21 Şubat 2016 Pazar

San cristobalden mexico city e

Uzun bi ara verdim bloguma. Sebebi? Zehirlenmem:) her bulduğumu yersem olacağı bu.
San Cristóbal den 15 dakika uzaklıktaki san Juan köyüne gittik 6 kişi bi taksiye sıkışıp. Festival zamanıymış. Hristiyan ve şaman ın inanılmaz renkli bir karışımı.  Kiliselerinde resim çekmek yasak. İçeriye çok hafif bir güneş ışığı giriyor gerisi yüzlerce mum. Yerlerde mumlar. İnsanlar da yere oturmuş grup grup.  Tavandan kumaşlar sarkıyor. Fonda mırıl mırıl dualar.. En uçta İsa yerine vaftizci Yahya nın heykeli var.  Duvarlarda azizlerin resimleri. Tütsüler yakılmış. Mum ışığında duman ve renkler birbirine karışıyor. 10 dakikalık bu ziyaret beni başka bi boyuta götüyor. Dışarı çıktığımda kapıda bir takım yerliler ellerinde çıkı çıkılarla dairesel şekilde dans ediyor. Ortada bi viski şişesi. Çaktırmadan bir iki resim çekip ayrılıyoruz.  Pazar var meyva alıyorum hemen kesilmiş doğranmış.  Tadı bi garip, bitirmeden atıyorum. Veee..  Gece bir gibi uyanıyorum mide bulantısıyla. Mide bulantısı benim en zayıf noktam. Ölüyorum gibi hissediyorum.  Sonra kusmalar başlıyo. Şiddetli titreme. Sabaha kadar en az 8-9 kez wc deyim. Ardından ishal. Sabah hastaneye gidiyoruz.  Hastane dediğim yer bi ev gibi duruyo dışardan. Dar karanlık ve soğuk bi koridora bir masa koymuşlar başında bir hemşire.  Açıklıyoruz durumu, birazdan doktor geliyor.  her yer buz.  Ben zaten ölüyorum. Başlıyorum ağlamaya. Kalbimi dinliyo mideme tık tık dokunuyo ne yedin diyo. Oh be Zika diilmişim demek ki. Bir torba ilaç yazıp gönderiyo bizi otele. 
Akşamüstü kusma ve ishal şiddetlenince tekrar dönüyoruz.  Başka bi doktor, serum vericez çok su kaybetmişsiniz diyo.  Hastanede kalacaksınız. Başlıyorum yine ağlamaya. Tanrım nolur bitsin istemiyorum burda kalmak. Bi odaya alıyolar hemen bi ısıtıcı geliyo. Serum için damar arama seremonisi başlıyo. Ağlıyorum yine bu sefer cidden acıdan ama.  akupunktur sanki oramdan del buramdan del yok damarlar büzüşmüş. Ölücem mi ben. Son kez deniyorum diyo hemşire. Allahım nolur bi damar bulsunlar serum versinler azıcık düzeliyim çok çaresizim. Son deneme.. Tamam diyo adam bu oldu.  Oh.. Şükür..  yavaş yavaş ısınıyorum yavaş yavaş bulantı geçiyo. Taner yanımda koltukta bekliyo.  Sabaha 7-8 saat var. Dakika dakika bekliyorum sabah olmasını. Biraz da uyku.. Sabah iki serum daha. Öğlen doktor geliyor. Bir serum daha. Akşamüstü elma yediriyor. Bunu çıkarmazsan hastaneden çıkabilirsin. Ölsem çıkarmam. 7 gibi kurtuluyoruz.  Temiz hava.. Bu arada otelde yer yok. Taner eşyaları toplamış çoktan getirmiş hastaneye. Köşede bi otel bulup yerleşiyoruz. Bu hasta olduğum anlar denizin altındayım sanki. Nefesimi tutmuş bekliyorum.  Dalmışım, ağzımı burnumu sımsıkı sıkmış bekliyorum. Bitsin diye.
Dört gün daha bitmiyor.  4.günün sonunda ilk çorbamı içiyorum korka korka. San Cristóbal amma kasvetli yermiş meğer. Ya da bana öyle geliyor.  Artık gidelim buradan, nereye olursa. Guatemala ya 10 saat araba yolculuğu şu halimde imkansız.  O zaman mexico city e uçalım hem çok ucuz.
İşte böylece Papa nın ziyaretinden bir gün önce, tam da sevgililer gününde Tuxtla Gutierrez havaalanından, epey bi rötarlı olarak uçarak kendimizi Mexico City e atıyoruz. 
Ibis oteli ayırıyoruz bir gece. Eşyaları odaya koyup ( oh.. Beyaz çarşaflar, sabun kokusu, iç açan bi dekor, güzel bir banyo, oh..) hemen dışarı çıkıyoruz. İlk dakikadan itibaren Mexico City bizi hayretlere düşürüyor. Bir çok insandan dinlediğimiz o tehlikeli, kaotik, gürültülü ve soğuk şehir burası olamaz. Aksine inanılmaz tatlı bir bahar havası, en kalabalık yerlerde bile anlaşmalı bir sessizlik, güzel caddeler ve onları süsleyen yüzlerce heykel, bir sürü kafe, restoran, her yer yemyeşil, parklar, bahçeler.. Bond filmindeki ana meydanı da buluyoruz. Dev gibi. Papanın ziyareti sebebiyle tribünler konmuş.  Hemen ertesi gün kaldırılıyor. Caddeler tıklım tıklım ama bir şekilde sessiz.
Frida nın filmini bir kez daha izliyoruz gece, sonrasında müzeye çevrilmiş olan evine gidiyoruz.  Diego nun aldatmaları beni o kadar kızdırmış ki onun ne müzesine ne de duvar resimlerinin sergilendiği bi başka saraya gidesim yok.  Frida nın çektiği fiziksel acılar yetmezmiş gibi bir de kalbini acıtmış hipopotam kılıklı herif. Allahtan bir hafta sonunda kızgınlığımı bir tarafa bırakıp, ulusal saraydaki Rivera resimlerini görmeye gidiyorum. Film izler gibi karşısında 45 dakka duruyorum bir duvarın. Her köşesi her karesi ayrı boyut ayrı hikaye. Ama yine de her komünist gibi sen de en çok diğer tüm insanları seversin kadınını değil.. Romantikliğin bir kadına değil tüm insanlığa adanmıştır doğuştan, kadınına anca kırıntılar kalır.
Herneyse konuyu dağıtmadan; mexico city nin altını üstüne getirdik bir haftada. Lima favori şehrimdi, buna da ikinciliği verdim.
Şimdi uçaktayız. Kalbimin öteki yarısı dediğim Guatemala ya inicez az sonra.  4 yıl olmuş. En son geldiğimde 32 yaşımdaydım. Çekiniyorum korkuyorum. Bizi tanır mı; iki ziyaretimizde olduğu gibi sarar sarmalar mı yoksa poposunu döner yüz vermez de anılarımızı da kirletir mi?
Ben olduğu gibi kabul ediyorum Guatemalayı. Sevmek bu işte di mi:) nasıl süprizler bekliyor bakalım bizi..

8 Şubat 2016 Pazartesi

San Cristóbal de las casas

Palenque yolunda 5 saatlik yolculuğa vıdılamışım.  Meğer o hiç bişeymiş. 5 saat sürecek diye hazırlıklı bindiğimiz palenque san cristobal otobüsümüzün şoförü,yolculuğumuzun 5. saatinde bi yol kenarı büfesinde mola verip aman burada yiyin daha 3 saatimiz var diyince şaka yapio sandık. Bi de üstüne yan şeritteki adam bizim şeride geçme çalışmaları yaparken üstümüze çıktı mı?! Oldu mu sana yol 11 saat! Ben burada en az bir ay kalırım. Derken.. Şehre bi geldik hava buzzz. Biz palenque de sıcaktan geberip uyuyamazken burada insanlar montlu bereli filan. Neyse ilk gördüğümüz otele yerleştik gecesi 300 peso. Koloniel bi binanın avlusu etrafına yerleşmiş çok basit sade ama yeterli odalar. Bina taş olduğundan neyse ki oda ılık.
Hemen kendimizi dışarı attık... Baaa yıll dımmm!! San cristobal muhteşem!! Tam benlik.  Dışarısı 9 derece ama kimsenin umru değil masalar insanlar dışarıda, restoranların kafelerin mağazaların kapıları ardına kadar açık, akla gelebilecek her türlü ve her bütçeye göre yemek içmek mevcut.  Yoga, dans kursları ilanları duvarlarda.  Cıvıl cıvıl bi yer burası. İlk iş bere almak. Sonrasında tabldot yemek sıcak Sebze çorbası..  Oh yorgunluk az da olsa gitti.

2 Şubat 2016 Salı

Palenque yolunda

Bugün öğlene doğru Campeche den ayrıldık.  ADO yla Palenque yolunun 4üncü saatindeyiz. Klimalar bozuk. Çıldırmak üzereyken Billie Jean ile Micheal Jackson yetişti imdadıma. Hararetimi bi aldı. Sanırım en az bir buçuk saat daha yolumuz var. Otobüsün wc sini bi ben bi de yaşlı bi amerikalı teyze kullanıyoruz.  Belirli bi düzenimiz var yaklaşık 1.5 saatte bir önce ben hemen ardımdan o. Yanımızda getirdiğimiz krakerler ve çukulatalar öğle yemeğimiz bugün. Suyu da biraz içiyoruz biraz da üzerimize döküyoruz serinlemek için.
Yol virajlı demişlerdi ama şu ana kadar dümdüz devam etti sorun yok.  Palenque ye geç varacağımız için ( hava kararmak üzereyken) kasabada bi ucuz otelde yer ayırttık. Hedef palenque antik şehri ve iki şelale görmek. Sonrasında Guatemala mı yapalım meksikada devam mı edelim e karar vermedik henüz. Guatemalaya san christobal den 12 saatlik bir otobüs ve karayoluyla geçmeyi düşünüyorduk fakat dün gece iki arkadaşı bir gece silahla alıkonulup soyulan bi amcayla sohbet ettikten sonra; acaba?  Olur mu ki?  Yoksa?ları değerlendiriyoruz bugün. Henüz bir plan yok.  Bugün ayın 2 si. Kaldı şurada 1.5 ay. Çok çabuk geçiyor zaman. Bu otobüs yolculuğu geçmiyo ama zaman maşallah pek hızlı. Zamanın göreceliği ile Eintein in kulaklarını baya bi çınlatıyorum. Esas karar verirsek o 12 saat nası geçecek!?.. Neyse du bakalım daha vakit var. İşin aslı,  ara sıra bünyeyi zorlamak iyi, canı azıcık sıkmak popoyu ağrıtmak sonraki ufak mutluluklara iyi bir taban oluşturuyo.

Palenque devam :
Sabah 9 da Palenque arkeoloji alanına girdik. Devasa ağaçlar ve kocaman yapraklı bitkilerin arasından bir sürü irili ufaklı piramit. Şu ana kadar meksikada gördüğüm en iyi kalıntılar. Ki bunlar daha şehrin %3 üymüş. Kalanı hala kazılmayı bekliyor.  Burada hem tarih hem de jungle keyfi yapıyoruz. İki üç saat rahat geçiyor. Tapınağın birinin tepesinde fotoğrafçı Tobyle tanışıp sohbet ediyoruz.  Ha bu arada ilk defa bir Türk otobüs grubuyla karşılaştık. İstanbul ve İzmir den gelen yaklaşık 20 kişilik bir grup. Kapıda bir süre muabbet sonra içeride yine karşılaşıyoruz. Her gün deli danalar gibi koşturmaktan bıkmışlar ah keşke sizin gibi yavaş yavaş gezsek, genç olsak da kendimiz sallana sallana istediğimiz gibi dolansak diyor birçoğu. Piramidin tepesinde gençliğin hakkını onlara iade ediyorum ben nefes nefese ama teyzelerde amcalarda tık yok. Onlar bizim bir gün önce ayrıldığımız campeche ye devam ediyor biz de gezmeye devam ediyoruz. Antik şehirden müze tarafından çıkarken çok güzel bir şelale görüyoruz girilemiyor ama tam fotoğraflık. Girileni olan Misol- ha ya buradan sonra gideceğiz.

Şelale ve palenque den ayrılış:
Şelaleler için minibüsler öğlen 12 ye kadarmış.  Geç kaldık. Bir taksiyle anlaşıp 500 peso ya Mishol- Ha ya gidiyoruz.  Ertesi gün yapmur yağıcak öyle dio google, o yüzden bugün o şelalede yüzdüm yüzdüm yoksa zor. Yarım saatlik bir manzaralı yolculuk sonrasında varıyoruz. Ben hayatımda ilk defa şelale gördüm sanırım. E bi de yüzdüm şelalede. Blue lagoon fantazimin yanına bi ✅ tık koyabilirim.
Akşamüstü biraları alıp cevatın orman kampını ziyaret ediyoruz. Jungle yürüyüşü ardından bir mezcal ve hava kararmadan minibüse atlayıp otele dönüyoruz.
Palenque için bir tam gün iki de gece yetti bize. Akşamına, ADO dan ertesi sabah 05:45 için San Cristobal biletlerimizi alıp günü kapatıyoruz.