27 Eylül 2007 Perşembe

kuantum ne ki

kulaktan dolma bilgilerle -evet resmen bu konuda ciddi yazılar okumadım henüz ve sadece bi kaç makale ve duyduklarıma dayanarak - yazacağım az sonra yazacaklarımı. ve eminim bi süre şu kuantum denen dalgayı inceleyip adam akıllı fikir sahibi olunca da kabamla gülücem bu yazdıklarıma ama bu beni yazmaktan alı koyamaz şu an.

kuantumdan anladığım: herşey başka birşey tarafından etkilenir. veyahut, bir şeyin değişebilmesi için mutlaka ve mutlaka kendi dışında birşeyin etksi lazımdır. hani şu "bir kelebeğin kanat çırpışı dünyanın diğer ucunda bir fırtınaya sebep olabilir" muabbeti.
fakat öte yandan, hayalperest bir insan olan ben, hayal kurmak ve geliştirmek için zaman zaman yalnız kalma ihtiyacı duyarım. yalnızken dükkan benim, yalnızken umut bende, hayal bende herşey bende. aynı zamanda beyin cimnastikleri yaparım hafiften, bakış açıları denerim içimden. pekii.. şayet dış etken olmadan biz değişemiyorsak, bu demektir ki bugüne kadar afedersiniz mal gibi durmuşum demektir. hayal kuruyorum ya da hedef buluyorum ya da kendimi geliştiriyorum ayaklarına durduğum yerde odun gibi durmuşum demektir. pek vahim.. o zaman şu soru geliyor: şayet bu doğruysa, yani insan biriyle tartışıp konuşmadan ya da okumadan ite ne biliim etkileşmeden fikir doğuramıyorsa, ilk oluşum kimden çıktı ve o nasıl bir etkileşimle fikrini ortaya koydu?? sorular, sotular , sorular..

22 Eylül 2007 Cumartesi

hayatin anlami -2

hayata geliş (gönderiliş ve/veya atılış) amacımı sorgulamaktaydım bir süredir. hayir 13 yasinda ergen degilim , okullu da değilim hani boş kalıp sorgulayayım kendimi; resmen eşek kadarım, ananemin 3 cocuklu oldugu yastayim ve eskilerin orta yaş dedikleri bölümün kıyıları uzaktan görünmekte ve ben kalkmış hayatımın anlamını sorguluyorum iyi mi.. iyi, kesinlikle iyi.. insan zaman zaman oturup sorgulamali hayatinin o andaki anlamini. her donem farkli seylerin anlami yucelebiliyor kafasinda insanin onu anladim ben. yani birakin hayatin bir anlami olmasini, her donem icin farkli anlamlari var ustelik... ornegin bebekken hayatin anlami oyuncaklarimdi. Ken'in barbi'ye olan aski, lego ahmet amcanin kasabasinin duzenli bi sekilde kurulmasi, 4 vagonlu trenimin raydan cikmadan 1 metre gidebilmesi. sonra okullu oldum, hayatin anlami universiteye girebilmek oldu. taa ilkokuldan basladi maraton, anadolu lisesine gireyim, yok aman hangi bolumde okuyayim, nereyi seceyim zart zurt derken oh..attim kapagi su senelerdir enseme yapisik duran universiteye.. attim da nooldu?? daannnnn.. hayatin anlami degisiverdi birden! gez kizim begum! gör kızım begum, yaşa kızım begüm.. bu günler geri gelmeyecek, dal hayatın tam ortasına, gir çık tüm patikalara. namı diğer "carpe diem"..
sonra okul bitti, e mastır filan bize ters, eğitim sistemi koydu mu beni kapının önüne.! ee? şimdi bi anlam koymak lazim hayata, bulamadim mi ben! dustum yataklara, beynim sanki kendini yiyo, ölücem yahu biri bi hedef filan koysuın önüme de hani ona anlam yükliyim, calisiyim didiniyim filan.. ı ıh.. yok.. bulamadım anlam bi süre. klasik anlamlar da hosuma gitmedi, yok paraymis, yok evlilikmis, olmadı uymadi ustume o elbiseler. o gun bu gundur yasamaktaydim pek de anlam aramadan hayatta..
diyecegim sudur ki, bir gun gelip de ulan bunca sene boyle yasadim mger hersey yalanmis meger kral ciplakmis vs vs dememek adina insan zaman zaman durup durum raporu vermeli kendine. "nerden geleysun neree gideysun" gibi....

8 Eylül 2007 Cumartesi

hayatin anlami - 1

soru 1: hayattaki yolumuzu biz mi çizeriz, yoksa zaten çizilmiş bi yolun kalemle üstünden mi geçeriz? ehliyet kursundaki arabalar gibi, direksiyonu tutan, gaza frene basan biz miyiz yoksa görünmeyen ayaklar mı duracağımız ya da ilerleyeceğimiz zamanı belirliyor?
kaçımız istediğimiz hayatları yaşıyoruz?
bence hayatımız, istediğimiz ya da özendiğimiz hayatlara ulaşmak için çalışıp çabalamakla geçiyor. kaybedecek birşeyi olmadan yola çıkanlar belki sonunda varıyorlar vaadedilen topraklara. ama inanıyorum ki onların da umduklarıyla buldukları bir olmuyor. yolun sonunun hayali, gerceginden daha guzel oluyor muhtemelen.
belki de anlamamız gereken o tek ufacık nokta, o herkesin peşinde koştuğu "sır", sadece yaşamamız gerektiği.. varılan noktadansa yolculuğun kendisinin önemli olduğu..

6 Eylül 2007 Perşembe

romantik


kucuklugumde, uykudan once babamin ya da annemin bana okudugu masallarda sekillendirdim ben hayati. bir cocugun hayal gucu nasil derinse, benim de sekillendirdigim hayat hep oyle derin oldu. .. ve tahmin edebilirsiniz ki masallar bittikten sonraki yillarim o derin sularda yuzme cabalariyla gecti.
yillar sonra bakiyorum da, kimi anne olmayi secti kimi es, ben ise hala cocuk kalmayi secenlerdenim. hayat universitesinin arastirma gorevlisi.. hayata karsi o cocuksu hevesim ve heyecanim bitmesin istedim, bilinmeyen yerlerde agir agir ilerleyen bir otobusun tek yolcusu olmak istedim. belki de cocuk kalmayi secme nedenim yolculugun hic bitmemesini istememdendir.. yine de siz bunu bana soylemeyin, bilmeyeyim..

3 Eylül 2007 Pazartesi

deniz kestanesi

ne leylekler getirmiş beni, ne de çingeneler kapıya bırakmış. . deniz kestanesinden çıkmışım ben bi rivayete göre.. belki bu yüzdendir denizsiz yerde yaşayamamam. . belki bu yüzdendir denize kenarı olmayan sökeyi hiç sevmemem..
78 yılı sonbaharında bozcaadada babamın kendi elleriyle dipten çıkardığı bir deniz kestanesinin içinden annemin midesine girivermişim iki lokmada..
tıp dünyası 79 yılının haziran ayının 8 ine tarih biçmiş annemle babama. o gün abi oluyosun demişler abime. ama aynı gün annemle babam evlenmişler, ve yine aynı gün abim gözlerini açmış dünyaya. aynılıkları o o zaman da sevmeyen ben, yine kendi bildiğimi yapip 19 gün daha direnip 27 sinde uykusundan uyandırıp annemi çıkıvermişim içinden..

1 Eylül 2007 Cumartesi

savas

ne ikinci dünya savasi, ne kurtulus savasi, ne sag-sol catismasi ne aclik ne yokluk mucadelesi. en buyuk savasim kendimle oldu benim. bilincli olarak yaratmadigim ordularim hic acimadan batirdi mizraklarini atesledi silahlarini tum organlarima dogru. beynimde surekli bir muharebe, hic durmadan yorulmadan, gece gunduz demeden saldirdi bana. cocukken savasmayi bilemedim cok cunku saldirilan koylerdeki insanlar saf temiz siradan halkti bilmiyordu savasmayi. ordularim vurdukca halkim zayif dustu yara aldi geriye cekildi. ordularim halkimi beynimin en kosesinden asagiya atmaya calisti cokca. direndikce ustume geldim, doner bicaklariyla tasla sopayla yuklendigim oldu kendi halkima, ve cok yoruldum.. ayni "yesil yol"daki dev adam gibi yoruldum.. sonralari baktim hayat boyle gecmeyecek ve baktim ki hayattan gecmeye niyetim yok, muzakere teklif ettim ordularima. bu sirada halki guclendirdim, onlara savasmayi ogrettim, ogretmenlerim de oldu bana yol gosteren - hepsine minnettarim. simdi baris hakim topraklarimda. ordularim dinleniyor, halkimsa gucleniyor.
tek dilegim su an , bunun bir firtina oncesi sessizligi olmamasi..