4 Ocak 2008 Cuma

karamsar olmasın 2008

bi baktim 2008in ilk entrysi ölüm. ikincisi de yaşam olsun o zaman. hepsi iç içe değil mi ki zaten.

huzur bulduğum çok şey var, yani hep siyah değil renkler. hatta alabildiğine canlı. her nefes alış veriş bir şans, bir başlangıç ve beraberinde getirdiği umut. mutluluk anlardan ibaret diye düşünüyorum. belki o yüzden şu iş, kariyer, giyim, kuşam, vs vs konularında bi vazgeçmişlik akar üzerimden. annemin de "kızım allasen bi ruj sür" demesi hep bu yüzden:) ama vallahi de ben vazgeçmedim ne hayattan ne renklerden.
ocakta tüten çayı seviyorum mesela. aile yemeklerini seviyorum. ailemi. sevdiğimi seviyorum. sevdiğim ve sevmediğim her şeyi benle paylaşan dostumu seviyorum.. denizi seviyorum, mavinin tüm renklerini. sokak köpeklerinin ıslak burunlarını, ve babamın ellerini, ve abimin sonsuz enerjisini ve annemin varlığını, koruyuculuğunu, onarıcılığını, yapıcılığını...gezmeyi seviyorum, minik dar sokaklardaki balkonu sardunyalı evleri, yine o evlerin içinden sokaklara taşan yemek kokularını. trenlerin serseriliğini, kırların huzurunu seviyorum. çadırı, rakıyı ve şarabı, çadır önü şiş kebabını ve çakıl taşlarını. güneşi, güneşin tepemi yakmasını, omzumun yanmasını seviyorum. paylaşmayı, yaratmayı ve merak etmeyi ve ümid etmeyi seviyorum. hayal kurmayı seviyorum ve özgürlüğü.. şıpıdı terliklerimi, sırt çantamı seviyorum..
umarım 2008 hepimiz için güzellikler getirir.. hepimize sağlık, huzur ve sevgi diliyorum..

show must go on

bu sabah sözlükte gezinirken, beğendiğim bi entrynin kime ait olduğunu öğrenmek için üzerine tıkladım, yazarının "merhum" olduğu yazıyodu.. merhum.. müzik takıldı birden o an. viuuvvvvzzztt.tık. durdu. dans edenler şaşkın şaşkın birbirine baktı. renkler soldu. o an işte o an, sorular başladı beynimde, ve ufak bir sızı kalbimde. merhum ne demek? yok demek .. var olmayan.. peki ya yazıları? enerjisi? zevkleri? sevdiği eşyaları? sevenleri? nereye gidiyor onca maneviyat? var oluşumuzun her anında iz bıraktığımız onca nesnedeki sıcaklığımız, ne zaman terkediyor hayatı?
sanki biri bizimle dalga geçiyor.. ölüceğini bilerek yaşayan şu zavallı canlılarla dalga geçiyor.. Tanrı, çocuğunu kumsala götüren bir anne gibi.. kuma bırakılıyoruz, elimizde dişli, kürek, kova. tek derdimiz güzel kaleler inşa etmek. canımızı dişimize takıyoruz kumdan kaleler yapıyoruz. uğraşıp didiniyoruz tırnaklarımızın içine kumlar doluyor. terliyoruz güneşin altında, ve bazen üşüyoruz soğuk su ayaklarımıza çarptığında. yılmadan, usanmadan kumdan kaleler yapıyoruz. sonrası malum işte.. bi dalgayla bitiveriyor ömrümüz. istisnasız, torpilsiz, sırasız.. foşşş içine alıyor bizi sonsuzluk, sanki hiç olmamışız gibi.
şimdi bi "show must go on" dinlenir..