Mexico city sokaklarında yürürken denk geldiğimiz bir meksikalı şoför abiyle 2000 pesoya, önce Chollula denen Amerika kıtasının en eski şehrine oradan da Puebla ya bizi bırakması için anlaştık. Chollula, piramidiyle ünlü aynı zamanda. Genişliği mısır keops piramidinden fazla. Bu da kendisini dünyanın en büyüğü yapıyor. Ve fakat malesef piramid yıkılmış. Kolonici ispanyollar gelip tepesine kilise kondurmuş 1500 lerde. Bugünse sanki tepesinden bi lokma kesilmiş gibi içi görülebiliyor piramidin ki bu da bir şekilde onu yine özgün kılıyor çünkü hemen hemen hiç bi piramidin içine giremedik ne Meksika ne Guatemalada (palenque hariç). Piramidin tam yanında harika bir tren istasyonu gördüm. Trenlere oldum olası zaafım var ( hayır möölemiyorum), herneyse bu yeni tren yoluyla Chollula Puebla arası (45dk) trenle yolculuk da mümkün. Olmayan piramidi de gördükten sonra Puebla ya geldik. Dışarıdan merkeze ilerlerken her üçüncü dünya ülkesi gibi keşmekeş çirkin ve sanayileşmiş mahalleleri görüp önce bi oeeh olup sonra daha önceki yanlış önyargılarımızı hatırlayıp sabırla beklemeye karar verdik. Zaten 10 dk sürmedi şehre aşık olduk. Yemyeşil bir meydan, muhteşem eski ve korunmuş binalar, çeşmeler, bisiklet yolları, arnavut kaldırımı yollar, 400 yıllık kiliseler, müzeler, mutlu insanlar, çocuklar, aşıklar, evliler, evsizler, müzisyenler, balon ve şeker satanlar.. Rengarenk sımsıcak bir şehir. Hemen zocalo bölgesinin yan sokağında bir otelcike yerleştik. Çırağan sarayı kıvamında oda için gecesi 800 pesoya ( yaklaşık 150TL) kahvaltı dahil anlaştık. Daha ucuz oteller veya otelcikler hatta hostellar da var ama bu sefer gezimiz bir ay, yanımızda Meksikaya ilk defa gelenler, azıcık açtık kesenin ağzını. Çok da güzel olmasa da olur dersek 70-80 TL ye de yer bulunuyor.
Bir tatil klasiği olan hastalık bu gezide de peşimizi bırakmadı. Önce Taner sonra Evrim, Oytunda hafif kırıklık benimse ülkeden getirdiğim bronşit bizi hala bırakmasa da şehrin güzelliği hepsini unutturdu. Hemen her sokak başında sonunda ve ortasında ayrı müzisyenler, hiç susmayan ama hiç rahatsız etmeyen tatlı tınılar, hediyelik eşya ve antika pazarları, posita denen lezzetli içkisi, çukulata tarçın tuz et suyu ve bir araya gelmemesi gereken daha bir çok malzemenin karışımı bir sosla yenen Mole, bu şehrin spesyalleri.
Son günümüzde Evrimle baya turist kıvamında iki katlı otobüslere binip bir saat turladık. Bu otobüsler 60 peso, her yarım saatte bir kalkıyor, belli başlı yerlerde inip bir sonrakiyle geziye devam edilebiliyor. Ahmak turist otobüsü gibi görünse de aslında ilk gün yapılırsa şehrin kısa bir fragmanı gibi, baya bi fikir sahibi edio insanı. İlla turist olmaya da gerek yok, bir çok ülkenin bir çok şehrinde halk minibüsü veya otobüsüne atlayıp bi yarım gün gezmek şehri tanımaya yardımcı oluyo, hem de en ucuz şekliyle.
Puebladaki 3 gün jetlag ve yorgunluğa iyi geldi. Mesela şu an saat on ve ben hala sızmadım. Bugüne kadar yaşadığım en uzun jetlag in bu olmasını da hem Mexico city nin hem buranın 2000 küsür metrelik yüksek irtifasına bağladım.
Yarın Yucatan a geçiyoruz. Geçen sene yağmurluydu hep. Umarım daha şanslı oluruz bu sefer.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder