigimiz birsey. Ne kadar onemliymis. Cok agladim. Hala da hassasim arada cok agliyorum. Ama en cok hastanede ozgurlugu elinden alinan hapis insanlara agladim. Allah, Tanri, yuksek bilinc, evren.  Her ne ise. Hepsinin yardimcisi olsun. Ozgurlugunu ve sagligini kaybettigin an cehennemdesin. Her an, engelsiz nefes alabildigin, yuruyebildigin, agzinin tadi oldugu, gunese cikabildigin her an bir lutuf. Lutfen salak sacma seyleri takmayin kafaniza. Yemegi yerken bogazinizdan acisizca geciyorsa sukredin. Su an kimseye muhtac degilseniz yasamak icin, sukredin. Balkona sokaga cikabiyosaniz sukredin. Gerisi bos. Gerisi hikaye. Hersey ama hersey elimizden alinacak bir gun. Nefesimiz bile. Bunu gorup kavrayip nefes aldiginiz her ana sukredin. 
 

10 Mayıs 2020 Pazar

boşluk


Tayland'ın Koh Phangan adasında 5. aya girmek üzereyim. 
Herşey bir bir dağılıyor.. kökler çıkıyor topraktan.. çürümüş küflenmiş.. inanç sistemim yıkılıyor.. değer yargılarım yargısızlığa bırakıyor kendini.. sevdiğim şeyler, sevmediğim şeyler allak bullak.. ben kimim? Kimdim? Kocaman bir uzay boşluğundan dünyaya bakan bir astronot gibi bakıyorum bugüne kadarki kendinme ve hayata.. 
Yaşadığım yetiştiğim toprak, o topraktan çıkan yemek, oradaki hava su değişirse, o toprağın sisteminden kültüründen inanç sisteminden çıkarsan, ne kalıyor senden geriye? Nefes alan bir beden.. kulağa korkunç geliyor değil mi? Dağılmak, kaybolmak, bilmemek, öngörmemek . 
Ama öyle değilmiş. Eve hapsolmuş bir kediyi dışarıya, doğaya bırakmak kadarmış korkutuculuğu. Daha çok gezmek öğrenmek, daha çok deneyimlemek, daha çok genişlemek ve yaşamakmış. 
Mevlananın dediği gibi, bir damla sanırken kendini, kocaman bir okyanus olduğunu görmekmiş. 
Kendimi sevmedim. Daha iyi olmak daha becerikli daha güzel daha evli ve çocuklu daha bağımsız daha sanatçı daha gezgin daha sosyal daha köklü daha temiz daha düzgün daha iyi daha iyi daha iyi olmak istedim. Duygularımı hayallerimi bastırmak ve olmam gereken insan olmak istedim. Kendi doğamı hep reddettim. Yalnızlık ve dışlanma korkusu yüzünden belki.. çirkin bir ördek yavrusuydum. Bulaşık makinesine sığmayıp dısarda kalan o tek bardak. 

Şimdi astronot ben, şöyle bir bakıyorum da dünyaya, ördek nüfusu kadar kuğu da varmış, aslan da, fare de sincap da.. engin bir çeşitlilik ve birbirini inkar eden ve kendi üstünlüğünde direnen bir canlılar alemi. Deliliği izliyorum 

Kayboldum harika bir şekilde. Bulmak için kaybetmek gerekir ya. Neyi bulacağımı da bilmiyorum o ayrı😀 
En azından birrşeyden eminim. En büyük hapisanemiz düşüncelerimiz ve inançlarımız. Bize de ait değil pek çoğu. 

Anneme çocukken hep derdim. Herşey olmak istiyorum. Hayatın tüm kapılarını açıp bakmak görmek deneyimlemek. Bunu derken ne dediğimin farkında değildim. Her işi yapmak her yeri gezmek her maceraya atılmak diye düşündüm belki de bunu. Şimdi farkediyorum ki herşey olmak bambaşka birşeymiş. Bunun için birazcık zorlamak gerekiyormuş kendini. Canîn acıya acıya bîrakacakmışsın kesecekmişsin kollarını bacaklarını. Õdülün ise bir çift kanat. 

Tüm değer yargılarını, tüm õğrendiklerini, inançlarını bir tarafa bırakıp hiçbirşey olmak gerekiyormuş herşey olabilmek için. Ve hayata güvenmek.