25 Kasım 2009 Çarşamba

9 Eylül 2009 Çarşamba

eylül

olimpos eylülde güzeldir. .
hırka kahveye en çok eylülde yakışır.
güneş fotoğraf için en güzel ışığını eylülde verir. ilk yağmurlar eylülde başlar, uzun zaman sonra duyduğun ilk nemli toprak kokusu eylüldedir. sinemalar eylülde canlanır.
istanbul eylülde güzeldir. avrupa eylülde güzeldir. gezmek eylülde güzeldir.
terlemezsin çok eylülde. çok da üşümezsin. herşey kararındadır. sevdiğin terletmez seni yan yana uyuduğunda. ağır battaniyeler altında ezilmezsin de henüz.
ev arkadaşları eylülde buluşur, eylülde dönerler üniversite şehirlerine. barlar eylülde canlanır,
şehrin damarlarına insan pompalanır tekrardan renklenir cildi kentin.
kurslar eğitimler eylüldedir. değişmek istersen, yeni bişeyler öğrenmenin ilk adımı eylüldür.
yıldız haritaları bi rahatlar, açar yolunu aşkın. bedende ruhta güneşin erittiği kalpler yeniden şekil alır, toplanır şöyle bi eylülde. kendine gelir hafif esintilerle ve başlar yeniden çarpmak için bir neden aramaya.
özgürlük, uyanış, diriliş, aşk sanat müzik herşey eylül olur eylülde.

24 Ağustos 2009 Pazartesi

30 yaş sendromu üzerine

çevremde 30 yaş sendormu yaşayan kadınlar, çoğunlukla hatta tümüyle, bekar olanlar ( ben dahil). ne ilginçtir ki evli arkadaşlarımın hiç biri bu sendromu yaşamadı, belki de yaşayacak, kendini dinleyecek zamanları yok evdir iştir çocuktur kocadır derken. biz bekarların yoğun derdi ise artık eskisi gibi güzel ilişkiler yaşayamamaktan korkmak. aşk trenini kaçırmış olmaktan korkmak. yoksa inanın bayanlar, şu yaşımızda bekar olmamızı sağlayan da hayatta istediğimiz bir çok şeyi yapmış olmanın verdiği güç. belki bizi olası evliliklerden alıkoyan da, kısıtlanma korkusuydu. Guzel bir ilişki yakalarsanız bana yazın olur mu.. birilerinin bu zinciri kırmış olduğunu görmek beni mutlu edecektir..

bilimsel bişilerle gel bize diyenlere: http://www.webhatti.com/ruh-sagligi/414540-30-yas-sendromuna-dikkat.html

15 Şubat 2009 Pazar

aylardır yazmıyorum, elim gitmiyo bi türlü şu sayfayı açmıyorum..dum..

geçen hafta bugün, gencecik bir arkadaşımızı toprağa verdik. ardindan biz tekrar nefes aldik, yemek yedik. obur hafta ayni gun, belki cenazedeki digerleriyle sohbet edip gulumsedik. giden giderken, arkasindan ne goturdu? tanrim korkumu bastirmamin yollarindan biri, ölünce cozer miyiz hayatin sirrini diyen merakim..

mezunlar dernegine yazilsam diye dusundum cenazede, amma cok insan gelmisti okul hayatindan.. bi doktor abim der ki, hayat, olmeye yattigimizda aklimizda kalan anilardir..

hayata donecek olursak, cok sey degisiyor.. hayatimda, cevremde, tum dogrular tum yanlislar degisiyor. ben sanki bunun boyle olacagini bilirmişcesine onceden, kendime uzun vadeli yollar cizmemis idim. yollar kopruler yikiliyor, yeni yollar olusuyor. bu degisimi seviyorum, icime heyecan tohumlari atan bu degisimden hem olesiye korkuyorum, hem de bu degisimlerle yasadigimi hissediyorum. gecen gun derste dinler tarihi profesoru dedi ki, insan olecegini bildigi icin asla hayattan tam anlamiyla zevk alamaz. bu nedenle de bir cok din insana dunyevi zevklerden uzaklasmasini soyler mutluluk yolu icin.

bense tam tersini dusunuyorum, sonunu gormedikce anlami da bulamiyor insan. kaybetmekten korkmadan bulamiyor aradigini. sonsuz bir hayatta gunesin her gun dogacagini bilmek ne kadar mutlu ederdi gunes dogdugunda beni?

inadina yasamaliyim, belki gorebilecegim son dolunay, belki dinledigim son sarki.. doyasiya yasamaliyim..