28 Ocak 2017 Cumartesi

Mexico City

Nasıl olur bir şehir hem dünyanın 5. en büyük şehri olup hem bu kadar sessiz, hem bu kadar huzurlu olur.. Amerikadan çıkarken, görevli adam Meksikaya gideceğimizi duyunca aman dikkat edin dedi. İçimden dedim be şapşal senin ülkende herkes silah taşıyor, saatte bir kadına saldırılıyor, insanlar ruhsuz, kaba, mutsuz, sen dikkat et asıl..
Mexico city e indik. Havaalanında yazmasa da, daha önceden okumuştuk "metro var (ama binmeyin)" diye. Bilet yaklaşık 2 TL. Bindik. Metrodaki yegane turistler olarak meraklı bakışlar altında ama rahatça otelimize vardık.  Sonra kendimizi Zocalo yani eski şehrin sokaklarına attık. James Bond'un son filminin bir sahnesine ev sahipliği yapan dünyanın en büyük meydanında yayılıp yattıktan sonra, hadi ayağımızın tozuyla bir müze gezelim bare diyerek Mezcal ve Tekila müzesini gezdik. Gezinin sonunda verilen ikram mezcali portakal dilimiyle, tekilayı da  limonla shot yaptıktan sonra saat 8 de sürünerek otelimize döndük. 
Jetlag feci bişi. Öncesinde bir sürü taktik geliştirdik. Uçakta az uyuduk, uçakta çok uyuduk, ilaç aldık, kendimizi tuttuk uyumadık filan falan. Yok kardeşim. Ey Jetlag sen mi büyüksün ben mi derken sızdık saatin 8inde. Türkiye'de sabah olduğunda da biz de kurulmuş gibi kalktık.
Ertesi gün hayvanat bahçesi, polanco sokakları, lüks bi restoranda et ve de yanında kazık yedikten sonra roma bölgesine yürüdük. Her türlü önleme taktiğe yemine iddiaya rağmen yine 8.5 ta sızdık. Ertesi gün, bir gün öncesinin restoran deneyimini dengelesin diyerek sokak büfelerinden etli fasulyeli avokadolu ve başka bilmemneli taco indirdik mideye tanesi 3 TL ye.Bu sene niyetliyim zehirlenmemeye. O yüzden yine herşeyi yiyorum ama çiğ olmaması şartıyla. Şimdilik fena gitmiyor.
Geçen sene Fridanın evine gittiğimden bu sene sevdiğim bi parkta oturup insan izleme sanatını geliştirdim Mexico city de. Hayran kaldığım Devrim anıtının altında 2 saat kaykay yapan, dans eden, öpüşen gençleri izledik. Ne yanlarından geçen teyze amcalar ne de polisler dönüp baktı. Hiç biri bir diğeriyle kavga etmedi. Olaysız, huzurlu, sakin bir akşamüstü. Hem de o çeşitlilikte. İçim acıyo bi yandan.  Biz ne kadar bölündük. Amma bölündük. Birbirimizden nefret eder olduk. Korkak olduk.  Umutsuz olduk.  Psikolojimiz bozuldu.  Bunun en ironik örneği de, ilk gün gittiğimiz şehrin eski tarihi meydanındaki sağlık ekiplerinin minibüslerini Evrim'in toma sanmasıydı. Gülelim mi ağlayalım mı bilmiyorum.

Gezimize dönecek olursak, bir sonraki durağımız Mexico city ye 2 saat uzaklıktaki Puebla şehri. Bu benim için de ilk olacak. Heyecanlıyım.

Hiç yorum yok: