12 Ağustos 2018 Pazar

Bence ben azıcık iskoçum

Bir ülke bu kadar mı içimi titretir.. ( tamam evet her gittiğim yer için aynı şeyi söylüyo gibi görünüyorum şu an ama bi okuyun)

Kasım ayında gittik. Bugün ağustosun 12 si. Baya bi zaman geçtiği halde İskoçya gezimiz deyince aklıma ilk gelenler

Karanlık mistik binalar, medeniyet, ücretsiz sanat müzeleri, müzelerde çocuklara özel programlar, doğa, kale, göller, trafiğin ve sürücülerin sakinliği, şipşirin dükkanlar ( hepsi mi iç mimar kardeşim),  otobüsün üstündeki yazı: dont read what you believe, rabbies tur ofisindeki muhteşem sandviçler, kuzeye giderken doğanın coşması, james bond skyfall, buzzz gibi hava, sımsıcak binalar, viski, ale, dağlar, yarlar, iskoçya ineği ( az küçük olsa al eve besle)..

Tabi kafamda sorular da var
Yılda azıcık gün güneş gören bu ülkede hemen hemen her çatıda güneş panelleri varken yılda 360 gün güneşli ülkem neden hala elektriğe para öder?

Müzelerde çocuklar için dokunabilecekleri, oynayabilecekleri, merak uyandıran bölümler yapmışlar. Atıyorum birinde bir ayna, kenarında bir viking erkeği ve kadını kostümü. Çocuk giyip aynada eğneliyo. Bu bizim müzelerde yapılamaz mı, zor bişey midir? Çocuk yetişkinler dünyasına eline bir tablet tutuşturularak mı girebilir?

Devlet halkını okumaya sorgulamaya ve inanmadığına da açık olmaya teşvik ediyor. Bizdeyse medya kanalları aracılığıyla sorgulamayan aynı şeyi düşünmeye itilen ve kendinden farklı herşeyi reddeden yüzbinler. Acaba tersi olsa ne olur Türkiyede?

Aah ah.. Medeniyet bir ayrıcalık ne yazık ki. Ve malesef toplumun en alt tabakasından başlayarak eğitimle yükselen bir değer. Bizdeyse eğitim yani iyi eğitim paraya endeksli. Medeniyeti ülkemde bu gidişle çok zor görürüz. Ama işte dışarıda böyle bir dünya olduğunu bilmek ve sonra birbirini yiyen insan jungleına dönmek azıcık koyuyor insana.

Velhasıl iskoçya harika bir ülke.  Orada yaşamayı isterdim. Edinburg gayet düzenli, yeşil, eski binaları ve modern bölümüyle rengarenk, parasıyla haşırt, etkileyici bir şehir. 
Paran sağlığın varsa git kardeşim. Git gör gel uygula.

Not: her etekli erkek gerard butler değilmiş. Üstleri de cıblag değil.  Ama etek olayını erkekte hiç yadırgamadım ne yalan söyleyeyim bence yakışıo.

Küba gezisi son yorumlar ( 1,5 sene sonra)

Evrimcan sorup durdu neden bıraktın küba yazını, bitirsene dedi. İçimden gelmedi ki. Kızdım küstüm resmen Kübaya. Daha derin, serin, bakir sular beklerken halka açık yal gibi havuz buldum. Çok yordu küba.
İki ayrı yorum duyacaksınız gidenlerden. Birinci grup turla, cruise gemisiyle veya rehberle gidenler veya bir sayfiye yerinde ev ve araba kiralayıp yerli bayanlarla kaynaşmaya gelenler. İkinci grupsa bireysel, kendi takılan, bizim gibi.
Birinci grup çok sevdik diyecek.  Sokakta su veya kahve veya ekmek aramamış olacak saatlerce. Cuc ve cup arasında pinpon topu gibi gidip gelmeyecek. Restoranlarda nokta atışı yapacak.  döküken ve pislik içindeki evlerde kalmayacak.  Ya cruise gemisine gidip orada yemek ve uykusunu halledecek, ya national otelde rahat edecek, ya da içki ve eğlenceye dalıp nerede olduğunu farketmeyecek veya umursamayacak.
İkinci grup ise ahanda böyle üçüncü günde sıçarım böyle işe deyip bloguna küsecek.
Bir daha gider miyim Kübaya? Kesinlikle. Zihinsel olarak kendimi daha iyi hazırlayıp ama. Bir de havanada çok takılmadan, diğer şehirleri kasabaları görmek isterim.  Muhtemelen o gezimde anlattıklarım apayrı şeyler olur. Büyükşehirden çıkınca insanlar daha bozulmamış olur diye düşünüyorum.
Neden 1,5 sene sonra yazıyorum bunları? Küba dosyasını kapatayım ki yeni maceraları yazayım. Örneğin şu an Dalyandayız. Kanal kıyısında şirin bir pansiyonda gelip geçen botları ve arada sudan kafasını çıkarıp hey noluyo yer yüzünde diye soran kaplumbuaları izleyip hayaller kuruyorum.  Kaya mezarlarına tırmanmak istiyorum. Mümkünse.
Hayallerde ilerlemeden önce geçmiş dosyaları kapatmak istedim.