Saat sabaha karşı 01:30. Playa del Carmen in ünlü 5. Caddesiyle keşisen bir yan sokakta, bi dükkancının dükkanının hemen yanında bulunan isimsiz resepsiyonsuz pansiyon kılıklı odasındayız. Odanın kapısının önünde çıplak bi kadın, merdivenlerden aşağıdaki çıplak olmayan ve sanırım sevgilisi olan adama gitme diyip duruyo yarım saattir. Öbürü de tutturmuş gidicem die. Kadın, adam giderse kendini öyle sokaa atcak sanırım. Adam gitse de gitmese de birazdan ben kadının kıçına bi tekme basıcam merdivenden döne döne uçacak sokağa o halde. Yemin ederim içmekten soğutuyolar insanı.
küçüklüğümden beri hep kendi yerimi açmak istemişimdir. belki bir kafe, bi pansiyon.. değişik insanlar tanımak, farklı hayatları bilmek öğrenmek, paylaşmak ve tüm bu renklerin içinde kendi rengimi bulmak..
30 Ocak 2017 Pazartesi
29 Ocak 2017 Pazar
Puebla
Mexico city sokaklarında yürürken denk geldiğimiz bir meksikalı şoför abiyle 2000 pesoya, önce Chollula denen Amerika kıtasının en eski şehrine oradan da Puebla ya bizi bırakması için anlaştık. Chollula, piramidiyle ünlü aynı zamanda. Genişliği mısır keops piramidinden fazla. Bu da kendisini dünyanın en büyüğü yapıyor. Ve fakat malesef piramid yıkılmış. Kolonici ispanyollar gelip tepesine kilise kondurmuş 1500 lerde. Bugünse sanki tepesinden bi lokma kesilmiş gibi içi görülebiliyor piramidin ki bu da bir şekilde onu yine özgün kılıyor çünkü hemen hemen hiç bi piramidin içine giremedik ne Meksika ne Guatemalada (palenque hariç). Piramidin tam yanında harika bir tren istasyonu gördüm. Trenlere oldum olası zaafım var ( hayır möölemiyorum), herneyse bu yeni tren yoluyla Chollula Puebla arası (45dk) trenle yolculuk da mümkün. Olmayan piramidi de gördükten sonra Puebla ya geldik. Dışarıdan merkeze ilerlerken her üçüncü dünya ülkesi gibi keşmekeş çirkin ve sanayileşmiş mahalleleri görüp önce bi oeeh olup sonra daha önceki yanlış önyargılarımızı hatırlayıp sabırla beklemeye karar verdik. Zaten 10 dk sürmedi şehre aşık olduk. Yemyeşil bir meydan, muhteşem eski ve korunmuş binalar, çeşmeler, bisiklet yolları, arnavut kaldırımı yollar, 400 yıllık kiliseler, müzeler, mutlu insanlar, çocuklar, aşıklar, evliler, evsizler, müzisyenler, balon ve şeker satanlar.. Rengarenk sımsıcak bir şehir. Hemen zocalo bölgesinin yan sokağında bir otelcike yerleştik. Çırağan sarayı kıvamında oda için gecesi 800 pesoya ( yaklaşık 150TL) kahvaltı dahil anlaştık. Daha ucuz oteller veya otelcikler hatta hostellar da var ama bu sefer gezimiz bir ay, yanımızda Meksikaya ilk defa gelenler, azıcık açtık kesenin ağzını. Çok da güzel olmasa da olur dersek 70-80 TL ye de yer bulunuyor.
Bir tatil klasiği olan hastalık bu gezide de peşimizi bırakmadı. Önce Taner sonra Evrim, Oytunda hafif kırıklık benimse ülkeden getirdiğim bronşit bizi hala bırakmasa da şehrin güzelliği hepsini unutturdu. Hemen her sokak başında sonunda ve ortasında ayrı müzisyenler, hiç susmayan ama hiç rahatsız etmeyen tatlı tınılar, hediyelik eşya ve antika pazarları, posita denen lezzetli içkisi, çukulata tarçın tuz et suyu ve bir araya gelmemesi gereken daha bir çok malzemenin karışımı bir sosla yenen Mole, bu şehrin spesyalleri.
Son günümüzde Evrimle baya turist kıvamında iki katlı otobüslere binip bir saat turladık. Bu otobüsler 60 peso, her yarım saatte bir kalkıyor, belli başlı yerlerde inip bir sonrakiyle geziye devam edilebiliyor. Ahmak turist otobüsü gibi görünse de aslında ilk gün yapılırsa şehrin kısa bir fragmanı gibi, baya bi fikir sahibi edio insanı. İlla turist olmaya da gerek yok, bir çok ülkenin bir çok şehrinde halk minibüsü veya otobüsüne atlayıp bi yarım gün gezmek şehri tanımaya yardımcı oluyo, hem de en ucuz şekliyle.
Puebladaki 3 gün jetlag ve yorgunluğa iyi geldi. Mesela şu an saat on ve ben hala sızmadım. Bugüne kadar yaşadığım en uzun jetlag in bu olmasını da hem Mexico city nin hem buranın 2000 küsür metrelik yüksek irtifasına bağladım.
Yarın Yucatan a geçiyoruz. Geçen sene yağmurluydu hep. Umarım daha şanslı oluruz bu sefer.
28 Ocak 2017 Cumartesi
Mexico City
Nasıl olur bir şehir hem dünyanın 5. en büyük şehri olup hem bu kadar sessiz, hem bu kadar huzurlu olur.. Amerikadan çıkarken, görevli adam Meksikaya gideceğimizi duyunca aman dikkat edin dedi. İçimden dedim be şapşal senin ülkende herkes silah taşıyor, saatte bir kadına saldırılıyor, insanlar ruhsuz, kaba, mutsuz, sen dikkat et asıl..
Mexico city e indik. Havaalanında yazmasa da, daha önceden okumuştuk "metro var (ama binmeyin)" diye. Bilet yaklaşık 2 TL. Bindik. Metrodaki yegane turistler olarak meraklı bakışlar altında ama rahatça otelimize vardık. Sonra kendimizi Zocalo yani eski şehrin sokaklarına attık. James Bond'un son filminin bir sahnesine ev sahipliği yapan dünyanın en büyük meydanında yayılıp yattıktan sonra, hadi ayağımızın tozuyla bir müze gezelim bare diyerek Mezcal ve Tekila müzesini gezdik. Gezinin sonunda verilen ikram mezcali portakal dilimiyle, tekilayı da limonla shot yaptıktan sonra saat 8 de sürünerek otelimize döndük.
Jetlag feci bişi. Öncesinde bir sürü taktik geliştirdik. Uçakta az uyuduk, uçakta çok uyuduk, ilaç aldık, kendimizi tuttuk uyumadık filan falan. Yok kardeşim. Ey Jetlag sen mi büyüksün ben mi derken sızdık saatin 8inde. Türkiye'de sabah olduğunda da biz de kurulmuş gibi kalktık.
Ertesi gün hayvanat bahçesi, polanco sokakları, lüks bi restoranda et ve de yanında kazık yedikten sonra roma bölgesine yürüdük. Her türlü önleme taktiğe yemine iddiaya rağmen yine 8.5 ta sızdık. Ertesi gün, bir gün öncesinin restoran deneyimini dengelesin diyerek sokak büfelerinden etli fasulyeli avokadolu ve başka bilmemneli taco indirdik mideye tanesi 3 TL ye.Bu sene niyetliyim zehirlenmemeye. O yüzden yine herşeyi yiyorum ama çiğ olmaması şartıyla. Şimdilik fena gitmiyor.
Geçen sene Fridanın evine gittiğimden bu sene sevdiğim bi parkta oturup insan izleme sanatını geliştirdim Mexico city de. Hayran kaldığım Devrim anıtının altında 2 saat kaykay yapan, dans eden, öpüşen gençleri izledik. Ne yanlarından geçen teyze amcalar ne de polisler dönüp baktı. Hiç biri bir diğeriyle kavga etmedi. Olaysız, huzurlu, sakin bir akşamüstü. Hem de o çeşitlilikte. İçim acıyo bi yandan. Biz ne kadar bölündük. Amma bölündük. Birbirimizden nefret eder olduk. Korkak olduk. Umutsuz olduk. Psikolojimiz bozuldu. Bunun en ironik örneği de, ilk gün gittiğimiz şehrin eski tarihi meydanındaki sağlık ekiplerinin minibüslerini Evrim'in toma sanmasıydı. Gülelim mi ağlayalım mı bilmiyorum.
Gezimize dönecek olursak, bir sonraki durağımız Mexico city ye 2 saat uzaklıktaki Puebla şehri. Bu benim için de ilk olacak. Heyecanlıyım.
Meksika ( mexico) - Küba (cuba) 2017
22 Ocak günü evrim Oytun ve taner ile birlikte önce İstanbul, bir gece havaalanında konaklama ardından sabah 7 uçağıyla Frankfurt aktarmalı olarak 23 Ocak öğleden sonrasında Miami ye vardık. Ama ne varış. Rodeocular gibi sağa sola yukarı ve aşağıya çalkalanarak indik. Sonra öğrendik ki daha bir gün öncesinde şehri kasırga vurmuş, oradan kalma rüzgarlar yüzündenmiş o sallantımız.
Bugün 24 ocak. Saat 11:05 uçağıyla Mexico City e uçma niyetinde idik. Yaklaşık bir saattir uçak içinde bekliyoruz. Dün gece yapılması gereken mekanik kontrol unutulmuş, yer görevlileri motordan kanatlara her şeyi gözden geçiriyorlar. Hava güneşli, 24 derece. Oytun bu beklemeler ve mexico city de hava durumunun 15 derece olduğunu öğrendiğinden beri, ben size Tayland a gidelim demiştim söyleminde. Şimdi anons yapıldı, kontroller bitmiş, müdür imzası gerekiyormuş, onun da izin günüymüş.. Ulan Amerika..